Kaynak: http://www.kamatur.org/index.php http://www.kamatur.org/sozluk/index.php?a=list&d=1&t=dict&w1=A A 1. a ya, ise anlamında Karaçay-Malkar Türkçesi'ne özgü bir ek. Ünlü ile biten kelimelerden sonra "va" şeklinde gelir. ◊ a mümkün mü?, olur mu? anlamında bir ek. … Ornekler: sen a nek kelmeyse; ya sen niye geliniyorsun. anı va çırtda körmegenme; onu ise hiç görmedim. men tohta deyme, sen a callab barasa; ben dur diyorum, sen ise sıvışıp gidiyorsun.; men kadahb işleyme, sen a?; ben harıl harıl çalışıyorum, ya sen?; barmay a, barmay amalıbız cokdu; gitmemek olur mu, çaresiz gideceğiz, a dilek bildiren bir ek. ' aytsang a; söylesene. berseng a; versene. 0.6 KB 2. Abacırık örtüsü açılmış, biçilmiş, çıplak Ornekler: ~ cer: çıplak yer 3. Abacırıklık çıplaklık, örtüsüzlük 4. Abadanlık büyüklük, irilik, yükseklik Ornekler: ~ıŋı körgüzt: büyüklüğünü göster 5. Abadanırak büyükçe, irice, yüksekçe Ornekler: ~ söleş: yüksekçe konuş, ~ın ber: iricesini ver, meni caşım anıkından ~dı: benim oğlum onunkinden büyükçedir 6. Abazakoyan ebegömeci bk. adaygüttü. 7. Abaçı öcü, gulyabani 8. Abdez abdest Ornekler: ~ almak: abdest almak, ~ buzmak: abdest bozmak, ~ suv: abdest suyu 9. Abdezli abdestli 10. Abezek kol kol üstüne konularak grup halinde oynanan bir karaç-malk. halk oyunu Ornekler: ~ge bardırmak: abezek oynatmak. 11. aba anne 12. abadan büyük, iri, yaş ve boy itibııriyle büyük Ornekler: abadan caşım üydedi; büyük oğlum evdedir, gakkını abadanın sayla;; yumurtanın irisini seç. 13. abadanlık irilik, büyüklük ◊ yaş itibariyle büyüklük. Ornekler: caşlanı ortasında; abadanlıgın esge alıb söleşdi;; gençlerin ortasında yaşını; dikkate alarak konuştu 14. abadarlak daha kuvvetli, daha büyük, daha gür 15. abaçı cin, hortlak ◊ öcü 16. abrek eşkiya,haydut 17. abıcırık toprak 18. Aç-calanŋaç karnı aç-üstü yalın (aç-sefil) 19. Aç-tok aç-tok 20. Açaytmak acıktırmak 21. Açaytıv acıktırma 22. Açdırmak açtırmak 23. Açdırıv açtırma 24. Açha akçe, para … Ornekler: Altın ~: altın akçe, kağıt ~: banknot, ~ hurcun: para kesesi, ~ bölmek: para bozmak, bölünŋen ~: bozuk para, col ~: yol parası, önküç ~: ödünç para, uvak ~: ufak para, ~ beriv: para verme, tıyılğan ~: kesilen para, boluşluk ~: yardım parası, ~ avuşduruv: para değiştirme, ~ğa boçha azmıdı?: akçeye bohça (kese) az mıdır? 0.4 KB 25. Açha-boçha akçe-bohça Ornekler: Açhası-boçhası igidi: akçesi-bohçası çok. 26. Açha-maçha para-mara 27. Açhalay para olarak, akçe olarak 28. Açhalı paralı Ornekler: ~nı kolu oynar, ~sıznı közü oynar: paralının eli oynar, züğürtün gözü oynar 29. Açhalılık paralılık 30. Açhasız parasız, züğürt 31. Açhasızlık parasızlık, züğürtlük 32. Açhaçık akçecik, paracık 33. Açhıl ekşi Ornekler: ~ suv: maden suyu. 34. Açhıllık ekşilik 35. Açhıç anahtar Ornekler: ~ orun: anahtarlık, anahtar deliği, ~ıŋı birgeŋe al: anahtarını yanına al, kiritni ~ı kaydadı?: kilidin anahtarı nerede? 36. Açköz aç gözlü, doymak bilmeyen. 37. Açlay aç olarak, aç halde. Ornekler: Sabiyle ~ cathandıla: çocuklar aç halde yattılar, ~ ölgün!: aç olarak ölesice! 38. Açlık açlık … Ornekler: ~ı belgilidi: açlığı belli oluyor, ~ sınamak: açlığı sınamak, açlığı tecrübe etmek, ~, calanŋaçlık, işsizlik: açlık, sefalet, işsizlik, ~ cetgen zamanda: açlık eriştiği zaman, Allah ~ sınatmasın: Allah açlık sınatmasın, Allah açlıkla terbiye etmesin. 0.3 KB 39. Açmak açmak … Ornekler: Eşikni ~: kapıyı açmak, kiritni ~: kilidi açmak, col ~: yol açmak, kıyırın ~: kenarını açmak, kazavat ~: savaş açmak, etin ~: çıplak yerini açmak, betin ~: yüzünü açmak, keŋine ~: ardına kadar açmak, karab közüŋ körmeydi, eşik açarğa erinmeydi: bakıp gözün görmüyor, kapı açmaya üşenmiyor (bilmece/rüzgar), için ~: içini açmak, içini dökmek, avuzun açıb karaydı: ağzını açıp bakıyor, orunuŋu aç da cat: yatağını aç da yat, üsüŋü aç: üstünü aç, içki til açar: tatlı dil (her kapıyı) açar, ötürügün ~: yalanını ortaya çıkarmak. 0.6 KB 40. Açteper haris, aç gözlü, hırslı. 41. Açteperlik harislik, aç gözlülük, hırslılık. 42. Açı acı, ekşi, hüzün, acı, keskin, şiddetli, sert … Ornekler: ~ şibiji: acı biber, ~ tatıv: acı tat, süt ~dı: süt ekşidi, ~ cılamuk: acı gözyaşı, ~ iyis: ekşi koku, ~ cel: keskin rüzgar, ~ avruv: şiddetli hastalık, ~ cuvab: sert cevap, ~ tilli: keskin dilli, ~ kıyınlık: şiddetli felaket, ~ duşman (tuşman): şiddetli düşman, ~ kazavat: şiddetli savaş, ~ küreş: sert mücadele, ~ boyav: keskin renk, ~ kızıl: açık kırmızı, ~ kızıl ceŋil oŋar: açık kırmızı çabuk solar, şibijini ~sı: biberin acısı, ~ bolsa da açık söz aşhı: acı olsa da açık söz yahşi, açı kızıl terk oŋar, bek süygen terk döŋer: açık kırmızı çabuk solar, çok seven çabuk usanır (a.s.), turu söz ~: doğru söz acı (gelir) (a.s.). 0.8 KB 43. Açık açık, vazıh ◊ vokal, sesli harf … Ornekler: Eşik ~dı: kapı açık, ~ eşik: açık kapı, ~ aytıv: açık söyleme, ~ cağa: açık yaka, ~ cara: açık yara, ~ köllü: açık kalpli, misafirperver, cömert, ~ köllü konakbay: misafirperver konakbay, ~ çöb atıv: açık kura çekme, ~ söz: açık söz, anlaşılır söz, ~ etmek: açıklamak, ~ bolmak: ayan beyan olmak, meydana çıkmak, süymekliğin ~ etmek: ilan-ı aşk etmek, sevgisini açıklamak, kimge da ~ zat: kime de belli olan şey, herkesçe bilinen, ~ köten: götü açık, aşırı cömert, çıplak, züğürt, ~ körünmek: belli olmak, açık görünmek, ~ carağa tuz sebgença: açık yaraya tuz serpmiş gibi.; ~tavuşla: sesli harfler, tar ~: dar sesli, keŋ ~: geniş sesli, cumuşak ~: yumuşak sesli, ~ bölüm: açık hece, sesli harfle biten hece, katı ~: sert sesli. 0.9 KB 44. Açıklanıv açıklanma, izah edilme 45. Açıklav açıklama, izah Ornekler: İşni bolumun ~: işin vaziyetini izah, muratın ~: gayesini açıklama. 46. Açıklavçu açıklayıcı, niteleyici, belirleyici Ornekler: ~ boysunŋan aytım: belirleyici yan cümlecik, belirleyici bağımlı cümle. 47. Açıklık açıklık, berraklık, netlik Ornekler: İşni ~ı: işin açıklığı, suratnı ~ı: resmin netliği, künnü ~ı: günün berraklığı, söznü ~ı: sözün açıklığı, cürekni ~ı: kalbin açıklığı, candanlık, içtenlik. 48. Açılmak açılmak … Ornekler: Eşik açıldı: kapı açıldı, kirit açılmaydı: kilit açılmıyor, açılıb turmak: açılıp durmak, keŋine ~: ardına kadar açılmak, sonuna kadar açılmak, közü ~: gözü açılmak, gözü görmeye başlamak, kazavat açılğandı: savaş açıldı, avruvdan ~: hastalıktan kurtulmak, Teyri eşik açıldı: Tanrı’nın nuru göründü, ilahi ışık tecelli etti. 0.4 KB 49. Açılmazça açılmayacak şekilde Ornekler: Terezeni ~ begitmek: pencereyi açılmayacak şekilde sıkı kapatmak. 50. Açılğan açılan, açık Ornekler: ~ eşik: açılan kapı, açık kapı, eki ~ eşik: iki tarafa açılan kapı, mektapnı ~ künü: okulun açıldığı gün, ~ kolayaz kuru cabılmaz: açılan el boş yumulmaz, dilenen el boş çevrilmez 51. Açılık acılık, şiddetlilik, sertlik Ornekler: Şibijini ~ı: biberin acılığı, kazavatnı ~ı: savaşın sertliği.; Açılıv açılma, görünme. 52. Açılıv açılma, görünme 53. Açılıvçu açılıcı, açılan, açılabilen. Ornekler: Tartılıb ~: çekilerek açılabilen. 54. Açıma ekşi, tehammür etmiş Ornekler: ~ süt: ekşi süt. 55. Açımak acımak, acı duymak, üzülmek ◊ acımak, ekşimek, mayalanmak, tehammür etmek. … Ornekler: Kolum açıydı: elim acıyor, cüregi ~: kalbi acı duymak, açımay: acımadan, acımaksızın, açır közüvü bolur edi: üzüleceği varmış, acı çekme sırası varmış, adam açımasın ansı!: insan üzülmeye görsün yoksa!, açırıknı kuvutdan tişi tüşer: acı çekecek (olanın) kavut (yerken) dişi düşer; Süt açığandı: süt ekşimiş, tılı açığınçı sabır bol: hamur mayalanana kadar sabret. 0.5 KB 56. Açımağan acımayan, ekşimeyen, mayalanmayan Ornekler: ~ gırcın: mayasız ekmek, ~ tılı: mayalanmayan hamur, ~ boza: tehammür etmeyen boza. 57. Açınmak sempati duymak, içten ilgilenmek, kalpten alaka duymak, samimiyetle ilgi göstermek. 58. Açınıv samimi ilgi gösterme 59. Açıthı maya, hamur mayası. 60. Açıtmak acıtmak, canını yakmak ◊ mayalandırmak, tahammür ettirmek, ekşitmek … Ornekler: Açıtıb turmak: acıtıp durmak, canını yakıp durmak, açıtırça: acıtacak şekilde, canını yakacak kadar, açıtmazça: acıtmayacak kadar, ana kolu açıtmaz: ananın eli acıtmaz.; Tılı ~: hamuru mayalandırmak (daha ziyade hamur yoğurmak anlamına kullanılır), sütnü ~: sütü ekşitmek. 0.4 KB 61. Açıtılmak ekşimeye bırakılmak, acıtılmak, mayalanmak Ornekler: Tılı açıtılğandı: hamur mayalanmaya bırakıldı (hamur yoğuruldu anlamına da gelir ki, en çok da bu anlamda kullanılır). 62. Açıtılıv acıtılma, mayalanmaya bırakılma. 63. Açıv açma ◊ acı, üzüntü, keder, acıma, üzülme ◊ öfke, sinir, kızgınlık … Ornekler: Tükenni ~: dükkanı açma, col ~: yol açma, köz ~: göz açma, gözü açma.; ~ sınamak: acı sınamak, acı çekmek, ~ körme!: acı görme, hüzünlenme!, ~ cılamak: acı gözyaşı dökmek, ~ cılamuk: acı gözyaşı, cüregine ~ tüşmek: kalbine acı girmek.; . ~ bolmak: asabını bozmak, ~ etmek: sinirlendirmek, canını sıkmak, ~u üsünde: öfkesi üstünde, ~una ketmek: canı sıkılmak, ~un almak: öfkesini gidermek, kızgınlığını çıkarmak, ~uŋu tıy: asabına hakim ol, öfkeni tut, ~u burnunu uçundadı: öfkesi burnunun ucunda, ~ eter üçün: sinirlendirmek için, çatlatmak için, senŋe ~ğa: sana inadına, seni kızdırmak için, ~ğa etgença: kızdırmaya yapmışçasına, inadına yapmış gibi, ~u sınŋandan sora: öfkesi geçtikten sonra, ~ tiymek: acı girmek, cüregine ~ tiygendi: kalbine acı düştü, ~ söz: kızdırıcı söz, ~dan carılmak: öfkeden çatlamak, ~u burnuna çabdı: acısı burnuna aksetti, öfkesi burnuna vurdu, ~ etgen: sinirlendiren, ~ duşman, akıl tos: öfke düşman, akıl dost , ~ birni horlar, akıl miŋni horlar: öfke birini yener, akıl binini yener , ~ ne ullu bolsa da tavnu buzmaz: öfke ne kadar büyük olsa da dağı dağıtamaz 1.3 KB 64. Açıvlandırırça sinirlendirecek gibi, kızdıracak gibi. 65. Açıvlandırıv sinirlendirme, kızdırma, öfkelendirme. 66. Açıvlanmak kızmak, öfkelenmek, sinirlenmek Ornekler: Açıvlanıb karamak: sinirlenerek bakmak, bek ~: çok kızmak, açıvlanıb turmak: sinirlenip durmak, açıvlanarak bolmak: öfkelenir gibi olmak. 67. Açıvlanıv öfkelenme, kızma, sinirlenme 68. Açıvlanıvuk,Açıvlanıvçu kızıcı, sinirlenici, çabuk kızan, öfkelenici Ornekler: Sen bir ~sa: sen çabuk öfkelenen birisin. 69. Açıvlanışıv (birbirine) kızışma, öfkelenişme 70. Açıvlanŋan öfkelenen, sinirli, kızan, köpüren … Ornekler: . ~ közüvümde: kızdığım sırada, meni ~ım seni üçündü: benim kızgınlığım senin yüzünden, asırı ~dan ne eterin bilmeyedi: aşırı sinirlenmekten ne yapacağını bilmiyordu, ~nı tili burnuna ceter: öfkelenenin dili burnuna erişir 0.3 KB 71. Açıvlu öfkeli, kızgın, sinirli, acılı, kederli. … Ornekler: ~nu allına turma: öfkelinin önüne çıkma, ~ başda akıl cok: kızgın başda akıl yok, ne ese da ~ kanıŋ bardı: nedir bilmiyorum ama, kederli yüzün var, ala ataları ölgen sebebli ~ bolub turadıla: onlar babalarının ölümü sebebiyle acı içinde bulunuyorlar. 0.3 KB 72. Açıvluk acı verecek, kederlendirecek. Ornekler: ~ ne bardı?: kederlendirecek ne var?, ~ bir zat bolmağa edi: acı verecek bir şey olmasaydı. 73. Açıvluluk kızgınlık, sinirlilik, öfkelilik, kederlilik, üzüntülülük. 74. Açıvsamak acımtırak olmak, biraz öfkelenmek. 75. Açıvsunmak sinirine dokunmak, biraz kızmak, biraz tasalanmak. 76. Açıvsunŋan biraz sinirlenmiş, biraz tasalanmış, biraz kızgın. Ornekler: ~ adam: biraz sinirlenmiş adam, açıvsunub aytmak: biraz sinirlenerek söylemek, sinirine dokunarak söylemek 77. Açıvsuz üzüntüsüz, kedersiz, dertsiz, zararsız, tasasız, sinirsiz, öfkesiz, acısız Ornekler: ~ nakırda: zararsız şaka, ~ cıl: kedersiz (dertsiz) yıl, ~ boluğuz: tasasız olunuz. 78. Açıvsuzluk acısızlık, kedersizlik 79. Açıvtaş şap 80. Açıvçu acıyıcı ◊ açıcı, açmaya yarayan. Ornekler: ~ ayağım: acıyıcı (her zaman acıyan) ayağım.; Kitab ~: kitap açıcı. 81. Açığan acımış, acılaşan, ekşiyen ◊ acıyan, üzülen, üzüntü … Ornekler: ~ süt: ekşiyen (kesilmiş) süt, ~ tılı: ekşimiş hamur, ~ bışlak: ekşiyen peynir.; ~ın belgili etmedi: üzüntüsünü belli etmedi, canı ~: canı acıyan, ölgenŋe ~: ölene üzülen. 0.3 KB 82. Açığavuz ağzı açıklık, şaşkınlık. 83. acal ecel 84. acaş- yolunu şaşırmak Ornekler: ol acaştı çegette (ormanda yolunu kaybetti) 85. acır aygır 86. açaymak acıkmak 87. açayıv acıkma 88. açha akçe,para Ornekler: açha hurcun (para kesesi) 89. açhıç anahtar 90. açı acı 91. açı- acımak, acılaşmak 92. Adabiyat edebiyat, literatür. 93. Adaka horoz. 94. Adalat adalet. 95. Adalatlı adaletli 96. Adalatlık âdillik. 97. Adalatlılık adaletlilik. 98. Adalatsız adaletsiz. 99. Adam adam, insan … Ornekler: işekli ~: şüpheli adam, bir kavum ~: bir kısım insan, bir-bir ~la: bazı insanlar, ~ bolmak: insan olmak, kucur ~: acayip adam, ~ başına: adam başına, ~ söz: insan sözü, ~ hak: kişi hakkı, insan hakkı, ~ kıyın: insan emeği, ~ladan ayrılmak: insanlardan ayrılmak, ~ karamazlık: insan yüzüne bakılmayacak derecede, ~ katında ösmegen: insan yanında büyümeyen, ~ ortası: insan ortası, ~ ulu: insan oğlu, Teyri ~ı: (bir yemin şekli), karaçay ~: karaçaylı, karaçay insanı, bir ~ keledi: bir adam geliyor, demeŋili ~: sağlam adam, ~ canından ülüş eterça: insan canından hisse verircesine, ~nı adamlığı kıyınlık cetgen kün belgili bolur: insanın insanlığı felaket gününde belli olur, ~nı adamlığı nögerinden tanılır: insanın insanlığı arkadaşından anlaşılır, ~ adargı bolsa da amallıdı: insan güçsüz olsa da çare bulmayı bilir, ~lanı akılları bir bolsa, bazar bolmaz edi: adamların akılları bir olsa, pazar kurulmazdı, ~ akıl neden da küçlüdü: insan aklı hrşeyden güçlüdür, ~nı amanı ~nı beti bile oynar: adamın kötüsü insanın yüzüyle oynar, ~nı bağasın ~ bilir: insanın kıymetini insan bilir, ~ı bolğan mal eter, çibini bolğan bal eter: adamı olan mal üretir, arısı olan bal üretir, ~ bolluk sıfatından belli: adam olacak yüzünden belli, ~nı canı topurak, terekni canı capırak: adamın canı toprak, agacın canı yaprak, ~ körgenin aytır, tavuk körgenin çöpler: adam gördüğünü söyler, tavuk gördüğünü yer, ~ körürün körmey körüne kirmez: insan göreceğini görmeden mezara girmez, ~ karğasa bir palah, el karğasa min palah: insan kargarsa bir felaket, halk kargarsa bin felaket, ~ tabmasan börk ağaç bıla keŋeş: adam bulamazsan börk ağacına danış (müzakere et), ~ turğan cerine, it toyğan cerine: insan doğduğu yere, it doyduğu yere. 1.9 KB 100. Adamlı adamlı. 101. Adamlık insanlık. Ornekler: ~ı bolğan: insanlığı olan. 102. Adamlıklı insaniyetli. 103. Adamlıksız insaniyetsiz. 104. Adamça adam gibi, insanca. 105. Adamçık adamcık, insancık. 106. Adargı küçük, çelimsiz, az Ornekler: ~ hak: cüz’i ücret, ~ zat: küçük şey, ~ zatnı berdi: az şey verdi, ~ adamçık: çelimsiz adamcık. 107. Adargıdan çaresizlikten, azdan. Ornekler: meşinanı tübüne tüşerge ~ kaldı: makinanın altına düşmeye azdan kaldı, ~ aytadı alay: çaresizlikten söylüyor öyle. 108. Adargılı çaresiz Ornekler: ~ bolup aytama: çaresizlikten söylüyorum. 109. Adargılık azlık, çelimsizlıik, çaresizlik, cürmü küçük olmaklık. 110. Aday güttü ebegömeci. 111. Adeb terbiye, saygı, nezaket, edep, ahlâk, haya … Ornekler: ~i bolmağan: terbiyesi olmayan, ~ etgen: sayan, hürmet eden, ~ etmek: saymak, ~ni tuthan: nezaket gösteren, nazik, ~ üretmek: terbiye etmek, ~ üretiv: terbiye etme, eğitme, ~ni asırı bek tuthan: saygıda aşırı giden, çok saygı gösteren, ~ge kelişmegen: ahlâka uymayan, edebe sığmayan, ~ni adebsizden üren: hayayı hayasızdan öğren, ~ cokda namıs cok: edebi olmayanda namus olmaz, ~ etmegen ~ körmez: saygı göstermeyen saygı görmez. 0.5 KB 112. Adeb-namıs edep-namus, ar-haya. 113. Adebdeça usulü dairesinde, nezaket ölçüsü içinde, âdâba uygun. 114. Adebiça âdâbına göre, nazik bir şekilde, edep ölçülerine göre. 115. Adeblev saygı gösterme, haya etme. 116. Adebli terbiyeli, saygılı, ahlâklı, nazik, edepli. 117. Adeblilik terbiyelilik, ahlâklılık, edeplilik. 118. Adebsiz terbiyesiz, ahlâksız, saygısız, edepsiz. 119. Adebsizleniv terbiyesizlenme, edepsizlenme. 120. Adebsizlenmek edepsizlenmek, huysuzlanmak, terbiyesizlenmek. 121. Adebsizlik terbiyesizlik, hayasızlık, ahlâksızlık, saygısızlık. 122. Adebsizça terbiyesizce, saygısızca, edepsizce. 123. Adej arkaya alma, arkası sıra götürme, arkasına atma. … Ornekler: ~ at: yedekte götürülen at, atnı ~ge tartmak: atı yedekte götürmek, cavluknu ~ atmak: şalı arkasına atmak, başörtüsünü omuzlarından arkaya atmak, tonnu ~ kaplamak: kürkü omuzlarınaatmak. 0.3 KB 124. Adejlemek peşi sıra götürmek, refakatine almak. 125. Adejlev peşine alma, arkasına takma Ornekler: atnı ~: atı yedeğe alma. 126. Adet adet, töre, örf, usül, alışkanlık, teamül, gelenek. … Ornekler: ~ bolup kelgen: teamül haline gelen, alışkanlık, ~de corukdaça: yolu yordamınca, adeti usulünce, alışıldığı şekilde, örf-adette olduğu gibi, ~ deça: adetince, usulüne uygun, örfte olduğu gibi, teamülünce, ~de bolmağan: adette olmayan, örfte olmayan, ~i alaydı: usulü öyle, ~inde: sınırında, usulünde, ölçüsünde, ~ni buzmak: adeti bozmak, töreyi bozmak, teamülü bozmak, aman ~: kötü adet, carağan ~: faydalı adet, karaçay ~: karaçay töresi, karaçay örfü, burunŋu ~: çok eski adet, eskiden kalan adet, har elni ~i başha: herköyün adeti başka, igi ~ge üretiv: iyi alışkanlık öğretme, ol ~lerini koy: o alışkanlıkarını bırak, toy ~: düğün örfü, üyleniv ~: evlenme geleneği, ~ni buzmaz üçün: adeti bozmamak için, alaydı: usül öyle, ~den çıkmazğa kerekdi: töreden ayrılmamak gerek, usulden dışarı çıkmamak lâzım. 1.0 KB 127. Adetiça usulünce, teamüle göre, örfe uygun. 128. Adetlemek örnek olmak, adete uymak Ornekler: Igini körsen adetle: iyiyi görürsen örnek al. 129. Adetlev örnek alma, adete uyma. 130. Adetli adetli, gelenekli, örflü. 131. Adetlik adet, örf, gelenek (az kullanılır) Ornekler: munda ~ ne bardı? bunda adet denecek ne var? 132. Adetlilik adetlilik, alışıklık, usullülük, örflülük, geleneklilik. 133. Adetsiz adetsiz, örfsüz, geleneksiz. 134. Adetsizlik adetsizlik, örfsüzlük, teamülsüzlük. 135. Adil âdil, hakkaniyetli. 136. Adilli adaletli, hakka saygılı. 137. Adillik adaletsizlik, doğruluk. Ornekler: ~i bolmağan: adaletliliği olmayan, haksız. 138. Adilsiz adaletsiz, haksız. 139. Adilsizlik adaletsizlik, haksızlık 140. Adres adres. 141. Adurhay Karaçay-malkarların cet atalarından birinin adı. 142. Adıgey adige, Batı Kafkasya’da yaşayan çerkez kabilelerinin genel adı Ornekler: ~ til: adige dili. 143. Adıgeyli adige, adige halkına mensup. 144. Adıgeyça adigece, adige lisanı. 145. Adırgı adargı. 146. Afendi din adamı, hoca, efendi. Ornekler: Elni ~si: köyün hocası, anı ~ge sorayık: onu hocaya soralım, rais ~: reis efendi, Kadı Cağafar ~: Kadı Cafer Efendi. 147. Afendilik din adamlığı, hocalık, efendilik. Ornekler: ~ etmek: hocalık yapmak 148. Aferim aferin, bravo 149. Agurça salatalık, hıyar. 150. Ağartıv ağartma, beyazlatma. 151. Ağartıvçu beyazlatıcı. 152. Ağartıvçuluk beyazlatıcılık. 153. Ağarğan ağaran, beyazlaşan. Ornekler: ~ çaç: ağaran saç, çaçı ~: saçı ağaran. 154. Ağarğınçı ağarıncaya kadar. Ornekler: ~ cuvmak: ağarıncaya kadar yıkamak. 155. Ağarıv ağarma, beyazlaşma 156. Ağaz gelincik. Ornekler: ~ cürügen cerde çıçhanŋa orun kalmaz: gelincik yürüyen yerde fareye yer kalmaz, ~nı öltürgen sav kalmaz: gelinciği öldüren sağ kalmaz. 157. Ağaç ağaç … Ornekler: ~ kabuk: ağaç kabuğu, ~ carğan: ağaç dilen, ağaç yaran, ~ carmak: ağaç yarmak, ~ carıvçu: ağaç yarıcı, ~ bit: ağaç biti, ~ at: tahta at, ~ cıkkır: tahta fıçı, ~ çavul: ağaç yığını, ~ çelek: ağaç kova, ~ işlemek: ağaç işlemek, ~ kakkıç: su değirmeni taşının üzerinde bulunan tak tak ağacı, ~ kalak: tahta kürek, ~ kaşık: tahta kaşık, ~ kesivçü: ağaç kesici, ~ kesmek: ağaç kesmek, ~ kıyır: tahta kenar, tahta köşe, ~ kotur: ağaç yumrusu, ağaç uru, ~ koyan: sincap (zoo.), ~ kulak: ağaçlıklı vadi, ormanla kaplı vadi, ~ kömür: ağaç kömürü, ~ kurt: ağaç kurdu, ~ senek: ağaç diren, ~ tavuk: ağaç kakan (zoo.), ~ tokmak: ağaç tokmak, tahta çekiç, ~ tük: yosun, ~ usta: dülger, marangoz, köçer ~: eksen, dingil, çepken ~: dokuma tezgahı, sal ~: tabut, suv ~: kovayla su taşımak için boyuna asılan iki ucu çengelli ağaç, asmak ~: darağacı, köt ~: dipçik, ~ atha minmek: omuz atına binmek, tabuta konulmak, ~ kişi: tahta adam, yalnız yaşayan vahşi adam, ~ha baltasız barma: ormana baltasız gitme, ~ı başın kesseŋ tübü kalır: ağacın başını kesersen dibi kalır, ~ cerni cırayı, kiyim erni cırayı: ağaç yerin güzelliği, giyim erkeğin güzelliği, ~ha örten tüşse kurğağı, çiyi da canar: ormana ateş düşse kurusu, yaşı da yanar, ~nı uzunu arkav bolur, adamnı uzunu calkav bolur: ağacın uzunu kiriş olur, adamın uzunu gevşek olur, ~ halkğa altındı, issilikge salkındı: ağaç halka altındır, sıcaklığa gölgedir, ~ çirise özeginden çiriydi: ağaç çürürse özeğinden çürür. 1.6 KB 158. Ağaçlı ağaçlı, ormanlık 159. Ağaşcı ağaçcı, ağaçla uğraşan, oduncu Ornekler: ~nı üyü ağaçdan: oduncunun evi ağaçtan, ~nı üyü otunsuz kalır: oduncunun evi odunsuz kalır 160. Ağım akış Ornekler: Zamannı ~ı: zamanın akışı. 161. Ağıv akma, damlama, dökülme, boşalma. 162. Ağızmak akıtmak, düşürmek, dökmek. … Ornekler: terekle capırakların ağızdıla: ağaçlar yapraklarını döktüler, cerge suv ağızma: yere su dökme, maravçula eki cavnu urub ağızdılar: nişancılar iki düşmanı vurup yere serdiler, budaynı colga ağızıp kelgendi: buğdayı yola döküp gelmiştir, içine ağızdı: içine akıttı, cuvurtnu suvun kisege salıb ağızdı: yoğurdun suyunu keseye koyup akıtı. 0.4 KB 163. Ağızıv akıtma, dökme, düşürme. 164. Ah! Ah!, oh!. … Ornekler: ~ anasına va!: ah anasını sattığım!, ~ igi sağan!: ah keşke!, ~-oh ete baradı: ah oh ede gidiyor, ~ demegen oh demez: ah demeyen oh demez, ~ degenlikge dükküç artık carılmaz: ah demekle kütük fazla yarılmaz. 0.3 KB 165. Ahdüger örtü, mahfaza, cul, barınak. 166. Ahlav ruh hali, huy, maneviyat. Ornekler: ~u tüşüb turadı: hayal kırıklığına uğramış, ruhen çökmüş. 167. Ahlı(ahlu) akraba, yakın, mensup, ehl. … Ornekler: Payğambarnı ~ları: Peygamberin ehl-i beyti, din ~: din mensubu, ~ların cıyıb aythandı: yakınlarını toplayıp söyledi, ~suna aman, kimge da aman: akrabasına kötü, herkime de kötüdür 0.2 KB 168. Ahlılık (ahluluk) yakınlık, aidiyet, mensubiyet Ornekler: ~uŋu tavıt: yakınlığını tavıt. 169. Ahlısız (ahlusuz) yakını olmayan, kimsesiz. 170. Ahlısızlık (ahlusuzluk) kimsesizlik. 171. Ahmadiy ahmak, aptal. 172. Ahsınmak iç çekmek, ahsınmak, of çekmek. Ornekler: Teren ~: derin iç çekmek, nek ahsınasa?: niçin iç çekiyorsun?, ahsınıb turma!?: oflayıp durma!, erinmegen ahsınmaz: üşenmeyen oflamaz 173. Ahsınıv iç çekme, oflama, poflama, inler gibi derin nefes alma. 174. Ahsınıv-tıksınıv oflama-poflama 175. Ahtiyar keçe, aba. 176. Ahuvul akıntıyla gelen buz, kayan buz, hareket eden buz Ornekler: ~ keltirib kalağan buzla: kayan buzların getirip yığdığı buzlar. 177. Ahval (ahuval) durum, vaziyet, hal. Ornekler: ~ıŋ kalaydı?: durumun nasıl? 178. Ahır ahir, son, nihayet. … Ornekler: ~ sünnet: son sünnet, ~ı cokdu: sonu yok, boluş ~!: yardımcı ol nihayet!, ~ sözleri: son sözleri, ~-aval: ahir-evvel (evvel-ahir), ~da da: en nihayet, oldu olacak, ~ına cetmek: sonuna erişmek, gücünü tüketmek (mec.), tüfeği çama dayamak, canım ~ıma cetgendi: canım burnuma geldi, canım çıkmak üzere. 0.4 KB 179. Ahırat ahiret, öte dünya Ornekler: ~ azab: ahiret azabı, ~ına col işlemek: öte dünyasına yol yapma, ~ azabdan dünya namıs küçlü: ahiret azabından dünya namusu güçlü (a.s.), ~ honşu: ahiret komşusu. 180. Ahıratlık ahiretlik, öte dünyalık Ornekler: ~ neŋ bardı?: öte dünyalık neyin var? 181. Ahıratsız ahiretsiz, öte dünyası karanlık olan, günahkâr. 182. Ahıratsızlık günahkârlık, ahiretsizlik. 183. Ahırda sonda, ahirde Ornekler: ~ da: öyleyse, oldu olacak. 184. Ahırlık sonluk, ahirlik 185. Ahırsız sonsuz, ahirsiz. 186. Ahırsızlık sonsuzluk, ebedi, ahirsizlik. 187. Ahırzaman ahir zaman Ornekler: Aldanmağız ~ dünyağa: aldanmayın ahir zaman dünyaya. 188. Ahırğı ahirki, sonki, son Ornekler: ~ söz: sonki söz, son söz, ~ haparla: sonki haberler, son haberler. 189. Ahırı sonu, ahiri … Ornekler: ~na deri: sonuna kadar, söznü ~: sözün sonu, ~na cetginçi: sonuna kadar, sonu gelinceye kadar, tözümnü ~ı: tahammülün sonu, sabrın sonu, ~na çıkmak: bitirmek, tüketmek, sonuna çıkmak, açhabıznı ~na çıkdık: paramızı tükettik, caşavnu ~ı: hayatın sonu, ~sı: sonu, ~sı kıshası: eninde sonunda, önünde sonunda, kısacası, kestirmesi, açıkçası, ~sı kıshası men keteme: açıkçası ben gidiyorum, ~sı kıshası ne eterge bilmeyme: sözün kısası ne yapacağımı bilmiyorum. 0.5 KB 190. Ahırında sonunda, ahirinde. 191. Ahırındağı ahirindeki, sonundaki. 192. ahsın inlemek, oflamak, ıstırap çekmek Ornekler: ne üçün ahsındığ 193. Ajdağan dev, iri yapılı, bahadır, yiğit Ornekler: ~ kibik: dev gibi, iri-yarı, ol kaynaydı, ~la kibik üç caşı: onun nesi var, dev gibi üç oğlu. 194. Ajdağanlık yiğitlik, bahadırlık. 195. Ajım şüphe, ihmal, kaygı. 196. Ajım etmek şüphelenmek, ihmal etmek, nedamet duymak, ihmaline üzülmek, kaygılanmak, endişe etmek Ornekler: Caşçıknı kesi caŋız ketgenine ~ etib turama: oğlancağızın yalnız başına gittiğine endişelenip duruyorum 197. Ajımlı şüpheli, endişeli … Ornekler: ~ etmek: ihmal etmek, kuşkulu durumda bırakmak, kaygılanmak, üzüntü duymak, koylarını suvukdan kırılğanına ~ etdik deb kıynaladıla: koyunlarının soğuktan telef olmasına, ihmal ettik diye üzülüyorlar, ~ bolmak: ihmale uğramak, tüzün aytsak atasını bağılğanı ~ bolğandı: doğrusunu söylemek gerekirse babasının tedavisi ihmale uğramış, ~ ölmek: şüpheli ölmek, ihmalden ölmek, ~ ölgen eki ölür: şüpheli ölen iki kere ölür 0.5 KB 198. Ajımlılık şüphelilik, ihmallilik 199. Ajımsız şüphesiz, kat’i, kesin. Ornekler: ~ma: şüphem yok, buyruknu ~ toltur: verilen emri eksiksiz yerine getir, ~ kellikdi: muhakkak gelecek, cumuşuŋu ~ tındır: görevini eksiksiz yap. 200. Ajımsızlık kesinlik, kat’ilik, şüphesizlik. 201. Ajımçı şüpheci, vesveseci 202. Ak ak, beyaz ◊ süt. … Ornekler: ~ boyav: beyaz renk, ~ cuva: ak mantar, ~ şinli: beyaz benizli, ~ boyalğan: beyaza boyanmış, ~ kala: ak kale, ~ kalada sarı biyçe: ak kale, ak kalede sarı prenses (bilmece/yumurtanın sarısı), sırt üstünde ~ biyçe: tepe üstünde beyaz prenses (bilmece/baca), sırtı kazandan kara, tübü kardan ~: sırtı kazandan kara, altı kardan beyaz (bilmece/kırlangıç), beti ~ uçhun bolmak: yüzü solmak, rengi gitmek, ~sakal: aksakallı, ~çaç: ak saçlı, közüne ~ tüşgen: gözüne ak düşen, ~ baş: ak başlı, ~ bet: ak yüzlü.; ~ cıyıv: süt mamülleri üretme, ~ı bolmağan kara şay içer: sütü olmayan çay içer, ~ı bar üyde bereket da bar: sütü olan evde bereket de var. 0.8 KB 203. Akbar ekber, büyük Ornekler: Allah ~: Allah-ü ekber. 204. Akbet beyaz yüzlü (insan). 205. Akbörk beyaz takkeli, ak börklü. 206. Akcal (akçal) beyaz, kır (at rengi). 207. Akka dede, büyükbabanın babası. Ornekler: Mukkur ~la olturadıla: beli bükülmüş dedeler oturuyorlar, ol sabiy barıb tohtağan ~dı: o çocuk tam bir dededir (kart sözlü). 208. Akka-amma dede-nine. 209. Akkalanmak dedelenmek, yaşından büyük laf etmek, kart sözlü olmak. 210. Akkalanıv dedeleşme, kart sözlü olma. 211. Akkalay alüminyum. 212. Akkalık dedelik Ornekler: ~ğa caşa: dede oluncaya kadar yaşa. 213. Akkıl şüphe, tereddüt, kararsızlık. Ornekler: ~ bolmak: şüpheye düşmek, tereddüte düşmek, ~ etmek: tereddüte sevketmek, ~ bolub aşasaŋ, aşağanıŋ haram: şüphelenerek yersen, yediğin haramdır. 214. Akkıl-tekkil mütereddit, kararsız. 215. Akkıllandırmak şüphelendirmek, tereddüte düşürmek. 216. Akkıllandırıv şüphelendirme, tereddüte düşürme. 217. Akkıllanmak şüphelenmek, tereddüte düşmek. 218. Akkıllanıv şüphelenme, tereddüte düşme. 219. Akkıllı şüpheli, mütereddit, kararsız. Ornekler: ~ adam: mütereddit adam, ~ iş: şüpheli iş, ~ bolmak: tereddüte düşmek, ~ bolmay: tereddütlü olmadan. 220. Akkıllı-tekkilli şüpheli-müpheli, kararsız-mararsız. 221. Akkıllık kararsızlık, müteredditlik. 222. Akkıllılık şüphelilik, tereddütlülük. 223. Akkılsınmak şüphelenmek, tereddütlenmek. 224. Akkılsınıv şüphelenme, tereddütlenme. 225. Akkılsız şüphesiz, tereddütsüz, kesin 226. Akkılsızlık şüphesizlik, tereddütsüzlük. 227. Akkılça şüphelice, tereddütlüce. Ornekler: ~ körünedi: şüphelice görünüyor 228. Aklamak Aklamak, beyazlaştırmak, temize çıkarmak, ibra etmek, temizlemek. ◊ Beyaz badana yapmak, kireçlemek. Ornekler: Üynü aklarğa kerekdi: evi beyaz badana yapmak lazım. 229. Aklanmak Temizlenmek, aklanmak. ◊ Kireçlenmek, badanalanmak. Ornekler: Kesin akladı: kendini temize çıkardı.; Üy aklanıb boşaldı: ev badanalanıp bitirildi. 230. Aklanıv Temize çıkma, aklanma. ◊ Badanalanma, kireçlenme. 231. Aklav Aklama, temize çıkarma. ◊ Badanalama, badana yapma, kireçleme. 232. Aklı-köklü aklı-mavili Ornekler: Süygenibiz süyünsün, ~ kiyinsin: sevdiğimiz sevinsin, aklı-mavili giyinsin 233. Aklık aklık, beyazlık Ornekler: Tavnu többesindegi ~ kar cavğanına işandı: dağın tepesindeki beyazlık, kar yağdığına delildir, tişirıv betine ~ cakğandı: kadın yüzüne aklık sürmüş. 234. Akmak akmak, damlamak, dökülmek, boşalmak. ◊ Ahmak, kafasız, divane, aksi. … Ornekler: Üynü başı ağadı: evin çatısı akıyor, közlerinden cılamukla ağadıla: gözlerinden yaşlar damlıyor, çelekden ayran akıb boşalğandı: kovadan ayran damlayarak boşalmış, terekden almala akğandıla: ağaçtan elmalar dökülmüş, çaçım ağıb baradı: saçım dökülüp gidiyor, Koban Azav Teŋizge ağadı: Koban Nehri Azak Denizi’ ne dökülüyor, köb künle akdıla, birbirin kuvuşub: çok günler geçti birbirini takip ederek.; ~ akıl etginçi, akıllı işin bitdirir: ahmak akıl erdirene kadar, akıllı işini bitirir, ~, turğan cerin unutur: ahmak, doğduğu yeri unutur 0.7 KB 235. Akmakbaş kaz kafalı, taşkafa. 236. Akmaklanmak ahmaklık etmek, delilik etmek, aksilenmek. 237. Akmaklanıv ahmaklanma, delilenme, aksilenme. 238. Akmaklık ahmaklık, delilik, aksilik. 239. Akmakça ahmakça, divanece. 240. Akmıyık ak bıyıklı. 241. Akrab akrep Ornekler: ~ kabhan sav bolmaz: akrep ısıran iyileşmez, ~la kemirlik etiŋi: akrepler kemiresice etini 242. Aksakal Ak sakallı ◊ Tırpanla ot biçen işçilere yorgunluklarını unutturmak için çeşitli kılıklara girerek nükteli oyunlar çıkaran adam, maskara. … Ornekler: ~nı kiyiz kamçisi: aksakalın keçe kırbacı, ~nı kaç kapçığı: aksakalın güz dağarcığı, ~nı atçısı: aksakalın atçısı. 0.3 KB 243. Aksüyek asil, soylu, aristokrat. Ornekler: ~ tukum: asil sülale, ~ kavum: soylular sınıfı, ~le: soylular. 244. Aksıl beyazımsı, akımsı, akca, açık renkli. 245. Aksıl bavur beyaz karınlı, beyazımsı karınlı. 246. Aksıl baş beyazımtırak başlı, açık saçlı. Ornekler: ~ ögüz boynun burmay suv içmez: beyazımsı başlı öküz boynunu bükmeden su içmez (gösterişli öküz boynunu kıvırmadan su içmez) 247. Aksıl boz açık boz 248. Aksıl kök açık mavi 249. Aksıldım beyazımtırak, beyaza çalan Ornekler: ~ koŋur: beyazımtırak inek. 250. Aksıllık açık renklilik, beyazımsılık. 251. Aksılsıman açık benizli. 252. Aksıman soluk, açık benizli. 253. Aksız sütü olmayan, sütsüz. Ornekler: ~ bolduk: sütsüz kaldık, sütümüz kalmadı. 254. Aksızlık sütsüzlük Ornekler: Bıyıl ~ canıbızğa cetdi: sütsüzlük (sağılacak hayvan olmayışı) bu yıl canımıza yetti. 255. Aktamak ak damaklı, sansar, edebiyatta selvi boylu dev gibi güzel kadını ifade etmek için kullanılır, ak gerdanlı. 256. Akterek kavak ağacı. 257. Akçık sevimli ak, küçük ak Ornekler: ~ım: benim küçük ak benizli bebeğim. 258. Akğan akan, damlayan. Ornekler: Teŋizğe ~: denize akan, ~ çelek: akan kova, ~ çayır: damla sakızı, ~ çalkı: (mec.) keskin tırpan. 259. Akıl akıl, fikir. … Ornekler: ~ı bolmağan: aklı olmayan, ~ı cartı: yarım akıllı, ~ı cetmegen: aklı yetişmeyen, ~ı türlene turğan: aklı gidip gelen (deliliğin eşiğinde olan), kel-ket ~lı: aklı gidip gelen, ~ töbe: akıldânâ, akıl dolu, ~ cıydırmak: aklını başına toplatmak, ~ına cıymak: aklına sokmak, kafasına sokmak, alay bolur deb ~ıma kelgenedi: öyle olur diye aklıma gelmişti, ~dan taymak: aklını oynatmak, tavuş etmey söleşgen, halkğa ~ üretgen: bağırmadan konuşan, halka akıl öğreten (bilmece/kitap), ~ıŋ kalaydı?: fikrin nasıl?, ~ğa tüzetgen: akıl veren, fikir veren, boş ~: boş akıl, meni bir ~ım bardı: benim bir fikrim var, ters ~: ters akıllı, ~ tabmak: akıl öğrenmek, akıl danışmak, alğın ~ım alay edi: eskiden fikrim öyleydi, keter ~ğa kirğendi: gitmeyi kafasına koymuş, keter ~ı cokdu: gitmeye niyeti yok, kimni ~ına kellik edi?: kimin aklına gelirdi?, okur ~ım bardı: okumaya niyetim var, ~ bölmek: kendini (bir şeye) vermek, ~ından keter: aklından çıkart, ~ğa keltirmek: akla getirmek, ~ baylık: akıl zenginliği, ~ğa kelmezlik söz: akla gelmeyecek söz, ~ğa sıyınmağan: akla sığmayan, akılla bağdaşmayan, ~ıŋı başıŋa cıy: aklını başına topla, ceti cuklab ~ımda da cok edi: yedi kere uyusam aklıma gelmezdi, ~ıŋa sohan tuvrayım: aklına soğan doğrayım, ~ azdırmaz, bilim tozdurmaz: akıl azdırmaz, ilim tozutmaz, ~ı aznı azabı köb: akılı azın azabı çok, ~ bazarda satılmaydı: akıl pazarda satılmaz, ~ bıla adeb teŋ: akıl ile terbiye denktir, ~ı bolmağanŋa sakalı boluşmaz: akılı olmayana sakalı yardım etmez. 1.6 KB 260. Akıl-balık aklı baliğ olan, erişkin, sinni rüşt olan, buluğa eren. Ornekler: ~ bolmak: buluğa ermek, aklı baliğ olmak, ~ bolğunçu: buluğa erinceye kadar, ~ bolmağan: buluğa ermeyen. 261. Akıl-balıklık buluğa ermişlik, erişkinlik. 262. Akıllandırıv akıllandırma. 263. Akıllanıv akıllanma. 264. Akıllaşmak birbirinden akıl almak, danışmak. Ornekler: Bizdegi üybiyçe bıla da bir akıllaşayık: bizim hanımla da bir danışalım. 265. Akıllaşıv akıl alışverişinde bulunma, danışma, karşılıklı akıl verme, istişare etme. 266. Akıllı akıllı. … Ornekler: Kesin ~la sanağan: kendini akıllı sanan, keter ~: gitmeye niyetli, bir ~: aynı fikirde, durus ~: doğru fikirli, dürüst fikirli, citi ~: sivri akıllı, teren ~: derin akıllı, aklı çok olan, çok akıllı, eter ~: yapmaya niyetli, ~nı allı bıla oz, akılsıznı artı bıla oz: akıllının önü sıra geç, akılsızın ardı sıra geç, ~ altın tokmak: akıllı altın tokmak gibidir (deyim), ~nı asılını telini katında bilinir: akıllının değeri delinin yanında bilinir, ~ğa bir ayt, telige miŋ ayt: akıllıya bir söyle, deliye bin söyle, ~nı caŋılğanı telini ozar: akıllının yanlış hareketi delininkinden beter olur, ~ seni da aldamaz, kesin da aldatmaz: akıllı seni de kandırmaz, kendini de kandırmaz, ~dan teli zavuk: akıllıdan deli mutludur, ~ el iyesi, teli va el balası: akıllı toplumun sahibi, deli ise toplumun çocuğu, ~ erkişi atın mahtar, teli erkişi katının mahtar: akıllı erkek atını över, deli erkek karısını över. 1.0 KB 267. Akılman akla uygun, mâkul, mantıklı. 268. Akılmanlık mantıklılık, mâkullük. 269. Akırtın yavaş, aheste, durgun. 270. Akırın yavaş, aheste, durgun. … Ornekler: ~ barıv: yavaş gitme, ~ boluv: yavaş olma, ~ bolmak: yavaş olmak, yavaşlamak, ~ aytmak: yavaş söylemek, ~ etmek: yavaş yapmak, ağır hareket etmek, ~ ayak tab basar, ceŋil ayak bok basar: yavaş yürüyen yere basar, hızlı yürüyen boka basar, ~nı aşıkğan cetmez: aheste gidene acele giden yetişemez, ~ barsaŋ uzak barırsa, cenil barsaŋ colda kalırsa: aheste giden uzun yol alır, çabuk giden yolda kalır, ~ bashan tab basar: aheste basan sağlam basar. 0.5 KB 271. Akırın-akırın yavaş yavaş, yavaşca. 272. Akırınlamak yavaşlamak. 273. Akırınlatıv yavaşlatma. 274. Akırınlav yavaşlama. 275. Akırınlaşıv yavaşlaşma, durgunlaşma 276. Akırınlık yavaşlık 277. Akırınçık yavaşçacık. 278. aksakal yaşlılar, toplumun ileri gelenleri. 279. Al ön, cephe, ilk, yüz … Ornekler: ~ ayak: ön ayak, ~ canı: ön tarafı, ön cephesi, ~ burun (alğı burun): ilk önce, evvela, ~ közüvde: başlangıçta, ilk önce, ilk anda, ilk sırada, ~dan artha deri: başlangıçtan sona kadar, cılnı ~ ayları: yılın ilk ayları, sürüvnü ~lı köründü: sürünün önü göründü, ~ söz: önsöz, ~lı aylanŋan: iyiliği tutan, iyi ilişki kurmaya hazır görünen, ~lı aylanŋan cerge ketgen: yüzünün döndüğü yere giden, düşünmeden hareket eden, ~lın almak: önünü almak, önüne durmak, ~ bermezge deb küreşedile: fırsat vermemek için uğraşıyorlar, ~ bermek: fırsat vermek, imkân vermek, birbirlerine ~ berlik tüldüle: birbirlerine üstünlük vermeyecekler, ~lı aylanmak: (yapmaya) iştahlanmak, gönüllenmek, iyiliği tutmak, atamı at alırğa ~lı aylanŋandı: babamın at almaya iştahı kabarmış, ~lın aylandırmak: önünü dönmek, yüzünü döndürmek, önünü çevirmek, ~lın burmak: yönelmek, iştahlanmak, ~ kününde: arefe gününde, bir önceki günde, ~ tabhanı: ilk doğurduğu, ~ tişle: ön dişler, ~ kabınıŋ tatlı bolur: ilk lokman lezzetli olur. 1.1 KB 280. Al-art ön-arka Ornekler: ~ deb karamay: ön-arka deyip bakmaksızın. 281. Ala Onlar ◊ Ala (renk) ◊ –a doğru. … Ornekler: ~ kayğılı bolma: onları dert etme, ~ amaltın: onlar için, onların yüzünden, meni eki zatım bardı da, ~ cetmegen cer cokdu: benim iki şeyim var ki, onların yetişmediği yer yok (bilmece/gözler), ~ ketedile: onlar gidiyorlar.; ~ tavuk: ala tavuk, ~ it: ala köpek, ~ kiyiz: ala keçi, üy başında ~ küyüz: dam başında ala halı (bilmece/gökyüzü ve yıldızlar), ~ közle: ala gözler, ~ kolan: ala benekli, ~ kıtay: basma (kumaş), ~ kök: ala gök.; İŋir ~: akşama doğru, caz ~: yaza doğru, taŋ ~sında: tan ağarmasına yakın, bir ~: bazı, bazen, arada bir, ~ igi ~ aman körünedi: bazen iyi bazen kötü görünüyor, bir ~da bir: arada sırada bir, kırkta yılda bir, ol bir ~da bir keledi: o kırkta yılda bir geliyor. 0.8 KB 282. Ala-kula ala-kula, karışık ala renk Ornekler: ~ kumaç: karışık ala kumaş. 283. Ala-çola ala-mala, alaca-belece, şöyle böyle, yarım yanlış. Ornekler: ~ eşitgenme: yarım yanlış duydum. 284. Alabaş ala başlı, kır saçlı. 285. Aladan onlardan. 286. Alagoca eski-püskü, kaba, hantal. 287. Alahotalanmak nazetmek, kırıtmak. 288. Alaköz alagözlü, alagözlü olan, çakır 289. Alam âlem Ornekler: Onsegiz miŋ ~: onsekiz bin alem 290. Alaman Alacağım deyip durması ◊ Alman. Ornekler: Katın ~ı tohtamaydı: karı alacağım deyip durması bitmiyor. 291. Alamat üstün, mükemmel, enteresan, ilginç, şahane, takdire şayan. … Ornekler: Ol ~ adamdı: o mükemmel adamdır, asdofirla, ~ adamsa!: hayret doğrusu, enteresan adamsın!, kalay ~dı: nasıl da mükemmel, ~ üy: şahane ev, ~ cer: güzel yer, ~ hapar: ilginç haber, asırı ~: çok mükemmel, kesin cürüte bilgeni ~dı: kendini taşıması takdire şayandır, ~ pahmu: mükemmel zekâ, çok güzel anlayış gücü, mükemmel feraset, közüme bek ~ körünŋendi: gözüme çok güzel göründü, ~ zat: alâmet şey, başıbız salamat, işibiz ~: işimiz iyi olursa, başımız selamet olur. 0.6 KB 292. Alamatlık alâmetlik, iyilik, mükemmellik, ilginçlik, şahanelik. 293. Alamatı en iyisi, en güzeli, en ilginci. Ornekler: Em ~ı: en güzeli, kızladan em ~ın sayladım: kızlardan en güzelini seçtim, ~ı nedi deseŋ?: ilgi çeken yanı nedir desen?. 294. Alan Alan ◊ Hey (sen)!, dost, arkadaş … Ornekler: ~la: alanlar, ~la Şimal Kafkasya’da caşağandıla: alanlar Kuzey Kafkasya’ da yaşamışlar, ~ til: alan dili, ~ça: alanca.; Oy ~, ketme!: hey arkadaş, gitme!, ~ Soltan, kayrı barasa?: hey Soltan, nereye gidiyorsun?, ~la!: hey ağalar!, hey dostlar!. 0.3 KB 295. Alanı onları 296. Alanıkı onlarınki Ornekler: Bu iyneklede ~la cokdula: bu ineklerin içinde onlarınki yok. 297. Alas-bulas alaca bulaca Ornekler: Közlerim ~ köredi: gözlerim alaca bulaca görüyor. 298. Alav efsanevi bir yiğit, dev, gulyabani. 299. Alavğan kafkas nart efsanelerinde sık sık adı geçen dev adamlardan biri Ornekler: Karasam, bir ~: baktım, bir dev, ~ŋa katın bolma, katın bolsaŋ bek çıda: Alavğan’a karı olma, olursan çok dayan (tahammüllü ol). 300. Alay öyle, o kadar, böyle … Ornekler: ~ alaysız da: öyle de öylesiz de, ~ aytma: öyle deme, ~ aman tüldü: o kadar kötü değil, ~ bıla: öylece, ~ mıdı?: öyle mi?, ~ köreme!: öyleymiş!, ~ oğunadı: öylesidir, tam öyledir, ~ ese: öyleyse, ol ~ akıllı tüldü: o, o kadar akıllı değil, ~ cigit eseŋ: öyle yiğitsen, ~ a: öyle de, öyle olsa da, fakat, ama, izledim, ~ a tabmadım: aradım, ama bulamadım, ~ bolsada: öyle olsa da, öyle olmasına rağmen, öyle olmakla beraber, ama, lâkin, fakat, ~ bolğanlıkğa: öyle olmasına rağmen, buna rağmen, böyle olmasına mukabil, ama, fakat, lâkin, kün suvukdu, ~ bolsa da colğa çığarıkbız: gün soğuk, buna rağmen yola çıkacağız, ~ demeklik: yani, cerde, suvda da caşağandıla, ~ makala…: karada, suda da yaşayanlar, yani kurbağalar…, alğın oylab, ~ söleş: önce düşün, sonra konuş, ~ degen nedi?: o da ne demek?, öyle şey olur mu?, ~ tukum: esaslı şekilde. 301. Alay-alay öyle öyle, böyle böyle Ornekler: ~ aytığız: öyle öyle söyleyiniz 302. Alay-bılay öyle böyle, şöyle böyle Ornekler: ~ demey: şöyle böyle demeden. 303. Alayda orada 304. Alaydan oradan 305. Alaydı öyledir, öyle Ornekler: Kerti ~: gerçekten öyle, adet ~: adet öyle, bizni akılıbız ~: bizim fikrimiz öyle, ma ~: işte öyle. 306. Alayla oralar Ornekler: ~rı bizni tüldü: oraları bizim değil, mal küterge ~rı caramaydı: hayvan gütmeye oraları elverişli değil. 307. Alaylada oralarda Ornekler: ~ hava kalaydı?: oralarda hava nasıl? 308. Alaylay öylece, meççane, bedava, olduğu gibi, karşılıksız Ornekler: İşni ~ koyduk: işi olduğu gibi bıraktık, ~ oğuna bereyim: meççane bile veririm, cuk almadı, ~ berdi: bir şey almadı, karşılıksız verdi. 309. Alaylık öylelik, böylelik Ornekler: ~ına ajım cokdu: öyle olduğuna şüphe yok, ~ bıla ızıbızğa kaytdık: öylelikle geri döndük. 310. Alaysız öyle olmadan, böyle olmadan, öylesiz, böylesiz. Ornekler: ~ tabarık tülse: öyle olmadan bulamıyacaksın, ~da: öyle olmadan da, ~da sözümü etib turadıla: öyle olmadan da dedikodumu yapıp duruyorlar. 311. Alaytın oradan Ornekler: Tavğa ~ çığığız: dağa oradan çıkınız, biz da ~ keldik: biz de oradan geldik. 312. Alayğa oraya 313. Alayı orası Ornekler: ~ suvğa cuvukdu: orası suya yakın, ~ menikidi, bılayı senikidi: orası benimkidir, burası seninkidir 314. Alayına Bedava, meççane, karşılıksız ◊ Öyle derken, öylesine ◊ Orasına … Ornekler: ~ tabılğan zat: bedelsiz bulunan şey, ~ berdim: bedava verdim.; ~ bir boran keldi!: öyle derken bir fırtına çıktı!.; Arbanı ~ sal: arabanın orasına koy. 0.3 KB 315. Alayıça orası gibi Ornekler: ~ cer körmedim: orası gibi yer görmedim. 316. Alağa onlara 317. Alaşa At ◊ Alçak, kısa, bodur. … Ornekler: Arba ~: koşum atı, cük ~: yük atı, kotur ~: uyuz at, minŋen ~: binek atı, tuban tübünde corğa ~: sis içinde yorğa (rahvan) at (bilmece/kurt), ~sın kızdırıb keledi: atını çatlatırcasına sürüp geliyor, atını kızıştırıp geliyor.; ~ adam: kısa adam, bazık ~: kalın ve kısa, ~ boylu: kısa boylu, ~ kişiçik balçıkğa batıb turadı: kısa adamcık çamura gömülüp duruyor (bilmece/turp), ~ hunağa kim da miner: alçak duvara herkes çıkar. 0.5 KB 318. Alaşatın alçaktan Ornekler: ~ uçadı: alçaktan uçuyor. 319. Alban arnavut 320. Albanlı arnavut, albanyalı 321. Albança arnavutça 322. Albermez kimseyi öne geçirmeyen,(mec.)inatçı, boyun eğmeyen, nezaketsiz. 323. Albota önlük 324. Albuğartmak çekinmek, sakınmak. 325. Albuğartıv çekinme, sakınma Ornekler: İşden ~: iş yapmaktan sakınma. 326. Albuğartışıv birbirinden çekinme. 327. Alcamak şaşmak, yanılmak, kafası karışmak, şaşkına dönmek. … Ornekler: Tanıyma deb alcadım: tanıyorum diye yanıldım, ne eterin bilmey alcaşıb turadı: ne yapacağını bilemeden şaşırıp duruyor, alcağan türsün: şaşkın çehre, coldan alcağan: yolu şaşıran, akılından alcağandı: aklını kaybetmiş, korkub alcaşğandı: korkup şaşkına dönmüş, ol alcaşıb turadı: o şaşkına dönüp duruyor, o şaşırıp duruyor. 0.5 KB 328. Alcatmak şaşırtmak, yanıltmak, aklını karıştırmak, şaşkına döndürmek. … Ornekler: Carlı sabiyni tüye tüye akılından alcatğandı: zavallı çocuğu döve döve şaşkına çevirmiş (aklını oynatmış), cavnu ~: düşmanı şaşırtmak, coldan ~: yoldan çıkartmak (yolunu kaybettirmek). 0.3 KB 329. Alcatıv şaşırtma, (aklını) oynattırma, yanıltma, aklını karıştırma, şaşkına döndürme. 330. Alcav şaşırma, şaşma, yanılma, karmakarışık olma, şaşkına dönme, aklını yitirme. 331. Alcavlu telaşlı, şaşkın, ihtiyarı elinden gitmiş, çaresiz. 332. Alcavluk şaşkınlık, çaresizlik, aklını yitirmişlik. Ornekler: ~ bolğun!: çaresizlik içinde kıvran!, şaşkınlık içinde kal! 333. Alcavsuz şaşırmaksızın, telaşsız, yanılgısız, kafası karışmadan. Ornekler: Kart adam ~ üyün tabdı: yaşlı adam şaşırmaksızın evini buldu. 334. Alcavsuzluk telaşsızlık, iradesine hakim olmaklık, soğukkanlılık. 335. Alcaşdırmak kaybetmek, şaşırtmak, telaşlandırmak, yanıltmak. 336. Alcaşdırıv kaybetme, şaşırtma, yanıltma. 337. Alcaşmak şaşırmak, kendini kaybetmek, şaşkına dönmek, aklını oynatmak, kaybolmak, yanılmak. 338. Alcaşıv şaşırma, kendini kaybetme, şaşkına dönme, aklını kaybetme. 339. Alda önde, ileride, âtide, istikbalde … Ornekler: Seni caşavuŋ alkın ~dı: senin hayatın henüz istikbaldedir, ~ kelgen: önde gelen, ilk gelen, ~ barmak: önde gitmek, ~ bolmak: önde olmak, ~ barğan adam: önde giden adam, ol senden ~ kelgendi: o senden önce geldi, mından ~: bundan önce. 0.3 KB 340. Alda-artda önde arkada Ornekler: ~ deb karamay: önde arkada diye bakmadan. 341. Aldam yalan 342. Aldamak yalan söylemek, hile yapmak, kandırmak … Ornekler: Aldab almak: yalan söyleyip almak, aldab iymek: yalan söyleyivermek, savurmak, aldarğa ürenmek: yalan söylemeye alışmak, kuru da ~: daima yalan söylemek, kesi kesin ~: kendi kendini yalancı çıkarmak, kendini kandırmak, kıznı ~: kızı kandırmak, sabiyni ~: çocuğu kandırmak, aldaysa!: yalan söylüyorsun!, aldab tuzakğa cıymak: hile ile tuzağa düşürmek. 0.4 KB 343. Aldamay yalan söylemeden Ornekler: ~ ayt: yalan söylemeden söyle. 344. Aldan-alğa gittikçe, önden öne. 345. Aldanmak aldanmak, tuzağa düşmek, kanmak Ornekler: Ariv sözğe ~: güzel söze kanmak, dünyalıkğa ~: dünyevi hayata aldanmak, sözüne ~: sözüne aldanmak. 346. Aldanırça aldanılacak gibi, kanılacak gibi Ornekler: ~ bir tuzak: aldanılacak gibi bir tuzak. 347. Aldanıv aldanma, kanma. 348. Aldası ilki, önde olanı, öndekisi Ornekler: ~ bılay ese, artdası kalaydı?: öndekisi böyleyse, sondakisi nasıldır?. 349. Aldatmak aldatmak, kandırmak Ornekler: Kesi kesin ~: kendi kendini kandırmak, kuka sözge kesin ~: güzel söze kendini kandırmak (tatlı söze kanmak), kesin ibilisge aldatıb aylanadı: kendini şeytana kandırıp dolaşıyor. 350. Aldatıv aldatma, kandırma. 351. Aldav yalan, kandırma Ornekler: ~ sözle: yalan sözler, baş ~: kendini kandırma, köz ~: göz bağı, sihir, göz kandırma, illüzyon. 352. Aldavlu yalanlı, kandırmaca, yalancı Ornekler: ~ baylık: yalancı zenginlik, ~ sözle: kandırmaca sözler. 353. Aldavluk yalan, kandırıcı, aldatıcı Ornekler: ~ bıla: yalan ile, ~ adeb: kandırıcı terbiye, aldatmaca edep, mürai terbiyelilik gösterme, ~ zat: kandırıcı şey. 354. Aldavluksuz yalansız, dürüst, kandırmacasız Ornekler: ~ işlegen sıy tabar: dürüst çalışan itibar kazanır. 355. Aldavluluk kandırmacalık, yalanlılık, aldatıcılık. Ornekler: Adamnı kuka sözlerini ~u belgilidi: adamın güzel sözlerinin kandırmacalılığı bellidir. 356. Aldavsuz yalansız, aldatmacasız Ornekler: Bazar ~ bolmaz: pazar aldatmacasız olmaz, ~ işleseŋ ne bollukdu?: yalansız (hilesiz) çalışsan ne olur?. 357. Aldavsuzluk yalansızlık, aldatmacasızlık. 358. Aldavuk yalan, kandırıcı, aldatıcı, hilekâr Ornekler: Bu ~du: bu yalandır, ~ kün: aldatıcı güneş, ~ haparla: aldatıcı haberler, yalan haberler, kuruğun sen ~!: kuruyasın sen yalancı!. 359. Aldavukluk yalancılık, aldatıcılık, kandırmacalık, aldatmacalık. 360. Aldavukçu yalancı, aldatıcı, kandırıcı, hilebaz Ornekler: ~nu işi küçü aldavuk: yalancının işi gücü yalan, ~ adam: yalancı adam, ol ~nu biridi: o yalancının tekidir. 361. Aldavukçuluk yalancılık, kandırıcılık. 362. Aldavçu yalancı, hilekâr, aldatıcı. 363. Aldavçuluk yalancılık, aldatıcılık, hilebazlık. 364. Aldağı öndeki, gelecekteki, istikbaldeki … Ornekler: ~ at: öndeki at, ~ caşav: istikbaldeki hayat, ~na karab pikir et, artdağına karab şukur et: istikbaldekine bakıp fikret, mazidekine bakıp şükret, ~ süyelgen: önde dikilen. 0.2 KB 365. Aldır yüze gülen, mürai, dalkavukça, dalkavuk Ornekler: ~ sözle: dalkavukça sözler, ~ adam: dalkavuk adam. 366. Aldır-güldür yere bakan Ornekler: ~ adam: yere bakan adam. 367. Aldırlanmak yüze gülmek, dalkavuklanmak, mürailenmek, tabasbus etmek, pohpoh çekmek. 368. Aldırlanıv mürailenme, yüze gülme, dalkavuklanma 369. Aldırlanıvçu yüze gülücü, dalkavukluk edici, mürai, pohpohçu. 370. Aldırlı komplimanlı, pohpohlu, hoş. 371. Aldırmak aldırmak, kabul ettirmek … Ornekler: Önŋelegen iynekge buzovun ~: buzağısını reddeden ineğe buzağısını yeniden kabullendirmek, birevge bazardan aşarık ~: başkasına pazardan yiyecek aldırmak, iç ~: kürtaj yaptırmak, çocuk aldırmak. 0.3 KB 372. Aldırğıç yüze gülücü, dalkavuk, yağcı, mürai. 373. Aldırıv aldırma, kabul ettirme Ornekler: İç ~: çocuk aldırma. 374. Aldıv-gıldıv eski-püskü, yırtık-pırtık. 375. Alese (alay ese) öyleyse, öyle ise. 376. Algüzür kocaman, iri yarı, hantal, çam yarması. 377. Algüzürlük kocamanlık, hantallık, iri yarılık. 378. Algıbıt göbekli, şiş karınlı, şişko. 379. Algınnı eski, önceki, sabık Ornekler: ~ tirligim kalmağandı: eski diriliğim kalmadı, ~ direktor: sabık direktör, önceki direktör. 380. Alham Elham Ornekler: ~nı okuy bilmegen: elhamı okumasını bilmeyen. 381. Alhamdulillah elhamdülillah. 382. Alim alim, ilim sahibi kimse, bilgili. … Ornekler: Ullu ~le: büyük alimler, ~ bilimden toymay: alim ilime doymaz (a.s.), ~ bolsaŋ alam seniki: alim olursan alem (herşey) senin, alimden hat kalır, temirden tot kalır: alimden hat (yazılı eser) kalır, demirden pas kalır 0.3 KB 383. Alkın daha, henüz … Ornekler: ~ ertdedi: henüz erken, sen ~ caşsa: sen daha çocuksun (gençsin), ~ sen kara iynekni boğun basmağansa: henüz sen kara ineğin pisliğine basmadın (henüz sen dünyayı tanımıyorsun), karnaşımı kaytırına ~ köb bardı: kardeşimin avdetine henüz çok var. 0.3 KB 384. Allah Allah, tanrı, ilah… Ornekler: ~ğa iynanmağan: Allah’a inanmayan, ~ aytmasın!: Allah söylemesin (Allah göstermesin)!, ~ aytsa: inşaallah, Allah izin verirse, ~ım ayıb etmesin!: Tanrı’ ya güç gitmesin!, ~ğa amanat bol: Allah’ a emanet ol, ~ bergença: Allah vermiş gibi, ~ bergin: Allah versin, ~ bıla tilemek: can-ı gönülden dilemek, Allah için yalvarmak, ~nı buyruğu: Allah’ın emri, ~ buyurğannı körlükbüz: Allah’ın takdir ettiğini göreceğiz, ~nı cazıvu: Allah’ın takdiri, alın yazısı, ~ cazıksınsın: Allah acısın, ~ carathan: Allah’ın yarattığı, ~ col açıklığı bersin: Allah yol açıklığı versin, ~ coluna allanığız: Allah yoluna yöneliniz, ~nı cükge ber: Allah ile teminat ver, ~nı igiliginden: Allah’ın yardımıyla, Allah’ın iyiliğinden, ~dan kelgen: Allah’tan gelen, ~ köredi: Allah görüyor, ~nı künü sayın: her Allah’ın günü, ~dan kaytsın: karşılığını Allah versin, ~ karğağan: Allah’ın bedduasına uğrayan, ~ urğan: Allah vurmuş, Allah kahretmiş, ~nı küçü bıla: Allah’ın gücüyle (Allah’ ın yardımıyla), ~nı kulu: Allah’ın kulu, ~ oŋartsın: Allah kutsasın, Allah takdis etsin, ~saklasın!: Allah korusun!, ~ğa sözüm ullu barmasın: Allah’a büyük söylemeyim, ~ğa turumak: Allah’a yönelmek, sözüm ~ğa turudu: sözüm Allah’a açık, ~ hakına: Tanrı hakkı için, ~nı çamlandırma: Allah’ı gazaba getirme, ~ şağatımdı: Allah şahidimdir, amin ~: amin Allah’ım, bir ~!: Allah bir!, ~ ~!: Allah Allah! (şaşkınlık ifadesi), ay medet ~!: ey Tanrım medet!, ya ~!: ey Allah’ım!, sıylı ~: Hazreti Allah, mukaddes Tanrı, yarabbin ~!: Allah’ım yarabbim!, ~ bıla, adam bıla da tiledim: Allah’ı da, insanları da araya koyarak yalvardım, ~ sen süy deb ……: Allah sen sev diye ……( Allah razı olsun diyecek……), ya meni carathan ~!: ey beni yaradan Allah’ım!, ~ğa işanmak: Allah’a güvenmek, ~sız: Allahsız, ateist, Allahsızlık, ateizm, ~ bergen da 2.1 KB 385. Allandırmak yönlendirmek, cesaretlendirmek, iştahlandırmak, ikna etmek, kandırmak, yöneltmek. … Ornekler: Kesin işlerğe allandırğandı: kendini çalışmaya yöneltti, calınıb kelirge allandırdık: yalvararak gelmeye ikna ettik, nögerleri anı amanlıkğa allandırğandıla: arkadaşları onu kötü yola yönlendirmişler. 0.3 KB 386. Allandırıv yönlendirme, ikna etme, kandırma, yöneltme. 387. Allanmak yönelmek, iştahlanmak, niyet etmek, karar vermek, kafasına koymak. … Ornekler: Üy alırğa allanŋandı: ev almaya karar vermiş, işge allanŋandı: çalışmaya iştahlanmış, caz soluvda tenŋiz cağağa barırğa allanŋandı: yaz tatilinde deniz kenarına gitmeyi kafasına koymuş, Tavkan üyünden çığıb sizge tuvra allandı: Tavkan evinden çıkarak size doğru yöneldi. 0.4 KB 388. Allanıv yönelme, iştahlanma, karar verme, kafasına koyma. 389. Allanıvçu çabuk karar veren, aceleci. 390. Allay öylesi, onun gibi, o kabilden, ona benzer, öyle, öyle şey, aynı, benzer. … Ornekler: ~la: öyleleri, andan başhası ~la aytsa…..: ondan başkası o kabilden sözler söylese ….., Soslan ~la aythanlıkğa…..: Soslan öyle şeyler söylese de ….., ~ zatla: öyle şeyler, o kabilden şeyler, ~ı barmıdı?: ona benzeyeni var mı?, kallay ese, ~: nasılsa, öyle, ~ bir: o kadar bir, ~ bir zamannı kayda ediŋ?: o kadar zamandır neredeydin?, ~ birni kim da tabar: onun gibi birisini herkes bulur, ~ birge: onun gibi birisine, tuvra ~nı kim körgendi!: tam onun gibisini kim görmüştür (hayret ifadesi)!, kelse ~ğa kelsin: gelirse öylesine gelsin, ~ ariv kız kayda?: öylesine güzel kız nerede?, ~ kıyınlıklanı köb sınağanbız: onun gibi felaketleri çok sınadık, ~ bir zat aythan edi: ona benzer bir şey demişti. 0.8 KB 391. Allay-bıllay öyle-böyle, onun gibi-bunun gibi, şöyle-böyle, öylesi-böylesi Ornekler: ~ deb turma: öyle-böyle deyip durma. 392. Allaylık onun gibi, ona mümasil, aynısı, aynı durum, aynı hal. Ornekler: Biz da ~ bolğanbız: biz de onun gibi olduk (bizim başımıza da aynı hal geldi). 393. Allayın onun gibi, onun (dediği) gibi, onun (yaptığı) gibi, tam onun gibi. … Ornekler: Seni cavuŋ da ~ bolsun: senin düşmanın da onun gibi olsun (düşmanının başına da onun başına gelen gelsin), Soslan üy işley kelib cartı koyğan edi, men da ~ boldum: Soslan ev inşa etmeye çalışarak yarıda bırakmıştı, ben de tam onun gibi oldum (onun durumuna düştüm). 0.4 KB 394. Allı önü, başlangıcı, cephesi, ön yüzü, ön tarafı, başı. … Ornekler: Künnü ~: günün önü, günün başlangıç bölümü, üy ~: evin önü (bahçesi anlamına da gelir), eşik ~: eşik önü, evin bahçesi, ~ aylanŋan: önü dönen, bir şeyi yapmaya iştahlanan (mec.), kışnı ~ cumuşak bolsa, artı zıbır boladı: kışın başı yumuşak olursa, arkası sert olur (halk deyimi), bayramnı ~: arefe günü, bayramdan önceki gün, bayramın başlangıcı, ~ bıla: önü ile, üynü ~ bıla ozdula: evin önü sıra geçtiler, ~nda: başında, iptidasında, ön kısmında, başlangıç kısmında, kazavatnı ~nda: savaşın başında (iptidasında), ~ndan artına deri: başından sonuna kadar, amma ~ında gikka oynar: (bilmece/iğ), kıyını ~ndadı: zoru önündedir, bütev baylığım ~ğızdadı: bütün servetim (zenginliğim) önünüzdedir, ~ alğışlık, artı karğışlık: önü dualık, arkası beddualık , ~ barnı artı bar: başı olanın sonu da vardır , ~ alınırğa kerekdi: önü alınması lazım, ~ artına aylannık!: önü arkasına dönesice! (kızgınlık ifadesi, küfürle karışık), ~na tübegenŋe aytadı: önüne gelene söylüyor, ~nda aytılğanıça: başlangıçta söylendiği gibi 1.2 KB 395. Allı-artı önü arkası, başı sonu. Ornekler: ~ da birdi: başı sonu da bir, ~ cok adam: önü arkası olmayan adam. 396. Allıbızdağı önümüzdeki, gelecek. Ornekler: ~ kün: önümüzdeki gün, gelecek gün, ~ colnu ahırında: önümüzdeki yolun sonunda, ~lanı boşayık: önümüzdekileri bitirelim. 397. Allık alacak, alacak olan. ◊ alacak … Ornekler: ~ adam oldu: alacak adam odur, kıznı ~ caş keledi: kızı alacak olan delikanlı geliyor.; ~ı: alacağı, andan ~ım bardı: ondan alacağım var, ~ım beş somdu: alacağım beş kaimedir, bizni birbiribizge ~ıbız, berligibiz cokdu: bizim birbirimize alacağımız, vereceğimiz (borcumuz) yoktur. 0.4 KB 398. Allın-artın önünü arkasını, başını sonunu. Ornekler: ~ eslemey cürügen: önünü arkasını dikkate almadan hareket eden (düşüncesizce hareket eden). 399. Allına başına, önüne, öne doğru, karşılamaya. … Ornekler: Konaklanı ~ çığığız: misafirleri karşılamaya çıkınız, sabiyni ~ barığız: çocuğun önüne gidiniz, bar, ~ kara: git, önüne bak, iş ~ baradı: iş öne doğru gidiyor (iş karlı gidiyor, gelişiyor), tirmeni ~ aylanadı: değirmeni öne doğru dönüyor (deyim), kesi ~: kendi başına, kendi kendine, kesi ~ küledi: kendi kendine gülüyor, ~ süyelmek: önüne dikilmek, carlını aşı ~ kelse burnu kanar: fakirin aşı önüne gelse burnu kanar , ov seni anaŋ ~ alsın!: hay seni anan önüne alsın! (beddua/ölünü önüne uzatsın anlamında), ~ barmak: öne gitmek, ilerlemek, gelişmek, kızçıknı ~ barğan zamandı: kızcağızın büyüyüp gelişme zamanıdır. 0.8 KB 400. Allında baş tarafta, başında, başlangıcında, önünde. … Ornekler: İşlegeni ~ aman edi, artda egi boldu: çalışması başlangıçta fena idi, sonunda iyi oldu, ~ aytılğanıça: başında söylendiği gibi, üynü ~: evin önünde, mejgitni ~ tabışayık: mescidin önünde buluşalım. 401. Allından önünden, önceden Ornekler: Üynü ~ karab kördüm: evin önünden bakıp gördüm, anı ~ aytırğa keregeŋ: onu önceden söylemen gerekirdi, ~ men anı bilmey edim: önceden ben onu bilmiyordum. 402. Allındağı önündeki, başındaki, önde giden Ornekler: ~ arba: önündeki araba, martnı ~ ay: martın önündeki ay, şubat, kazavatnı ~ künlede: savaşın başındaki günlerde, ~ adamnı eslemedi: önündeki adamı farketmedi. 403. Allıntın önünden, önü sıra … Ornekler: Tiziv terekleni ~ ozduk: dizi ağaçların önünden geçtik.; Alma elma. ~ terek: elma ağacı, sokur ~: bozuk elma (üzerinde kör çukurlar olan kalitesiz elma), sokur ~ kibik: kör çukurlu elma gibi, ~ tereginden keri ketmez: elma ağacından uzağa gitmez , köz ~: göz yuvarlağı. 0.3 KB 404. Alma-kertme elma-armut. 405. Almak almak, çıkarmak, zaptetmek. … Ornekler: Askerge ~: askere almak, allın ~: önünü almak, atnı avuzluğun ~: atın gemini almak, bir canına ~: bir tarafa almak, atnı cerin ~: atın eğerini almak, örge ~: yukarı almak, kolğa ~: ele almak, koyunŋa ~: koynuna almak, kan ~: kan almak, ortağa ~: ortaya almak, hıysabha ~: hesaba almak, hesaba katmak, dikkate almak, esge ~: akla almak, kafaya sokmak, erinçekni er almaz: tembeli er almaz (erkek tembel kadınla evlenmez), cürüse can sala, tohtasa can ala: hareket ederse can verir, durursa can alır (bilmece/kan dolaşımı), calğa ~: ücret vererek almak, ücretle adam kiralamak, önküç ~: ödünç almak, ħauħ ~: kullanmak için almak, kaymağın ~: kaymağını almak, bağa ~: pahalıya almak, alim at ~: alim ünvanını almak, ustalık ~: ustalık icazeti almak, ondan beşni alsaŋ, beş kaladı: ondan beşi çıkarırsan, beş kalır, şaharnı ~: şehri zaptetmek, soluv ~: nefes almak, solumak, ayıb ~: ayıplanmak, lekelenmek, ülgü ~: örnek almak, davlab ~: hak iddia ederek almak, sıyırıb ~: sıyırıp almak, saylab ~: seçip almak, satıb ~: satın almak, sermeb ~: kapıp almak, sıdırıb ~: kazıyıp almak, alıb boşamak: alıp bitirmek, alıb bermek: alıp vermek, alıb salmak: alıp koymak, alıb çıkmak: alıp çıkmak, alıb cetmek: alıp yetişmek, alıb koymak: alıvermek, asıv ~: asığ almak, faydalanmak, avrıvun ~: hastalığını almak, açıvun ~: acısını çıkartmak, hıncını almak, örlük ~: üstünlük almak, muzaffer olmak, kef ~: keyif almak, karıv ~: güç almak, horlam ~: başarı kazanmak, zafer kazanmak, söz ~: söz almak, alıb karamak: alıp bakmak, ala-bere bilmegen, berse közüne cuku kirmegen: almasını vermesini bilmeyen, verse de gözüne uyku girmeyen , alırın bilgen, beririn da bilir: almasını bilen, vermesini de bilir, almay sokuranŋandan ese, alıb sokuran: almadan pişman olmaktansa, alarak pişman ol 1.9 KB 406. Almastı yaşlı kadına benzeyen karışık uzun saçlı efsanevi bir mahluk (masallarda geçer, çocukları korkutmak için söylenir) 407. Almastılık bakımsız uzun saçlılık. 408. Almayır ağır kanlı adam, hantal adam. 409. Almayırlık ağır kanlılık, hantallık. 410. Almazlık almıyacak, alınmıyacak. Ornekler: Munu ~ nesi bardı?: bunun alınmıyacak nesi var? 411. Almaş değişik, çeşitli, münavebeli. ◊ zamir … Ornekler: Betlevçü ~: şahıs zamiri, körgüzüvçü ~: işaret zamiri, soruvçu ~: soru zamiri, baylavçu ~: bağlayıcı zamir, begitivçü ~: güçlendirme zamiri, oğaylavçu ~: olumsuzlaştırıcı zamir, belgilevçü ~: belirleyici zamir, belgisiz ~: belirsiz zamir. 0.3 KB 412. Almaşdırmak değiştirmek, münavebe yaptırmak. Ornekler: Saklavullanı ~: nöbetçileri değiştirmek, kiyim ~: elbise değiştirmek, açhanı ~: para değiştirmek. 413. Almaşdırıv değiştirme. 414. Almaşmak değişmek, münavebe yapmak. Ornekler: Ekibiz almaşıb işleybiz: ikimiz münavebe ile çalışıyoruz. 415. Almaşınmak değişmek, değişime uğramak. Ornekler: Keçe bıla kün cerni aylanŋı üçün almaşınadıla: gece ile gündüz yerin dönmesinden dolayı değişiyorlar. 416. Almaşınmay değişmeksizin, sabit şekilde, mütemadi surette, tıpkısı. 417. Almaşınmağan değişmeyen, sabit, şaşmayan, tam tamına, tıpatıp. Ornekler: ~ kesi: tıpatıp kendisi. 418. Almaşınıv değişme, değişim Ornekler: Açha ~: para değişimi. 419. Almaşıv değişme, münavebe. 420. Alohatalanıv nazlanma, kırıtma. 421. Alsaŋ alsan, alırsan, çıkarırsan Ornekler: Beşden üçnü ~: beşden üçü çıkarırsan. 422. Alsız-artsız önsüz arkasız, dalı kolu olmayan, kimsiz-kimsesiz. Ornekler: ~ adam: kimi-kimsesi olmayan adam. 423. Altav altı kişi, altılı. Ornekler: ~ ayrı bolsa, aradağın aldırır, ekev bir bolsa töppedegin endirir: altı kişi ayrı olsa aradakini aldırır (kaptırır), iki kişi bir olsa tepedekini indirir. 424. Altavlan altı kişi, altı adam, altı arkadaş. 425. Altayak hareketli, daldan dala atlayan, kurnaz, becerikli, açıkgöz. ◊ altı ayaklı. 426. Altağaç bir oyunun adı. 427. Altıgran altı köşeli 428. Altılamak altı parçaya bölmek, parçalamak. Ornekler: Mıllıknı ~: (hayvan) ölüsünü parçalamak. 429. Altılav altıya ayırma, altılama. 430. Altımüyüş altı köşeli. 431. Altın altın … Ornekler: Sırma ~: sırma altın, suv ~: altın suyuna batırılmış altın, altın kaplanmış, kaşıkla suv ~dıla: kaşıklar altınla kaplanmışlar, ~ cüzük: altın yüzük, ~ betli: altın renkli, ~ suv içirmek: altınla kaplamak, ~ hazırla: altın fişenklikler, künnü ~ tayaklıkları: güneşin altın renkli hüzmeleri, ~ tüken: sarraf, ~ berib alğan şohuŋ kıyınlı künüŋde başıŋı keser: altın verip aldığın dostun, zor gününde başını keser , ~ etegiŋe başım kordu: altın eteğine başım kurban olsun (deyim/kadınlara söylenen bir kompliman), ak ~: beyaz altın, doppak ~: bronz, ~ alma, alğış al: altın alma, dua al, ~nı alma da akılnı al: altını alma da akılı al , ~dan artık, adeb: edeb, altından kıymetlidir, ~ açhıç temir kalanı açar: altın anahtar demir kaleyi açar , ~ buruvğa salsaŋ da bulbul tal terekni unutmaz: altın muhafazaya koysan da bülbül söğüt ağacını unutmaz , ~da cerinde sıylı: altın da yerinde değerlidir, ~nı kirge atsaŋda cıltırar: altını pisliğe atsan da parlar, ~nı taba bilgen, asray da bilir: altını bulmasını bilen, saklamasını da bilir, ~nı tabhan tınç, asrağan kıyın: altını bulmak kolay, saklamak güç, ~ çögüç kurçnu da sındırır: altın çekiç çeliği de kırar, ~-kümüş taşdı, arpa-buğday aşdı: altın-gümüş taşdır, arpa-buğday aşdır. 1.4 KB 432. Altınçaç altın saçlı, sırma saçlı. 433. Altıyıklık altı haftalık. 434. Alçaymak ölmek Ornekler: Ok tiygenley börü alçayıb cığıldı: kurşun değince kurt ölerek yere yığıldı. 435. Alçaytmak öldürmek, birbirinden ayırmak, vurup öldürmek. Ornekler: Atıb duşmannı alçaytdı: atıp düşmanı öldürdü, butların alçaytdı: bacaklarını (birbirinden) ayırdı. 436. Alçaytıv öldürme, birbirinden ayırma. 437. Alçayıv Alçayıv 438. Alçü eğri, inatçı Ornekler: ~ ögüz: inatçı öküz 439. Alçü-gülçü eğri-büğrü, tepetakla Ornekler: ~ aylanıb ketdi: tepetakla yuvarlanıp gitti. 440. Alçı öncü, yol gösterici … Ornekler: Bizni alçılarıbız: bizim öncülerimiz, ~ adam: yol gösterici adam, aman işde ~ bolma: kötü işde öncü olma, ~ işni alğa tolturur: öncü işi önde bitirir, berçi belin sındırır, ~ tilegin tındırır: verici belini kırar, öncü dileğini yapar 441. Alçı! alsana! (emir). 442. Alçılık öncülük Ornekler: ~ etmek: öncülük etmek, ~nı almak: öncülüğü almak, elge ~ eterge bilimli bir adam kerekdi: halka öncülük yapacak bilimli bir adam gerek. 443. Alğa öne, ön tarafa, ileriye, ilk, erken. … Ornekler: ~ da barma, artha da kalma: ileri de gitme, geri de kalma, ~ çıkmak: öne çıkmak, ~ barmak: öne gitmek, sağatım ~ baradı: saatim öne gidiyor, ~ kelgen: ilk gelen, bolcaldan ~: gününden önce, vadesinden önce, senden ~ öleyim!: senden önce öleyim! (çocukları severken söylenir), neden da ~: her şeyden önce, andan köb ~: ondan çok önce, ~ kelgen alma alır: erken gelen elma alır, ~ kelgen atnı başı artık: önde gelen atın başı öndedir, ~ kıçırğan guguk ~ ölür: ilk seslenen baykuş ilk önce ölür, ~ çıkğan kulaknı artha çıkğan müyüz ozar: önce çıkan kulağı, sonra çıkan boynuz geçer (boynuz kulağı geçer), ~ sürünmek: öne (doğru) sürünmek, ~ salmak: öne koymak, ~ turmak: öne durmak, ~ süyelmek: öne dikilmek. 0.8 KB 444. Alğa-artha öne arkaya 445. Alğadan önceden Ornekler: ~ belgili edi: önceden belli idi. 446. Alğalık öncelik, imtiyaz, erken oluş. Ornekler: Caznı zamanından ~ı igi tüldü: yazın vaktinden önce gelişi iyi değil, anı senden ~ı cokdu: onun senden önceliği yok, ~lı kavum: imtiyazlı sınıf. 447. Alğan alan Ornekler: Cüregimi korkuv ~dı: yüreğimi korku aldı, aythanıŋı ~ edi: dediğini almış idi, bazardan ~ım budu: pazardan aldığım budur, medal ~: madalya alan. 448. Alğarak biraz önce, biraz ileri, biraz önde, biraz öne Ornekler: ~ çık: biraz öne çık, ~ kelğendi: biraz önce geldi, ~ atla: biraz öne adım at. 449. Alğarakda biraz ileride, biraz önde, biraz önce Ornekler: Bu andan ~ bolğandı: bu ondan biraz önce olmuş, ~ da tur: biraz ileride tur. 450. Alğarakdan biraz önceden, erkence. 451. Alğaraktın biraz önceden, erkence. Ornekler: ~ kayğısın körügüz: erkence çaresine bakınız. 452. Alğasab kalmak şaşırıp kalmak, paniğe kapılmak, ürkmek, telaşlanıp kalmak. 453. Alğasamak gevşemek, tavsama, (mec.) şaşırmak, telaşlanmak, paniğe kapılmak. 454. Alğasav gevşeme, tavsama, (mec.) şaşırma, teşevvüş, telaş, panik. 455. Alğasağan gevşeyen, tavsayan, (mec.) şaşkın, telaşlı, paniğe kapılmış, ürkek. Ornekler: ~ koy: ürkek koyun. 456. Alğatın önceden, evvelden. 457. Alğı önceki, evvelki, ilk Ornekler: ~ burun: ilk önce, ~ colda: önceki kez, ~ğa ber: öncekine ver, ~ sabiyi: ilk çocuğu, ~ kün: önceki gün, evvelki gün. 458. Alğın önce, evvela, eskiden, önceleri, eski (kadîm) … Ornekler: ~ oylab, alay söleş: önce düşünüp öyle konuş, ~ alay tül edi: eskiden öyle değildi, ~ barğan edim: eskiden gitmiştim, ~ zamanda: eski zamanda, em ~: en önce, ~lada: çok eski zamanlarda. 0.3 KB 459. Alğında eski zamanda, çok eskilerde. 460. Alğından önceden, eskiden Ornekler: ~ kelgen aded: eskiden gelen adet. 461. Alğıntın evvela, önce Ornekler: ~ munu eteyik: önce bunu yapalım. 462. Alğınça eskisi gibi Ornekler: ~ caşayık: eskisi gibi yaşayalım, ~ eteyik: eskisi gibi yapalım. 463. Alğıç alıcı Ornekler: Köl ~: gönül alıcı. 464. Alğış alkış, dua, iyi dilek, iyi temenni, tebrik, kutlama … Ornekler: ~ etmek: iyi dilekte bulunmak, duada bulunmak, kutlamak, ~ğa barmak: kutlamaya gitmek, ~ ayak: dua çanağı, dilek çanağı, ~ ayak, bal ayak-kolubuzğa alayık-calınayık, calbarayık-sıylı Allah’ dan kelir kıyınlıkdan-keŋde kalayık …: dilek çanağı, bal çanağı-elimize alalım-yalvaralım, yakaralım-Yüce Allah’ tan gelecek felaketlerden-uzak kalalım … (gelin eve girerken usta bir dilekçi tarafından irat edilen uzun bir duanın başlangıç kısmı), ~ı da karğışı da kerek tüldü: duası da bedduası da lazım değil, ~ kabıl bolsun: dilek kabul olsun, bu üyden ~ ketmesin: bu evden dua gitmesin, ~ ayrılmağız: duadan ayrılmayınız. 0.7 KB 465. Alğışlamak alkışlamak, dilekte bulunmak, duada bulunmak, kutlamak. … Ornekler: Bayramıŋı cüregim bıla alğışlayma: bayramını yürekten kutluyorum, anı horlamın alğışladım: onun başarısını tebrik ettim, tamadanı söleşgenlerin barı da alğışladıla: liderin konuştuklarını hepsi de alkışladılar. 0.3 KB 466. Alğışlanmak alkışlanmak, kutlanmak. 467. Alğışlanıv alkışlanma, kutlanma. 468. Alğışlav alkışlama, kutlama. 469. Alğışlağan dua eden, iyi dilek dileyen, duada bulunan, alkışlayan, kutlayan. 470. Alğışlı dualı, kutsanmış Ornekler: ~ bol: dualı ol, kutsan. 471. Alğışlık alkışlık, kutlanmışlık, kutlamaya değer, duaya lâyık. … Ornekler: Allı ~, artı karğışlık: önü alkışlık, sonu beddualık, ~ bol: dualı ol, tolu üy bolsun, ~ bolsun: dolu ev olsun (mükemmel aile yuvası olsun), dualı olsun (kutsanmış olsun), ~ bir iş etgendi: kutlamaya değer bir iş yapmış. 0.3 KB 472. Alğışçı duacı, dilekçi, kutsayıcı, kutlayıcı, duahan Ornekler: ~la alğış etsinle: kutsayıcılar kutsasınlar (duahanlar dua etsinler), ~ turuş: (gram.) dilek kipi. 473. Alım düğünlerde delikanlıların topladığı bahşiş. Ornekler: ~ açha: bahşiş akçası, ~ cıyıvçu: bahşiş toplayıcı genç. 474. Alım-berim alma-verme 475. Alımçı alım toplayan, bahşiş toplayan. 476. Alımçılık bahşiş toplayıcılığı Ornekler: Alımçı ~ın etedi: bahşiş toplayıcı bahşişçiliğini yerine getiriyor (bahşişçi bahşişçilik işini yapıyor). 477. Alındırmak delirtmek, kudurtmak, sinirlendirmek, öfkelendirmek Ornekler: Bu kucur tavuşla meni alındırlıkdıla: bu acaip sesler beni delirtecekler. 478. Alındırıv delirtme, kudurtma, öfkelendirme, sinirlendirme, cinnet getirtme. 479. Alınmak alınmak ◊ delirmek, cinnet geçirmek, öfkelenmek, sinirlenmek. … Ornekler: Soslan işge alınŋandı: Soslan işe alınmış, cülküçüm alınŋanıça canŋılay turadı: çakı bıçağım alındığı gibi yeni duruyor, anı sözü kulakğa alınmadı: onun sözü dikkate alınmadı, başha tilleden alınŋan sözle: başka dillerden alınan sözler, bıltır alınŋan kitabla: geçen sene alınan kitaplar.; Ol korkğandan alınŋandı: o korkudan cinnet geçirmiş, buyruk almay ketgense deb ataŋ alınadı: buyruk almadan gittin diye, baban çok sinirleniyor, endi va nek alınıb turasa?: şimdi ise niye öfkelenip duruyorsun?, alınıb-kuturub eter zatıŋ cokdu: öfkelenip-kudurup yapacağın birşey yok. 0.7 KB 480. Alınıb tebremek öfkelenmeye başlamak. … Ornekler: Kartnı alındıra tebregensiz: ihtiyarı kudurtmaya başladınız, siz akıllını da alındırırsız: siz akıllıyı da delirtirsiniz, haribni alındırğınçı koymadığız: zavallıyı delirtinceye kadar bırakmadınız. 481. Alınıb turmak sinirlenip durmak 482. Alınıv alınmak. ◊ delirme, cinnet getirme, öfkelenme, sinirlenme, kudurma. 483. Alınıvçu alınabilen, seyyar. ◊ sinirlenici, öfkelenici, sinirli, öfkeli. Ornekler: ~ tişle: alınıp-takılan (takma) dişler.; Seni ataŋ ~ bir adamdı: senin baban sinirli bir adamdır. 484. Alınŋan deliren, kuduran, öfkelenen, sinirlenen, cinnet geçiren. ◊ alınan, zaptedilen … Ornekler: Bu ~nı tıyalmaybız: bu kudurmuşu zaptedemiyoruz.; ~ tiş: alınan diş, ~ şahar: zaptedilen şehir, uçuz ~ habçük: ucuz alınan ev eşyası. 0.3 KB 485. Alınŋan-salınŋan alınan-takılan Ornekler: ~ tişle: alınan-takılan dişler. 486. Alısın olmamış, ham, genç, taze, körpe. Ornekler: ~ kırdık: taze ot, ~ kab: ham kabak, sabiyle alkın ~dıla: çocuklar henüz körpedirler, ~ harbız: olmamış karpuz, ~ mursaça küydüredi: taze ısırgan otu gibi yakıyor. 487. Alıv alma Ornekler: Cazıb ~: yazıp alma, buyruk ~: emir alma. 488. Alıv-satıv alma satma, alım satım, alışveriş. 489. Alıvçu alıcı Ornekler: At ~: at alıcı, canbaz, tuvar ~: celeb, can ~ mölek: can alıcı melek, Azrail. 490. Alıvçuluk alıcılık. 491. Alış alış Ornekler: Ayak ~: ayak alış. 492. Amal usül, metot, kaide, ustalık, çare, sporda oyun, imkân, beceri. … Ornekler: ~ tabmak: imkân bulmak, küreşivde ~ etmek: müsabakada oyun yapmak, art ~ın köreyik: son çaresini görelim, oyunnu ~ları: oyunun usülleri, hıyla ~ bıla: hile usülü ile, ~ nedi?: çare nedir?, ~ı bolmağança: çaresi yokmuş gibi, ~ına köre: usülüne göre, ~ıŋ bar ese ceŋil kel: imkânın varsa çabuk gel, ol anı bilmey ~ı cokdu: onun onu bilmemesine imkân yok, ~ğa takal: çareye çare (deyim), ~nı takalğa calğasaŋ, bir iş biter: çareyi çareye eklesen, bir iş biter. 0.6 KB 493. Amalsız çaresiz, imkânsız, becerisiz, tekniksiz, metotsuz, darda kalan. … Ornekler: ~ işarıv: çaresizlikten gülümseme, ~ bolub etgenme: çaresizlikten yaptım, ~ğa kezlik bıçak savutluk eter: çaresize (darda kalana) çakı bıçağı silahlık eder, ~nı künü karaŋı: çaresizin günü karanlık (deyim), ~ğa tıymak: dara sokmak, çaresiz duruma düşürmek. 0.4 KB 494. Amalsızdan çaresizlikten, imkânsızlıktan. Ornekler: Men ~ ho dedim: ben çaresizlikten evet dedim. 495. Amaltın için, yüzünden, sebepli … Ornekler: Seni ~: senin için, malla ~ cazlıkğa çığabız: hayvanların yüzünden yazlığa çıkıyoruz, karaŋı keçe kara cılan bıla kalay catayım, seni ~ başımı suvğa kalay atayım?: karanlık gece kara yılan ile nasıl yatayım, senin için başımı suya nasıl atayım? (anonim halk türküsü), sabiyleni okuvları ~ şaharğa köçtük: çocukların okumaları sebebiyle şehire göç ettik. 0.4 KB 496. Amalçak becerikli, ustalıklı, çare bulucu, sorun çözücü. Ornekler: Tayançakğa ~ : ustaya ustalık öğretmeye kalkan. 497. Amalçı becerili, usta, eli yakışan, yoktan çare bulan. Ornekler: ~ adam: becerili adam. 498. Amalçılık çare buluculuk, imkâncılık. 499. Amalıça metodunca, usülünce, imkân dahilinde, çaresine göre. 500. Aman kötü, fena, çirkin, zararlı, yaman, pek, dehşetli. … Ornekler: ~ adam: kötü adam, ~ col: kötü yol, ~ cora: fena yorum, kötü tefsir, ~ innet: kötü niyet, kötü düşünce, ~ iyis: fena koku, ~ ışanlı: kötü nişaneli, meni hatım ~dı: benim el yazım çirkin, savlukğa ~: sağlığa zararlı, erine ~ katın: kocasına kötü (davranan) kadın, kün ~ boldu: güneş bozdu, ~ bolmak: kötü davranmak, ~ etmek: kötü (harekette) bulunmak. 501. Amanat emanet, tembih, sipariş. … Ornekler: ~ etilgen: emanet edilen, üyübüzge karay tur deb ~ etib ketgendi: evimize bakarak ol diye tembih edip gitti, ~ıŋı tolturdum: emanetini yerine getirdim, Allah’ğa ~ bol: Allah’a emanet ol, bazarğa barama, ~ıŋ barmıdı?: pazara gidiyorum, siparişin var mı?. 0.3 KB 502. Amanavuz pis ağız, şom ağızlı. 503. Amanbet solukluk. 504. Amanlık kötülük, fenalık, zayıflık … Ornekler: Üsünü-başını ~ı kimge da tuvra: üstünün başının kötülüğü herkesin gözü önünde, ~ı cukğan: fenalığı bulaşan, ~dan ozmağan: kötülükten geri durmayan, ~ etmek: kötülük etmek, ~ izlegen: kötülük (ayıp) arayan, Allah igilikni beri etsin, ~nı keri etsin: Allah iyiliği beri etsin, kötülüğü geri etsin (dua), etgen ~ı başına cetgendi: yaptığı kötülük kendine döndü, ~ izlegen ~ğa tüber: kötülük arayan kötülükle karşılaşır, ~nı sürgen ~dan ölür: kötülüğü süren (kovalayan) kötülükten ölür. 0.6 KB 505. Amanlıkçı kötülükçü, hırsız, eşkiya, haydut. … Ornekler: ~ nögerle: haydut arkadaşlar, ~ kavum: eşkiya güruhu, ~ adam: fenalık yapan adam, ~nı tilin ~ bilir: kötülükçünün dilinden kötülükçü anlar, ~nı şağatı ant bolur: kötülükçünün şahidi yemindir, ~nı üyü türme: kötülükçünün evi zindan, ~nı eki ülüşü başına cav: fenalıkçının iki hissesi de kendine düşman. 0.4 KB 506. Ambal yük taşıyıcı, hambal. 507. Amma ama, lâkin, fakat ◊ ebe, yaşlı büyük anne, büyük annenin annesi. … Ornekler: Aytır edim, ~ bilmeyme: söylerdim, ama bilmiyorum.; Cuv cuv cuvala, eki çıçhan suv ala, ~ boza bişire, akka açha tüşüre: cuv cuv cuvala, iki fare su alıyor, ebe boza pişiriyor, dede akça düşünüyor (kazanıyor) (çocuk tekerlemesi). 0.4 KB 508. Ammacukka tek ayak üzerinde sekerek yürüme, sekme. Ornekler: ~ ete keledi: sekerek geliyor, ~ oyun: tek ayak üzerinde sekerek oynanan bir oyun. 509. Amır istek, arzu Ornekler: ~ım tartmaydı: canım istemiyor, ~ım tutmaydı: canım çekmiyor, barırğa ~ı tartıb turadı: gitmeye canı çekip duruyor, ~ıŋ tartsa eterse: canın istese yaparsın. 510. amaltın ... Yüzünden, ... Sebebi ile, ...uğruna 511. Ana ana, anne … Ornekler: Tabhan ~: doğuran anne (öz anne), öge ~: üvey anne, kart ~: büyük anne, kayın ~: kaynana, emçek ~: süt anne, ~sı!: annesi! (erkek, karısının adını söylemeden çocuklarının yanında çağırmak isterse böyle seslenir), ~bız: anamız (gelin kaynanasından bahsederken böyle der), ~ koy: anacığım, ~çığım: anneciğim, ~ları öle tura, balaları koba tura: anaları ölmek üzere, yavruları doğrulmak üzere (bilmece/patates), ~ları türte bara, balaları ürke bara: anaları iterek gidiyor, yavruları ürkerek gidiyor (bilmece/arabanın dingili ile tekerlekleri), ~ cürek tınŋısızdı: ana kalbi rahat değildir, ~ bavur: ana kucağı, ~ karnaş: dayı, ~mı egeçi: teyze, ~ları başha karnaşla: anneleri ayrı kardeşler, ~ til: ana dili, ~sını zırnayın tarthan: anasının türküsünü söyleyen, ~ŋ bergenni tögerik!: annenin verdiğini dökesice! (annesinden emdiği burnundan gelesice), ~sından caŋı tuvğança: anasından yeni doğmuşçasına, ~sından cigit tuvğan: anasından yiğit doğan, ~ŋdan içgen sütüŋ bıla tileyme!: anandan emdiğin süt hakkı için yalvarıyorum!, 1.1 KB 512. Anda orda, orada ◊ onda … Ornekler: ~ kişi cokdu: orada kimse yok, bir ~, bir mında: bir orada, bir burada, bir ayağı ~, bir ayağı mında: bir ayağı orda, bir ayağı burda; ~ açha bardı: onda para var, ~ hata cokdu: onda kusur yoktur, iş ~ tüldü: iş onda değil (mesele o değil), seni ~ işiŋ cokdu: senin onda (onunla) işin yok, ~ bir ariv göroh kördüm: onda güzel bir tabanca gördüm. 0.4 KB 513. Anda-mında orada burada, şurada burada, orda burda, şurda burda, kırk yılda bir … Ornekler: ~ uşkok tavuşla çığadı: şurda burda silah sesleri çıkıyor, ol bizge ~ bir keledi: o bize kırk yılın başı bir geliyor, anı kiyimleri ~ atılıb tura edile: onun elbiseleri şurada burada atılıp duruyordu, colovçuluk künlerimizde ~ bir elge tübedik: yolculuk günlerimizde şurda burda bir köye rastladık. 0.4 KB 514. Anda-sanda nadiren, kırk yılda bir Ornekler: Miŋi Tavnu töppesine ~ bir örleybiz: Bengü (Elbruz) Dağının tepesine nadiren tırmanıyoruz. 515. Andağı oradaki ◊ ondaki … Ornekler: ~ kellikdi: oradaki gelecek, ~ kız: oradaki kız, ~, mındağından ullurakdı: oradaki buradakinden büyükçedir, ~la da, mındağıla da cıyıldıla: oradakiler de buradakiler de toplandılar.; ~ kızıldı: ondaki kırmızıdır, ~ açha mendeginden köbdü: ondaki para bendekinden çok, ~ adamlık: ondaki insanlık. 0.4 KB 516. Andağılı bunca zaman, onca zaman, bunca zamandan beri, bu kadar zamandır, o kadar zamandan beri, bunca zamandır … Ornekler: ~ beri saklayma: bunca zamandan beri bekliyorum, ~ kaydasa?: bunca zamandır neredesin?, ~ beri senden hapar saklaybız: onca zamandan beri senden haber bekliyoruz. 0.3 KB 517. Andi pürüzlü, sert, sert tüylü Ornekler: Camçını ~si: yamçının sert tüylüsü, ~ camçı kibik nek cubusa: tüylü 518. Annâ anne, annecik Ornekler: ~ aç boldum: anne, acıktım 519. Ansı yoksa, yeterki, keşke … Ornekler: çab, ~ keçge kallıksa: koş, yoksa geç kalacaksın, avrub kalmasın, ~ kellikti: hastalanıp kalmasın (hastalanmasın), yoksa gelecek, üyge bir kel ~, körürse künüŋü: eve bir gel yeterki, görürsün gününü, unağa edi ~: kabul etseydi keşke. 0.3 KB 520. Ansız onsuz, o olmadan Ornekler: ~ barlık tülme: onsuz (o olmadan) gitmeyeceğim. 521. Ant-karğış yemin-şart, kasem, yemin, and, yemin-kasem. Ornekler: ~ etib söleşdi: yemin-kasem ederek konuştu, ~ etmek: yemin-kasem etmek. 522. Ança onca, o kadar, o denli, her. Ornekler: Kayda aylanasa ~ zamannı?: nerede dolaşıyorsun onca zamandır?, ~ sayın: her defa, ~ malnı, mülknü kalay tavusduŋ?: o kadar malı, mülkü nasıl bitirdin? 523. Anı onun … Ornekler: ~ kitabı: onun kitabı, ~ kim bolğanın tanımayma: onun kim olduğunu tanımıyorum, ~ bıla: onunla, ~ kibikle: onun gibiler, ~ katında: onun yanında, ~ ornuna: onun yerine, ~ ızından barığız: onun peşinden gidiniz, ~ cüregi teşilmeydi: onun kalbi çözülmüyor (yumuşamıyor), ~ üsüne da munu alıb kelgendi: onun üstüne bunu da alıp gelmiştir, ~ üçün: onun için, ~ üsünden: onun hakkında, ~ madarı cokdu: onun imkânı yok. 0.5 KB 524. Anı-munu onun-bunun Ornekler: ~ malından bizge ne hayır: onun bunun malından bize ne fayda 525. Anıkı onunki Ornekler: ~ arivdu, meniki erşidi: onunki güzel, benimki çirkin, kitab ~dı: kitap onunkidir. 526. Anıça onun gibi, onun gibisi Ornekler: Tuvra ~ körmedim: doğrusu onun gibisini görmedim, ~ adam azdı: onun gibi adam azdır. 527. Anŋa ona Ornekler: ~ karağız: ona bakınız, men ~ barlıkma: ben ona varacağım, ~ köre: ona göre. 528. Appa büyük baba, dede Ornekler: ~nı ala abası: dedenin ala kaftanı (abası). 529. Appa-adarğı pek küçük, çok ufak, çok cürümsüz, çok kifayetsiz. 530. Appa-aybat güpgüzel, çok güzel. 531. Appa-ayğır köpkötü, çok şirret. 532. Appaça tahnid edilmiş hayvan, bostan korkuluğu, karaltı. 533. Apsatı Karaçaylıların putperest zamanlarında av tanrılarına verdikleri isim, av tanrısı. Ornekler: Uvçu, ~ğa calınçak: avcı, Apsatı’ya yalvarıcı (yakarıcı), ~nı cırı: Apsatı’nın türküsü. 534. Apsın elti, kardeş eşlerinden biri. Ornekler: ~ degen arpakılçık: elti dediğin arpa kılçığı (deyim). 535. Aptiyek Kur’an’ı Kerim’ in son dört cüzü ile yasin suresini ihtiva eden ve Kur’an talebeleri için hazırlanan kitap. 536. Apçımak yıkılmak, sarsılmak, kuvvetten düşmek, perişan olmak, (işi) ters gitmek, zarar görmek. … Ornekler: Bıyıl, buz urğan sebebli elçile apçığandıla: bu sene, dolu vurması sebebiyle köylüler zarar gördüler, atası ölgenli Soslan apçığandı: babası öleli Soslan sarsıldı, Kasbot avrup, orunŋa tüşüb, apçıb turadı: Kasbot hastalanıp, yatağa düşerek güçsüz halde duruyor, cılnı aman ketgeni barıbıznı da apçıttı: yılın kötü (kurak) gidişi hepimizi de sarstı. 0.5 KB 537. Apçıtıv sarsma, perişan etme, güçten düşürme, zarar verme. 538. Apçıv yıkılma, sarsılma, perişan olma, zarar görme, güçten düşme. 539. Apçıvlu kötü giden, yıkımlı, ziyanlı, zararlı, felaketli, perişan. Ornekler: ~ iş: kötü giden iş, ~ cıl: felaketli yıl, kötü giden yıl. 540. Apçıvuk sarsılmaya meyilli, zarar görücü, işi ters gidici, sarsılmaya müsait, seken, sendeleyen, sarsılan, yıkıma uğrayıcı, dayanıksız. 541. Apıv af, bağışlama. Ornekler: ~ etmek: affetmek, ~ tilemek: özür dilemek, af dilemek. 542. Ara ara, arayer, orta … Ornekler: Colubuznu ~sına cetdik: yolumuzun ortasına (yarısına) yetiştik, ~ğa almak: ortaya almak, araya almak, ~ şahar: başşehir, payitaht, köpürnü ~ beceni: köprünün orta direği (yük çekicisi), ~ belgi: ara işareti, eki elni ~sı: iki köyün arası, eki ~da keleçi: iki arada elçi, eki suv ~: iki suyun arası, alanı ~ları bıla kıl ötmeydi: onların aralarından kıl geçmiyor (onların aralarından su sızmıyor) (deyim), kıralla ~sı kenŋeş: devletlerarası müzakere, milletle ~sındağı: milletler arasındaki, şaharla ~sı telefon: şehirlerarası telefon, ~ mülk: orta mal, ~ğa salmak: ortaya koymak, ~ begitiv: arayı kuvvetlendirme, ~ğa suğulmak: araya sokulmak, bir ~da: arada bir (bazen), bir arada, keçe ~sında: gece arasında (gecenin bir vakti), ~ ayrı bolsa, ~dağı alınır: ara bozuk olursa, aradaki elden gider, ~ bağana: orta direk, eki ~da bara bıla kele başım aylandı: iki arada gide gele başım döndü. 1.0 KB 543. Arab arap ◊ direk, kazık, yontulmamış sırık. Ornekler: ~ til: arap dili 544. Arabin acep, acaba Ornekler: alay nek aytdı?: acaba niye öyle söyledi?, ~ tüzmüdü?: acaba doğru mu?, ~ cavum cavarıkmıdı?: acaba yağmur yağacak mı? 545. Arak kuru ot yığını, çeş, tahıl yığını. 546. Arakı rakı Ornekler: ~ içivçü: rakı içici, ~ böçke: rakı fıçısı. 547. Aralamak araya almak, kuşatmak, etrafını almak Ornekler: Konaknı aralab söleşedile: misafiri araya alıp konuşuyorlar. 548. Aralaş sırayla Ornekler: ~ sal: sırayla koy, sırayla yerleştir. 549. Aralaşdırıv değiştirme 550. Aralmak dikilmek, baygın bakmak, dalgın bakmak Ornekler: Aralğan közle: baygın bakışlı gözler, közleri menŋe araldıla: gözleri bana dikildi, közleri kökge aralğandıla: gözleri havaya dikilmiş. 551. Aralıv dikilme, dalgın bakma 552. Aralışıv dik dik bakışma, karşılıklı bakışlarını sabitleştirme. 553. Aram delil, şahit, tanık Ornekler: Ortabızda emen terek ~dı: aramızda meşe ağacı tanıktır (folklorik parça). 554. Aram-karam ~ etmey Ornekler: perva etmeden, gözünü kırpmadan, ~ etmegen cigit: gözünü kırpmayan yiğit. 555. Aran vadi, çukurluk. 556. Aravun eğri saplı düz kürek, pulluk demiri, soku 557. Araş karışık, halita, dolaşık, teşevvüş halinde. Ornekler: Ala barı da ~dıla: onların hepsi karışık. 558. Arba araba … Ornekler: Kol ~: el arabası, Karaçay ~: Karaçay arabası, Karaçay ~ça cızıldaydı: Karaçay arabası gibi cızıldıyor, tob ~: top arabası, ağaç ~: kağnı, ögüz ~: öküz arabası, at ~: at arabası, ~ col: araba yolu, biçen ~: ot yüklü araba, ~ cav: araba yağı, ~nı al çarhı ötgen cerden art çarhı da öter: arabanın ön tekerinin geçtiği yerden arka tekeri de geçer, ~nı allı kalay barsa artı da alay barır: arabanın önü nasıl giderse arkası da öyle gider, ~ avnağandan sora col körgüzüvçü köb bolur: araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur (a.s.) 0.6 KB 559. Arbazçı hizmetkâr, kapıcı. 560. Ariv güzel, iyi, münasip, uygun, temiz. … Ornekler: ~ aytmak: güzel söylemek, güzellikle söylemek,~ kız: güzel kız,oram ~ bolğandı: sokak güzel (temiz) olmuş, anı ~ kılığı bardı: onun güzel ahlakı var, ~ tilli: tatlı dilli, ~ közlü: güzel gözlü, kereklisiça ~ et: gerektiği gibi iyi yap, sen aythan, meŋe da ~ körünedi: senin söylediğin, bana da uygun görünüyor,~ söz cürekge darman: güzel söz kalbe ilaçtır, ~ sözge taş erir: güzel söze taş erir, ~ söz, etmezliğiŋi etdirir: güzel söz yapmak istemediğini yaptırır, ~ bıla: güzellikle. 561. Arivlamak temizlemek, temize çıkarmak Ornekler: Arbaznı ceŋil arivlağız: avluyu çabuk temizleyiniz, çabaknı ~: balığı temizlemek 562. Arivlağan temizleyen, temize çıkaran Ornekler: ~ kağıt: temiz kağıdı 563. Arivluk güzellik, iyilik … Ornekler: Muratnı ~u: maksadın iyiliği, tişirıvnu ~u: kadının güzelliği, adebni ~u: terbiyenin güzelliği, ~nu süygen: güzelliği seven, ~ bıla: güzellikle, ~ bıla aytmak: güzellikle söylemek, ~un etmek: kusursuzluğunu söylemek, kusursuz göstermek, ~ gırcınŋa katık bolmaz: güzellik ekmeğe katkı sağlamaz, ~nı adeb ozar: güzelliği terbiye geçer, ~ közge avana: güzellik göze gölgedir, ~ toyda kerek, akıllılık har künde kerek: güzellik toyda (düğünde) gerekir, akıllılık her gün de gerekir. 0.6 KB 564. Arivum güzelim 565. Arivçuk minik güzel. 566. Arkan urgan, uzun kalın sicim. … Ornekler: Atnı ~ı: atın urganı, atı bir yere bağlamaya yarayan uzun kalın sicim, ~ŋa salmak: urgana vurmak, urgan ile sıkıca bağlamak, ~ atmak: urgan atıp yakalamak, kement atmak.; Arkançı 0.2 KB 567. Arkançı kement atıcı, urgana vurucu, kementle yakalayıcı. Ornekler: ~ at: urgancı at, urgan atıcının bindiği at. 568. Arkav kiriş, mertek, kumaşın uzamına konulan iplik … Ornekler: Üynü ~u: evin kirişi, köpürnü ~u: köprünün kirişi, köpürnü ~ları çıkırdaydıla: köprünün kirişleri çatırdıyor, kumaçnı ~u: kumaşın dokusu, Kumaşın uzamına konulan ipliği, ~suz üy bolmaz: kirişsiz ev olmaz. 0.3 KB 569. Arlak biraz öte, az öte Ornekler: ~ğa bar: biraz öteye git, ~ oltur: biraz öte otur, ~ ket: biraz öte git. 570. Arlakdağı ötedeki, biraz ötedeki, biraz ilerideki, biraz uzaktaki. 571. Arlı-berli iki yüzlü, kaypak Ornekler: ~ adam: iki yüzlü adam, ~ sözle: kaypak sözler, ~ cuvab: kaypak cevap. 572. Arman alaya alma, incitme, serzeniş. 573. Armav kararsız, şaşkın, mütereddit, apışmış. Ornekler: ~ adam: kararsız adam, ~ bolmak: tereddüt etmek, şaşırmak, ~ bolub turmak: apışıp durmak. 574. Armavlu kararsız, tereddütlü, şaşkın. 575. Arsar şüphe, tereddüt, kararsızlık Ornekler: ~ bolmak: şüpheye düşmek, şüphelenmek, ~ bolub turmak: şüphelenip durmak, tereddüt edip durmak. 576. Arsarlandırmak şüphelendirmek, tereddüte düşürmek. 577. Arsarlanıv tereddüte düşme, kararsız olma, şüphelenme. 578. Arsarlı şüpheli, karasız, mütereddit 579. Arsarsız kararlı, şüphesiz. 580. Art arka, ard, arka taraf, kıç, son, geri. 581. Artda arkada, sonda, sonra Ornekler: ~ aytırma: sonra söylerim, em ~: en arkada, en sonda, ~ kalmak: arkada kalmak. 582. Artdan sonradan, arkadan. Ornekler: Men anı ~ bilgenme: ben onu sonradan bildim (öğrendim), ~ süzüv: arkadan süzme, arkadan gözetleme. 583. Arğı öteki, öte … Ornekler: ~ bergiden ulludu: öteki berikiden büyüktür, koyla ~ betdedile: koyunlar öteki tepenin yamacındadırlar, ~ dunya: öteki dünya, mından ~sı: bundan ötesi, kitabnı mından ~sı kolay tüldü: kitabın bundan ötesi kolay değil, ~ sırt: öteki tepe, ~, bergi da: öteki, beriki de. 0.3 KB 584. Arı öte, öteye, o zamana … Ornekler: Andan ~ bar: oradan: öte dur, öteye çekil, avruğan ~ ketib beri kayıtdı: hasta öteye gidip geri geldi.; Arı-beri öteye-beriye, öte-beri. ~ cürümek: öteye öteye git, bılaydan ~: buradan öteye, mından ~: bundan sonra, bundan öteye, ne ~, ne beri: ne öteye, ne beriye, ~ deri: o zamana kadar, ~dan ~: öteden öteye, alay ~: o tarafa, ~ canı: öte yanı, suvnu ~ canı: suyun öte yanı, ~ kara: öteye bak, öbür yana bak, ~ tur-beriye yürümek, ~ ava bara edi: öteye-beriye yıkılarak gidiyordu, colğa çığa turub ~leribizni unutma: yola çıkarken öte-berilerimizi unutma, ~ bolmay: öteye-beriye çekmeden, ~ burmay: öteye-beriye çevirmeden, doğrudan doğruya. 0.7 KB 585. Arık zayıf, arık, çelimsiz … Ornekler: Bek ~: çok zayıf, ~ adam: zayıf adam, ~ bolmak: zayıflamak, ~ cer: zayıf toprak, aycarık, koyan ~, bödene buçhak, ayü çıçhak: ay aydınlık, tavşan arık, çekirge paça, ayı ishal (tekerleme/çocuklar oynarken birbirlerine bu tekerlemeyi söyleyerek ayının yerine en çelimsiz çocuğun adını koyarak alay ederler) 0.4 KB 586. Arıkbet zayıf yüzlü. 587. Arımak yorulmak, bitkin düşmek. Ornekler: Arıb tohdamak: yorulup durmak, arıb ölmek: yorulup ölmek, arıb-tozub: yorgun-argın, arıb-cunçub: yorularak dara düşmek, yorulup darda kalarak, arıb-talıb: yorulup-bitip. 588. Arısı ötesi Ornekler: Mından ~ belgilidi: bundan ötesi biliniyor. 589. Arısı-berisi ötesi-berisi, öteberisi. 590. Arısız-berisiz ötesiz-berisiz, öteberisiz, şüphesiz, kayıtsız şartsız Ornekler: ~ adam: öteberisiz adam, ~ sabiyni atasıdı: şüphesiz çocuğun babasıdır. 591. Arıtmak yormak ◊ soymak, temizlemek Ornekler: Terekni kabuğun ~: ağacın kabuğunu soymak, colnu taşların ~: yolun taşlarını temizlemek, nartüh ~: mısır soymak, tamak ~: damak temizlemek, tiş ~: diş temizlemek. 592. Arıv-talıv yorulma-bitme Ornekler: ~ bilmey: yorulmak bitmek bilmeden. 593. Arığan yorulan, tâkatten düşen, yorgun … Ornekler: adam: yorgun adam, ~ at: yorgun at, ~dan öleme: yorgunluktan ölüyorum, ~ üy: geçim zorluğu çeken aile (ev), ~ cer: yorgun toprak, ~ atha çuh deme, sıgın otha uf deme: yorgun ata deh deme, tezek ateşine üf deme (üfleme), ~ ölgenŋe mine edi: yorulan ölene binermiş (a.s.), ~ turnaça boynu sozula: yorgun turna gibi boynu uzayarak (deyim), ~ çanka colda tabılır: güçsüz prens yolda bulunur (a.s.). 0.5 KB 594. Arış ok Ornekler: Arba ~: araba oku, ~ çomaça: ok demiri (çivisi). 595. avruv sal- hastalandırmak, hasta etmek. 596. Aŋ kavrayış, fehim, anlayış, feraset. Ornekler: ~ı bolmağan adam: kavrayışı olmayan adam, akılı barnı ~ı bar: aklı olanın kavrayışı da olur, ~ı bolğan adamdan aşhılık kelir: feraseti olan adamdan iyilik gelir 597. Aŋarılmak hareketlenmek, meyillenmek, yönelmek Ornekler: Aŋarılıb kaldı: hareketlenip kaldı, men aythanŋa bir aŋarılsanŋa: benim dediğime bir meyil versene. 598. Aŋılağan anlayan, kavrayan, müdrik Ornekler: Kıynalıb ~: zorlanarak kavrayan, kim da ~ kitab: kerkesin anladığı kitap, ~ cıyın: müdrik topluluk. B 599. bağa sal- fiyat biçmek. 600. belgi sal- işaret koymak. 601. betinde hürmeti bolgan yüzünde alımlılığı olan. 602. bolcal sal- süre tayin etmek, vâde vermek, müddet vermek. 603. borç sal- görev vermek, vazifelendirmek. C 604. calın yalvarmak 605. cankılıç gökkuşağı 606. cara sal- yaralamak. 607. cazuv yazı ◊ kader 608. çabaknı hıruvu balık yumurtası. 609. cerge sal- yere koymak. 610. col sal- yol açmak. 611. corukga sal- düzene sokmak. D 612. DA da,de bile ◊ şimdi, bu hâlde, öyleyse, pekala. … Ornekler: koylani ullusun da gitçesin; koylani ullusun da gitçesin da keltirigiz; koyunların büyüğünü de küçüğünü de; getirin.; da,bermey esegiz men da keteme; pekala vermiyorsanız ben de gidiyorum 0.3 KB 613. Dagıstan Kafkasya'da Dağıstan Bölgesi 614. Davle eski Karaçay-Malkar inanışlarında toprakların tanrısı 615. daddiş çocuk dilinde ayak 616. dagan destek, direk, payanda 617. daganla- desteklemek, destek doymak 618. dagıda yine, gene, tekrar Ornekler: sanga dağı da bir aytırım bardı; sana yine söyleyeceğim bir şey var 619. daj et- tıpır tıpır yürümek 620. dam tat, lezzet 621. damla- yemeği lezzetli hale getirmek, besleyici hale getirmek 622. damlı tatlı, lezzetli; sulu; kalorili. 623. dammettir siyah kısa kanatlı, kısa kuyruklu, sudaki kurt ve küçük balıklarla beslenen bir kuş 624. damsız tatsız, lezzetsiz ◊ faydasız, luzumsuz 625. damır yüzkarası, rezalet, ayıp, skandal 626. damırlık rezillik, skandal, ayıp 627. dangıl ova, düzlük 628. daraca önem, ehemmiyet, fayda, anlam ◊ derece, düzey, seviye ◊ ünvan, paye Ornekler: anı ne daracası bardı?; onun ne önemi var?; Bu işni daracası ulludu; buişin anlamı büyük 629. daracalı önemli, anlamlı, iyi sonuç veren 630. daracasız neticesiz, başarısız 631. daracasızlık başarısızlık, sonuçsuzluk 632. darcana çavdar 633. dardagan et- dağıtmak 634. darga anne sütünden erken ayrılan çocuk yada hayvan yavrusu, annesinin hamile kalmasıyla memeden ayrılan çocuk 635. darikan cömert, eli açık 636. dariy ipek 637. dariybat ipek örtü 638. dariykat kilise, manastır 639. dariykatçı keşiş 640. darkan cömert, eli açık 641. darman ilaç 642. darçin tarçın 643. darı ilaç 644. dasagaylı hayati, canlı 645. dav istek, talep ◊ tartişma, münakaşa, dava 646. davaç bol- felç olmak, kötürüm olmak, inme inmek 647. davla- istemek, talep etmek, dava açmak 648. davlaş- münakaşa etmek, tartışmak 649. davlet refah, saadet, mutluluk 650. davletli refah içinde, saadet içinde, mutlu 651. davletsiz talihsiz, bahtsız, mutsuz 652. davlu ihtilaflı, münakaşalı 653. davsuz münakaşasız 654. davur gürültü, patırtı ◊ bozuşma, dargınlık, ihtilaf, anlaşmazlık. 655. davurbaz davul 656. davurla- gürültü çıkarmak, patırtı etmek 657. davurlu gürültülü, kavgalı. Ornekler: davurlu üyde kazan kaynamaz; kavgalı evde; kazan kaynamaz. 658. davursa- sızlanmak, ağlaşmak, şikayet etmek. 659. davurçu gürültücü, kavgacı 660. davçu davacı 661. day keçi otlatırken söylenen bir söz 662. dayman erkeklere düşkün kadın. 663. daymaz küstah, utanmaz, vicdansız. 664. Debet Nart destanlarında bir kahraman adı. 665. Dever şamanizm döneminde Karaçaylılar'ın taptığı bir p 666. de- demek, söylemek. 667. deb diye. Ornekler: Kudayga kızbaydı deb kişi aytalmaz; Kuday'a korkaktır diye kimse söyleyemez. 668. deber otorite 669. deberli otoriter 670. degen denen, denilen. Ornekler: Karaçay degen batırlanı curtudu; Karaçay denilen yer; kahramanların yurdudur. 671. demengili sağlam, dayanıklı, güçlü, esas 672. demleş- aralarını açmak, kavga etmek, çekişmek, mücadele etmek 673. deri kadar 674. deriçin kadar 675. derk kızgınlık, öfke, sıkıntı 676. ders ders 677. dert dert, üzüntü ◊ kin, öç. 678. dertlen- kızmak, hiddetlenmek 679. dertli kinci, kindar, öfke dolu 680. dertçi intikamcı, kinci, kin tutan, kinli, kindar, öfke 681. dev dev, muazzam; kudretli, güçlü. 682. Dıday Karaçay-Malkar mitolojisinde bir tanrı adı 683. Dırpıl tahıl tanrısının adı. 684. dibidik irinli yaranın üzerine konulan, yeni kesilmiş hayvan derisinden alınan parça, derideki yaraya sürülen yakı 685. dibildirik kelebek. 686. didin eşek arısı. 687. didiv köpek yavrusu, enik. 688. dige hâkim, egemen, gücü elinde tutan. 689. digil tekerlek. 690. digil-migil ufak tefek eşya, öte beri, önemsiz şey. 691. digiza dadı, sütnine, Karaçay-Malkar toplumunda eskiden soylu ailelerde çocuk yetiştiricisi ◊ genç gelinlere hizmet eden kadın. 692. diglen böğürtlen. 693. dimmo kütük gibi adam, sığır gibi adam. 694. din din 695. dingil çember ◊ ağaçtan yapılma teker ◊ yük arabası 696. dingiz şiş, kabartı. 697. dıbsız bol- kımıldamamak, hareketsiz kalmak 698. dıbıdılan- yavru hayvan (dana, kuzu v.s.) 699. dıbıl-dıbıl et- gevezelik etmek, çene çalmak 700. dıbıldavuk geveze, boşboğaz. 701. dıbırda- kımıldamak, hareket etme 702. dıbırdagan ayak patırtısı 703. dıbırdav ayak patırtısı 704. dıday korku ve endişe anında söylenen bir söz. Ornekler: dıday-dıday men carlı; ah; zavallı ben.; dıday-dıday alay bolub mu; kaldı; ah-ah öyle mi oldu 705. dıgalas arzu, heves, gayret, mücadele. Ornekler: körür dıgalas bla kelgenem;; görmek arzusuyla gelmiştim 706. dıgalaslı gayretli, özenli. 707. dıgar-dugur tangır-tungur 708. dıgay haykırış, nida 709. dıgı gıdıklanma 710. dıgı bol- gıdıklanmak 711. dıgı et- gıdıklamak 712. dıgılav sağır 713. dıgılen böğürtlen 714. dıgılın kozga- ağırına gitmek, kalbi kırılmak, dokunmak 715. dıgılına katıl- gücüne gitmek, ağırına gitmek, kalbi kırılmak, dokunmak 716. dıgınel böğürtlen 717. dıgıray- ölmek, gebermek 718. dıgırayt- öldürmek, gebertmek 719. dıgırda- tıngırdamak 720. dıgırdagan tıkırtı ◊ dırdır 721. dıgırdavuk gürültülü, takırtılı. 722. dıkgı kıt, az; dar. 723. dıkgı-mıkgı azıcık, kıt kanaat 724. dılgam grup, öbek. dik, sarp, yalçın. 725. dılgam bol- ölmek, ◊ yuvarlanmak, devrilmek, yıkılıp kalmak. 726. dılgam et- çevirmek, döndürmek, devirmek 727. dılgambaş boynuzlan aşağı doğru uzamış inek 728. dılgamlık diklik, sarplık. 729. dılkıla- çalkalanmak, çalkalanırken ses çıkarmak 730. dım cabuv pamuklu kumaştan ince örtü, pik 731. dım esir- çok sarhoş olmak 732. dımbıl yuvarlak, şişman, tombul 733. dımmay kibik semir- çok şişmanlamak 734. dımmıl su çiçeği hastalığı. 735. dımmıy şişman, göbekli 736. dımmız göbekli, şişman 737. dıng bol- mahvolmak 738. dıngırda- zangırdamak. 739. dıranbaş toprak dam, toprak kaplı çatı 740. dırbıj yavru, küçük çocuk ◊ eğri bacaklı 741. dırga iri yarı adam, güçlü kuvvetli adam. 742. dırk tohta- birdenbire durmak. 743. dırılda- boş konuşmak, gevezelik etme 744. dırıldavuk gürültülü; geveze. 745. dırın biçilip toplanmamış ot, başak kümesi 746. dıs beş 747. dobar sağlam, sıhhatli, gürbüz 748. dobarbaş yuvarlak kafalı. 749. dobarbet yuvarlak yüzlü. 750. dobarburun iri burunlu 751. dobbu ur, şişlik 752. dobra çuval 753. doburaçan şişman, tombul, semiz, yağlı 754. dogura şiş, şişlik. 755. dohcuvuk cellat 756. dohgadol balta cellat baltası 757. dohla- şeklini değiştirmek. 758. dohlav değişme, yenilenme, değiştirme 759. dohlu balta cellat baltası. 760. dohtun kuzey 761. dohudav keçe gerdek gecesi 762. dolayçı çiftliklerde yayıkla yağ yapan kimse 763. dolvan su ile kaplı. 764. dolvan-tengiz Karaçay mitolojisinde bütün okyanuslar. 765. dombay Karaçay dağlarında yaşayan Kafkas bizonu 766. dommak bronz 767. dommay Kafkas bizonu. 768. dongkulda- şırıl şırıl akıtmak, şınldatmak ◊ yaygarayı basmak, yaygara koparmak. 769. dongkuldavuk çenebaz, yaygaracı, gevez 770. dop-dop et- gereksiz yere çok gevezelik etmek 771. doppak % 80 bakır - % 20 çinkodan oluşan san maden, tombak, bronz. 772. doppas umut et- kendini daha yüksek bir derecede göstermeye çalışmak. 773. doppas-dotas söleş- umursamadan konuşmak, minnet etmeden konuşmak 774. dorbasın sapan 775. dorbun mağara 776. dorbunkul sığırcık, çekirge kuşu. 777. dorbusuz sapan 778. dordan kursak. 779. dorduk kısa ve şişman kadın. 780. dorduklan- kabarmak, çalım satmak 781. dorh arttırma. 782. dorkun kuvvetli, güçlü, sağlam ◊ mağara. 783. dorlasın taş taşımak için yapılmış araç 784. dormushul kısa kayıştan yapılan bir iple taş atmaya yarayan sapan. 785. doru fasülye, bakla türü sebzeler 786. dos dost, ahbap. 787. dosluk dostluk, banş 788. dotdu kuş Ornekler: Dottuları keslerini koşlarına; çabhanlay kendi kendisine; zarar verenler için söylenen; bir deyim 789. dov-dov çenesi düşük, geveze 790. doyun güzel, iyi, kaliteli. 791. doyunsuz işe yaramaz, kusurlu 792. dölük ev sahibi 793. döng- hayal kınklığına uğramak, umudunu kesmek, vazgeçmek. 794. döngdür- hayal kırıklığına uğratmak, vazgeçirmek 795. dörden kursak Ornekler: dördenin turguz- kendine; çok güvenmek 796. Dugun Plüton 797. dubulukoç bol- hemen yayılmak, herkes tarafından duyulmak 798. dubur pürüzlü 799. dudak toy kuşu, kuğu. 800. dudey büyük, yüce, ulu, hâkim, üstü 801. dugosuk büyük kazan 802. dugu haç. 803. dugujam kan davası, kan borcu. 804. dugum üzüm 805. duguma nane Ornekler: cılan dugumanı süymey edi,; ol da anı teşigini allında bite; edi; yılan naneyi sevmiyordu,; o da onun deliğinin önünde; bitiyordu 806. dugur şiş et parçası, ur, ◊ çıkıntı, kabartı, tümsek. 807. duh Karaçay-Malkar'da eskiden çarığın tabanına konulan küçük saman demeti. Çobanlar bellerinde taşırlardı. 808. duhavay fırın 809. dukkul parça, kırıntı; yırtılmış, parçalanmış. 810. dukum soy, sülale Bakiniz: tukum 811. dukur çıkıntılı, kabarık, kambur. 812. dukuş çıkıntı, kabartı ◊ kambur, hörgüç 813. dumada altın ve gümüş üzerine yapılan desenli işleme. 814. dumafinca yirmi altı 815. dumahşey otuz bir 816. dumanavci kırk altı 817. dumastaci kırk bir 818. dumavdaci otuz altı 819. dumensey on bir 820. dumertin on altı 821. dumoşpor yirmi bir 822. dump bol- kaybolmak, yok olmak 823. dump et- kaybetmek, yok etmek. 824. dumpay- kaybolmak, yok olmak 825. dumpayt- kaybetmek, yok etmek. 826. duniya dünya 827. duppa-dubur pütürlü, sivilceli. 828. duppuk kör, keskin olmayan. duppuk adam dar kafalı, zor anlayan. duppuk tilli kaba dilli, kaba- saba konuşan 829. duppuklan- körleşmek, körelmek, keskinliğini kaybetmek 830. duppur tepe, tümsek 831. duppurlu engebeli, tepelerle kaplı. 832. duppurlu-çungurlu engebeli, düz olmayan 833. duppuş 1) çukur, oyuk, 2) kalça, kaba etler 834. durku yamaç, sırt ◊ kurnazlık E 835. emçek sal- emçek sal- H 836. Havun Kavun. 837. Haçıpsı Kafkasya halklarından Abhazlar, Abhazya. 838. habar kobuz on iki telli bir müzik aleti. 839. habla köy, büyük dağ köylerinin mahalleleri. 840. habur-çubur eski-püskü, pılı-pırtı, paçavra, kırık-dökük. 841. habusta lahana. 842. haci hacı. 843. haciret göçmen, muhacir. 844. hadaga feryat, figan, bağırış. 845. hadagalık felaket, bela. 846. hadam et- yemek. 847. hadavus kötü, berbat, iğrenç ◊ lanetli, melun. 848. hadek gelinin getirdiği çeyiz. 849. hagi tahıl kurutmak için taştan yapılmış ocak. 850. hagok kibirli, gururlu. ◊ şık, fiyakalı. 851. hagokluk şıklık düşkünlüğü, fiyakalı olma merakı, kibir. 852. haguna küçük çocuk. 853. hahay feryat, bağırma. 854. hak hak. ◊ ücret, kazanç. ◊ gerçek, hakiki. 855. haki kumaş dokuma tezgahının bir parçası. 856. hal hâl, durum, vaziyet. ◊ keyif. ◊ görünüm, görünüş. 857. halabaçı velveleci, panik çıkaran. 858. halahosta karmakarışık, düzensiz. ◊ kaba saba, pasaklı, kılıksız. 859. halahostavluk musibet, bela, kaza. 860. halal helal, temiz kalpli. 861. halapıs sünepe, uyuşuk, şapşal, pasaklı. 862. halat yanlış. 863. halbara akılsız, budala, aylak. ◊ pasaklı, kılıksız. 864. halcar hayvan ağılı, geçici olarak yapılmış sundurma. 865. halek kötü, işe yaramaz, bozuk. ◊ pis, kirli. 866. haleklik zarar, ziyan. Ornekler: sabanlaga haleklik cetdir-: tarlalann hayvanlar tarafından çiğnenmesi. 867. halger eski, paslı bıçak. 868. hali mizaç, huy, karakter. ◊ eğitim, terbiye. ◊ hareket tarzı, görgü, alışkanlık. 869. halisiz görgüsüz, terbiyesiz, bozuk mizaçlı, kötü karakterli, ahlaksız, edepsiz. 870. halivan saçak, çatının çıkıntısı, sundurma. 871. halk halk, millet. 872. halmeş büyü. 873. halpama mısır unuyla yapılan bir tür yemek. 874. halsız dağınık, düzensiz, alt üst olmuş. ◊ cılız, zayıf, çelimsiz. 875. halta baltanın ters kısmı. ◊ para kesesi, cep. 876. haltas balyoz, büyük çekiç. 877. haltir çöp, süprüntü. 878. halı iplik. 879. halıva helva. 880. hamam hamam, banyo. 881. haman hep, daima, her zaman. 882. hambalyatduv küçük kukla. 883. hamcav şaman, büyücü. 884. hameşi yoğurdun üzerindeki kaymak. 885. hamhot çene, ağız çevresi, surat. ◊ çıkıntılı sarp kaya. 886. hamlık bura üzümden yapılan bir tür içki. 887. hamma-hırsa kadın şaman, büyücü. 888. hamıt at koşumunun boyun halkası. 889. han han, bey. Ornekler: hansız comak bolmaz: hansız masal olmaz. 890. han tur- avucunu yalamak. 891. hanakan toy yeni doğan çocuk beşiğe yatırılırken düzenlenen şölen. 892. hans hans ot, çayır. 893. hant yemek, yiyecek. 894. hant kavra dere otu, maydanoz. 895. hant üy mutfak. 896. hantus darı çorbası. 897. hanışa han'ın karısı. 898. hap köpeklerin havlama sesi. Ornekler: ne hapha ne çapha caramagan: havlamaya da saldırmaya da yaramayan. 899. hapa-sapa karmakarışık. 900. hapar haber, havadis, hikaye. 901. hapar-teper yenilik, yeni haber. 902. haparla- anlatmak, hikaye etmek, nakletmek. ◊ yaymak, herkese bildirmek. 903. haparlı malumatlı, bilgili. 904. hapla- havlamak. 905. hapu yeni yağmış kar. ◊ tanecik, zerre. 906. hapçük eşya. 907. har her. ◊ dantel. 908. har cabuv dantel örtü. 909. har iyne tığ. 910. har kim herkes. 911. har kuru hep, daima. 912. har kuru da hep, devamlı, çoğunlukla. 913. har ne her şey. 914. har zat her şey. 915. haraket ziynet eşyası, çeyiz, zenginlik. 916. haram haram, kötü. 917. haram aşar asalak, otlakçı, serseri. 918. haram cilik alçak, namussuz. 919. haram cürek alçak, malın gözü, namussuz. 920. haram et- evlatlıktan reddetmek. 921. haram karın asalak, serseri. 922. haram çıpçık bir tür serçe. 923. harbuz Bakiniz: harbız 924. harbız karpuz. 925. harflik alfabe. 926. harh kahkaha 927. harh et- kahkaha atmak. 928. harh etib kül- kahkaha atarak gülmek. 929. harib zavallı, garip. 930. harif harf. 931. hars el çırpma sesi, alkış. 932. hars kalak Kafkas müziğine tempo tutmak için yapılmış düz tahta parçası. 933. hars ur- Kafkas müziğine el vurarak tempo tutmak. 934. harsha cıyıl- anlaşmak, uyuşmak. 935. harsına tebseme- sözüne uymamak, söylenileni yapmamak. 936. haseb imkân. ◊ tarz, usûl, metod. ◊ hesap. 937. hasebli becerikli, işbilir, açıkgöz. ◊ ... sebepten,... den dolayı. 938. hasebli adam becerikli, işbilir adam. 939. hasebsiz hesapsız, çok, pek çok, sınırsız. 940. hasiyat özellik, hususiyet. 941. hastan kuru otların yığıldığı yer, ot ambarı. 942. hat yazı. 943. hata kötülük, talihsizlik, zarar ziyan. 944. hata et- zarar vermek. 945. hata-huta et- yaramazlık yapmak. 946. hatalı zararlı, korkulu, tehlikeli. 947. hatasız suçsuz, zararsız. 948. hataçı yaramaz. 949. hater hatır, hürmet. 950. hater et- hatırını saymak. 951. haterin kör- hatırını saymak, hürmet etmek. 952. haterli saygıdeğer, lütufkar, iyi kalpli, merhametli. 953. hatersiz merhametsiz, katı yürekli. ◊ aç gözlü, tamahkâr. 954. haterçi iyi kalpli, merhametli. 955. hathu mide, karın. 956. hatlama yağda kızartılan bir tür börek. 957. hatım tarlalara suyun eşit gitmesi için yapılan ve suyu bölmeye yarayan alet. 958. hatıv köle, serf, toprağa bağlı köle. 959. hav evet. 960. hava hava. 961. havflu hasarlı, bozuk, sakat. 962. havh ödünç, borç. Ornekler: atıng bla katınıngı havhga berme: atınla karını ödünç verme. 963. havhazi dağların güney yamaçlarında kayalar arasında biten ve ilaç olarak kullanılan bir bitki. 964. havk kışın güneşli günlerde havada uçuşan kar tanecikleri. 965. havle serseri, avare, çapkın. 966. havle aylan- avare dolaşmak, çapkınlık etmek. 967. havreş çit örülürken baş tarafının çözülmemesi için çubukların kıvrılarak örülmesi. 968. hay sürek avı. 969. hayda haydi. 970. hayda marca haydi. 971. haydagız haydi. 972. haydala- dürtmek, mahmuzlamak, acele ettirmek, sıkıştırmak, hızlandırmak. 973. haygura at yarışında binicinin haykırdığı bir söz. 974. haynug topaç. 975. haynuh topaç. 976. hayran bol- hayret etmek, şaşmak, şaşkına dönmek. 977. hayran et- hayrete düşürmek, hayrette bırakmak. ◊ burnundan getirmek, eziyet vermek. 978. hayranlan- hayrete düşmek. 979. hayranlandır- hayrete düşürmek, şaşkınlık içinde bırakmak. 980. hayranlık harika, hayrete değer, fevkalade. 981. hayt deb epeyce, iyice, bayağı. Ornekler: ertdenü beri hayt deb col korathanbız: sabahtan beri epeyce yol almışız. 982. hayt deb tur- hayt deb tur- her türlü zorluğa karşı direnmek. 983. hayvan hayvan. ◊ 984. hayır fayda, hayır, kazanç. 985. hayırlan- faydalanmak. 986. hayırmek kalın kafalı, beyinsiz, karışık, düzensiz. 987. hayırsölemez devamlı sızlanan, yakınan, velveleci, panik çıkaran. 988. hayırsın- faydalı bulmak, kazançlı bulmak. 989. hayırsız hayırsız, faydasız. 990. hayız kadınların aybaşı hâli. 991. hazna hazine. ◊ pek, fazla. Ornekler: anda hazna adam kalmagandı: orada pek insan kalmamış. 992. haznalı zengin, varlıklı, paralı. 993. hazır Kafkas erkek giyiminin göğsündeki fişeklikler. ◊ ◊ ◊ hazır. 994. hazır bol- hazır olmak. 995. hazır et- hazırlamak. 996. hazırla- hazırlamak. 997. hazırlan- hazırlanmak. 998. hazırlandır- hazırlamak. 999. hazırlanuv hazırlık. 1000. haşak çibin arı. 1001. haşgen serseri, avare, hırpani. 1002. haşhurduk zayıf, hastalıklı hayvan. 1003. hedik işleme, nakış. 1004. heylen- kararmak, siyah renge bürünmek. 1005. hilgi kepek. 1006. hili et- yaramazlık etmek. 1007. hiliçi yaramaz, afacan. 1008. himiya kimya. 1009. hina kinin. 1010. hinapa et- tahrif etmek, değiştirmek. 1011. hir hoşt! 1012. hirpin bileği taşı. 1013. hıbıl çelimsiz, cılız, gevşek, sarkık. 1014. hıbıl bol- gevşemek, sarkmak, zayıf düşmek, solmak, kurumak. 1015. hıbırt ton kötü tabaklanmış deriden yapılmış kürk. ◊ hırpani, çulsuz. 1016. hıci kara kız. 1017. hıcı çoban sopası. 1018. hıcı abana ay Mayıs ayı. 1019. hıdı ucu kıvrık çoban sopası. 1020. hıdırma baraka, kulübe. 1021. hıkki çapak. 1022. hıkkilerin agız- ağlamaklı olmak. 1023. hılaf hafif yük. 1024. hılci ayran çok ekşimiş yoğurt. 1025. hılev eski, viran, sallanan, güçsüz. ◊ 1026. hıli et- yaramazlık yapmak. ◊ hırsızlık yapmak. 1027. hılikka Bakiniz: hılikke 1028. hılikke alay. 1029. hılikke et- alay etmek. 1030. hılikkele- alay etmek, dalga geçmek, alaya almak. 1031. hılikkelik yüz karası, rezalet, ayıp. 1032. hıliçi yaramaz. ◊ hırsız. 1033. hılkı kepek. ◊ darıya benzer, bir tür taneli bitki. 1034. hıllevun evin tabanı. 1035. hılı-mılı karışık, düzensiz. ◊ ◊ ◊ 1036. hılıb suç, kabahat, hile, dolap. 1037. hılıblı yaramaz, afacan, yumurcak. 1038. hılıbçı Bakiniz: hılıblı 1039. hılıf ani, hızlı, çabuk. 1040. hılımlı bayağı, kaba, zevksiz. ◊ pis, kirli. 1041. hım somurtkan, sert, asık suratlı, öfkeli, kızgın, kaba. ◊ ◊ 1042. hımil gözdeki çapak. ◊ 1043. hımits pirinç tanesi. 1044. hımiş kaynak, pınar. 1045. hımmıy 1-10 Nisan arasında doğanların burcu. 1046. hımılcük karıncanın tabu ismi. 1047. hıncal kama, hançer. 1048. hınk dingil, eksen. 1049. hınkal Karaçay-Malkar hamur işi yemeklerinden biri. 1050. hınkel omuz askısı, kırılan kol için yapılan askı. 1051. hıntır-mıntır eski püskü, kırık dökük. 1052. hınç-hınç et- homurdanmak, söylenmek. 1053. hınç-mınç kavgacı, şirret. 1054. hınç-mınç et- homurdanmak, söylenmek. 1055. hınçı kötü kalpli, kindar, kızgın. 1056. hını-hunu sert, kızgın. 1057. hıpiy-sipiy hıpiy-sipiy yaramazlık. 1058. hıpiyar yaramaz, afacan. 1059. hıppa-hılımlı kirli, pasaklı. 1060. hıppil su kabarcığı, su toplaması. 1061. hıppırık balgam. 1062. hır vida. ◊ yiv. 1063. hıra gevşek; sulu. 1064. hıre gevşek, bol, yumuşak, pörsük. 1065. hıremij vıcık vıcık. 1066. hırgen Bakiniz: hırıgen 1067. hırha pürüzlü ses, kısık ses. 1068. hırhır et- kısık pürüzlü sesle konuşmak. 1069. hırpin bileği taşı. 1070. hırs hayvanlara yalatılan çorak tuz. 1071. hırsı kumtaşı, bileği taşı. 1072. hırsız çok konuşan, geveze. 1073. hırsız şkok palavracı. 1074. hırt tinine tayan- gücü tükenmek, dayanacak gücü kalmamak. 1075. hırt-mırt geçimsizlik, anlaşmazlık. 1076. hırtdı pürüz, kabarıklık; çopur, çiçek bozuğu. 1077. hırtdılı pürüzlü, girintili-çıkıntılı. 1078. hırte keten kumaştan torba. 1079. hırtha ur- eleştirmek, çıkışmak, azarlamak. 1080. hırtla- eleştirmek, tenkid etmek. 1081. hırtlı 2-12 Kasım arasında doğanların burcu. 1082. hıruv vıraklama. 1083. hırza saç perçemi, lüle. 1084. hırıgen hastalıklı, zayıf, çelimsiz, soluk, cansız. 1085. hırılda- hırıldamak. 1086. hırıldav hırıltı. 1087. hırıldavuk Bakiniz: hırıldav 1088. hırıs tişle seyrek dişler. 1089. hırşı saha, arazi. 1090. hırşı çelek küçük kova. 1091. hırşıla- bilemek. 1092. hıy-mıy hile, üçkağıt. 1093. hıyanat zarar, ziyan, kötülük, şer. 1094. hıyanat et- kötülük etmek. 1095. hıyanat sal- Bakiniz: hıyanat et- 1096. hıyanatlı zararlı, kötülük eden. 1097. hıyanatsız zararsız, kötülüksüz. 1098. hıyar kabak. 1099. hıyla kurnazlık. 1100. hıyla adam kurnaz adam. 1101. hıylalık kurnazlık. 1102. hıylaçı kurnaz. ◊ tilkinin tabu adı. 1103. hıylı zararlı, zarar verici. 1104. hıynı büyü. 1105. hıynıçı büyücü, üfürükçü. 1106. hıysab hesap. ◊ imkân, fırsat. ◊ usul, metod. ◊ sebep. … Ornekler: orta hıysab bla: ortalama hesapla.; arı barırga hıysabı bardı: oraya gitmeye imkânı var.; bir hıysab bla kiritni açdı; bir metodla kilidi açtı.; bu hıysabdan men baralmayma: bu sebeple ben gidemiyorum. 0.3 KB 1107. hıysabla- hesaplamak. 1108. hıysablı becerikli, açıkgöz; kabiliyetli, yetenekli. 1109. hıysabsız pek çok, sınırsız, sonsuz. 1110. hızen torba. 1111. hızev iştahsız. 1112. hıçam bilgili, işinin ehli. 1113. hıçamlı günahsız, masum. 1114. hıçavman Mayıs ayı. 1115. hıçi kabuklu meyvalı bir tür yabanî bitki. ◊ Bakiniz: hıci 1116. hıçtuma Bakiniz: kıçtuvma 1117. hıçuvman 11-21 Nisan arasındaki günler. 1118. hıçın bir tür börek. 1119. hıçınay ocak. 1120. hıçıvuk bildiren, haber veren, buyuran. 1121. hıçıvun tatlı, rahat, keyif verici. 1122. hıçıvun tiy- keyif vermek, hoşa gitmek, tatlı gelmek. 1123. hıştay kirli, pasaklı. 1124. hıştı su tulumunun ağaçtan tıpası, tahta tıpa ◊ şişman suratlı. 1125. hıştı uvurt şişman yanaklı. 1126. hıştıka kirli, pasaklı. 1127. hıştınay Bakiniz: hıştıka 1128. Holam Malkar bölgesinde bir vadi ve köy adı. 1129. Holamlı Karaçay-Malkarlılar'ın Holam vadisinde yaşayan bölümü. 1130. ho evet. 1131. ho bir da! yok yahu, yağma yok. 1132. ho bol- razı olmak, kabul etmek. 1133. hobusta lahana. 1134. hoca şakacı, latifeci. ◊ becerikli, ağzı laf yapan. ◊ iyi. Ornekler: hoca tüyüldü: iş yada durum övünecek gibi değil, işler yolunda değil. 1135. hodiynak sokak kadını, fahişe. 1136. hoha yaygaracı, şamatacı. 1137. hohay yaramaz çocuk, afacan. 1138. hohaylan- kabarmak, kurumlanmak. 1139. hojan eski Karaçay-Malkar evlerinde, odanın bir köşesinde ocak olarak kullanmak üzere açılan delik. 1140. hokum kanun, hüküm. 1141. hokumat hükümet. 1142. homatay insan, adam. 1143. homaçar Karaçay toplumsal yapısında prensler ve üst derecede soyluların oluşturduğu tabaka. 1144. homeley gırtlağın altında meydana gelen şişlik. 1145. hommaçık bebek, küçük çocuk. 1146. hompa hantal. 1147. hompar kurşun, fişek. 1148. hompara Bakiniz: hompar 1149. hompu çuval gibi sarkmış elbise. ◊ hantal, uyuşuk, ağırkanlı. 1150. hompuk rafadan, yan çiğ, tam pişmemiş. 1151. hompur tabanca kılıfı. 1152. homputay akdiken. 1153. hompuştu cansız, uyuşuk. 1154. homuh beceriksiz, miskin, tembel. ◊ korkak, ödlek. 1155. homuhluk beceriksizlik, miskinlik, tembellik. ◊ korkaklık, ödleklik. 1156. honaşık çocuk. 1157. honaşık oyun beştaş oyunu. 1158. hongku düşey. 1159. hongku tur- düşey durmak. 1160. honta kaçık, deli, ahmak, budala. 1161. hontabaş budala, ahmak, kaçık. 1162. hontalan- deli gibi hoplayıp zıplamak. 1163. hontay Bakiniz: honta 1164. hontiy Bakiniz: honta 1165. honça favori, şakak. 1166. honşu komşu. 1167. honşuluk komşuluk. 1168. hoppozun yanık, yanma. 1169. hor güç, kuvvet. ◊ adam, insan. 1170. hora iyi cins at. ◊ atlarda doru renk. 1171. horata dayanıksız, çürük, güvenilmez, kötü. ◊ özensiz. 1172. horatalı dayanıksız, güçsüz. 1173. horatalık güvenilir olmayış, sağlam olmayış. 1174. horaz horoz. 1175. horhus çiğ arpa unu. 1176. horla- yenmek, galip gelmek. 1177. horlam zafer galibiyet. 1178. horlan- yenilmek. 1179. horluk hâkimiyet, zulüm. 1180. horur eski Karaçay şaman törenlerinde dans eden genç kız. 1181. hostav bıçak, kılıç. 1182. hosudörden korkusuz, cesur. 1183. hota mutfak önlüğü. 1184. hotav ateş, alev. 1185. hov evet. 1186. hovva evet. 1187. hoynuh topaç. 1188. hoş hoş. 1189. hoş keldi ber- hoşgeldiniz demek, karşılamak. 1190. hoştan kötülük, fenalık, felâket. 1191. Hudes Karaçay'da Biyçesın yaylasından doğarak Kuban ırmağına karışan bir ırmak. 1192. Hudes Kobannı bokla- bir kişinin bütün bir köyü karıştırması. 1193. hubar mat, donuk, soluk, cansız. 1194. hubol ayı yavrusu. 1195. hucan iki çitin arasına tecrid amacıyla saman konulması. 1196. hucu öksüz, yetim, terkedilmiş, ıssız, metruk. ◊ fena, kötü. ◊ çok iyi. 1197. hucu açha üzerinde Rus çarının mührü olan para. 1198. huculuk öksüzlük, yetimlik, terkedilmişlik, ıssızlık. ◊ lanetli, mel'un, kahrolası. 1199. hudiy eski inançlarda kuyruklu cin. 1200. hudur un çorbası. ◊ vıcık vıcık çamur. ◊ kireç ve kum karıştırılarak yapılan harç. 1201. hujmu yaprakların dökülmesi, dökülen yaprakların bir araya yığılması. 1202. hukmu hüküm, karar. 1203. hulgu hamur yoğururken kenarda kalan un, kepek. Ornekler: tirmençini hulgusu kurumaz: değirmencinin kepeği eksik olmaz. 1204. humallak şerbetçi otu. 1205. humelek kelebek, pervane. 1206. humellek Bakiniz: humallak 1207. humha burnundan konuşan. 1208. humha burun burnundan konuşan. 1209. humha tavuş burundan gelen ses. 1210. humpur tabanca kılıfı, tüfek kılıfı. 1211. humuju taze peynir kalıbı. 1212. huna taş duvar. Ornekler: hunaga caraşmagan taşça: duvara yakışmayan taş gibi. 1213. hunaşik beştaş oyunu. 1214. huner ustalık, hüner. 1215. hunt libre (409.5 gram) 1216. hunta 21-30 Nisan arasında doğanların burcu. 1217. huntburun gaga burunlu. 1218. huppegi peynir suyu, yoğurdun suyu. Ornekler: baylık öçükse huppegingde cav tüşer: zenginlik musallat olursa peynir suyunda bile yağ çıkar. 1219. huppegi ayran süzme ayran. 1220. huppegi bışlak lor peyniri. 1221. huppejin su kabarcığı, su toplaması. 1222. hur huri kızı. ◊ sakin, dingin. 1223. hurazat bütün malı mülkü efendisinin elinde olduğu halde kendi geçimini temin etmeye, evlenmeye izni olan köle. 1224. hurbay küçük çörek. 1225. hurcun cep. ◊ kese; Karaçay-Malkar'da eskiden üzerlerine soy damgalarının işlendiği hediye keseleri. 1226. hurcunu cuka bol- fakir olmak. 1227. hurcunu kalın bol- zengin olmak. 1228. hurcunu kuru fakir, parasız. 1229. hurcununda cel oyna- parasız olmak. 1230. hurduk su değirmeninin kanadı. 1231. hurhur akordeonun basları. 1232. hurma hurma. 1233. hurmet hürmet, saygı. ◊ alım. 1234. hurmetle- saygı göstermek, hürmet etmek. 1235. hurmetli saygılı, hürmetli. ◊ alımlı. 1236. hurray bir tanrı adı. 1237. hurtta kırışık, çiçek bozuğu. 1238. hurttak küçük, mini mini, küçük parça. 1239. hurttakla- parçalamak, ufalamak. 1240. hurulda- horlamak. 1241. huruldav horultu. 1242. huruldavuk çok horlayan. 1243. husma su çiçeği. 1244. hustos morarma, çürüme. ◊ göz şişmesi. 1245. hustos çab- morarmak, çürümek. 1246. huttur çok kötü, berbat, rezil. Ornekler: amandan huttur bet cuvmaz: kötüden daha kötü olan yüz yıkamaz. 1247. huttus 11-20 Nisan arasında doğanların burcu. 1248. huvan kavun. 1249. huveril- solmak. 1250. huvur oyuk, çukur, boşluk. 1251. huyu kuyu. 1252. huyun ham deriden örülmüş çarık tabanı. 1253. huzum kıt, az, dar, sınırlı. 1254. huzun Bakiniz: huzum 1255. hürmet et- hürmet etmek, saygı göstermek. İ 1256. içine sal- içine koymak. K 1257. kasmakcac dağınık saçlı 1258. közbav 1)sihir, aldatmaca 2) hipnoz, 3)şaşırtıcı hüner,hokkabazlık M 1259. maka hıruv kurbağa vıraklaması. ◊ sulu çamur, bataklık. 1260. mangılay alın S 1261. sab sap. Ornekler: tas bolgan bıçaknı sabi altın: kaybolan bıçağın sapı altın. 1262. saba tüfek namlusu. ◊ yün kabartmak için kullanılan değnek. 1263. sabah sap, çöp, koçan. 1264. sabak Bakiniz: sabah 1265. sabala- kabartmak. 1266. sabalan- kabarmak. 1267. saban tarla. 1268. saban ağaç kara sapan. 1269. saban sür- tarla sürmek. 1270. saban temir pulluk demiri. 1271. saban çıpçık sığırcık, çekirge kuşu, iskete, baştankara. 1272. sabanlık tarla ekilecek arazi, toprak. 1273. sabantoy Karaçay-Malkar'da, eskiden, baharda tarlalar ekime hazırlandıktan sonra yapılan büyük şölen. 1274. sabançı çiftçi, rençber. ◊ eski Karaçay-Malkar toplumsal yapısında prenslerin topraklarını işleyen azat edilmiş köle tabakası. 1275. sabançı koş ziraatle uğraşan birkaç ailenin birleşerek oluşturduğu organizasyon. 1276. sabançılık çiftçilik, ziraat. 1277. sabay falcı, fala bakan. 1278. sabiy çocuk. Ornekler: Sabiy konakdan tamada: çocuk misafirden büyüktür. Sabiy cetginçi ceti türlü boladı: çocuk büyüyene kadar yedi türlü olur. 1279. sabiy tab- çocuk doğurmak. 1280. sabiy-balık Bakiniz: sabiy-subiy 1281. sabiy-subiy çoluk-çocuk. 1282. sabiylen- çocuklaşmak, çocuk gibi hareket etmek, safmış gibi davranmak. 1283. sabiyli çocuklu. 1284. sabiylik çocukluk. 1285. sabiysiz çocuksuz. Ornekler: sabiysiz tişiruv-kögetsiz terek: çocuksuz kadın-meyvasız ağaç. 1286. sabla- sap takmak. Ornekler: baltanı sabla- baltaya sap takmak. 1287. sablan- ağrı saplanmak, sızlamak. Ornekler: sablangan avruv sav koymaz: ağrı yapan (sızlayan) hastalık sağ bırakmaz. 1288. sablı kepçe. 1289. sabır sakin, dingin. ◊ sabırlı, yatışmış. ◊ uysal, halim-selim. 1290. sabır adam uysal, sakin insan. 1291. sabır avaz sakin ses, yumuşak ses. 1292. sabır bol- sabırlı olmak, sakinleşmek, yatışmak. 1293. sabırla- sabretmek. ◊ teskin etmek, yatıştırmak, susturmak. 1294. sabırlan- sakinleşmek, yatışmak, uysallaşmak. 1295. sabırlı sabırlı, tahammüllü. Ornekler: sabırlı çıdar, sabırsız cılar: sabırlı dayanır, sabırsız ağlar. 1296. sabırlıgı taşha baylangan metanetli, dayanıklı, sabırlı. 1297. sabırlıgın taşha bayla- sabretmek, dayanmak. 1298. sabırlık sakinlik, soğukkanlılık, sabırlılık, kendine hâkim olma. 1299. sabırsız sabırsız, kendine hâkim olamayan. 1300. sadak ok. 1301. sadak at- ok atmak. 1302. sadak caya yay. 1303. sadak kıl yayın kirişi. 1304. sadak orun ok kılıfı. 1305. sadak tarthança dosdoğru, doğruca. 1306. sadaka sadaka. 1307. sadakaçı dilenci. 1308. sadra oyun, satranç. 1309. sadraç oymalı. ◊ ağaç oyma. 1310. sadraç et- yontup biçim vermek. 1311. sadır bataklık. 1312. saf sıra, saf. 1313. safha tiz- sıraya dizmek. 1314. sagak solungaç. 1315. sagak avruv kabakulak hastalığı. 1316. sagak bez bademcik. 1317. sagakla kulak altı bezleri. 1318. sagal parça parça, yırtık-pırtık. 1319. sagal bol- yırtılmak, parçalanmak. 1320. sagal et- yırtmak, parçalamak. 1321. sagalla- parçalamak, yırtmak. 1322. sagallan- parçalanmak, yırtılmak. 1323. sagalları salın- pasaklı olmak, kılıksız olmak. 1324. sagat saat. ◊ zaman. 1325. sagat bav saat kayışı. 1326. sagatlık saatlik. 1327. sagatnı akırın cürügeni saatin geri kalması. 1328. sagatnı cengil cürügeni saatin ileri gitmesi. 1329. sagay- uyanmak. ◊ kuşkulanmak, merak etmek, endişelenmek. 1330. sagaygan endişeli, vesveseli. 1331. sagayt- dikkatini çekmek, uyandırmak. ◊ kuşkulandırmak, kuşkuya düşürmek. Ornekler: cuklab bargan sabiyni sagaytdıng: uyuyan çocuğu uyandırdın.; tavuş meni sagaytdı: ses beni kuşkulandırdı. 1332. sagüncü yük, bagaj. ◊ tasa, kaygı, yük. 1333. sagın- anmak, düşünmek, hatırlamak, bahsetmek. 1334. sagınıl- düşünülmek, anılmak. 1335. sagız reçine, macun. 1336. sagış düşünce. ◊ tasa, kaygı. 1337. sagış et- düşünmek, hatırlamak. 1338. sagışha ket- düşünceye dalmak. 1339. sagışha kir- Bakiniz: sagışha ket- 1340. sagışlaga kir- düşüncelere dalmak. 1341. sagışlan- düşünmek, düşünceye dalmak. 1342. sagışlandır- endişelendirmek, kaygılandırmak. 1343. sagışlanmaklık kaygı, kuşku, endişe. 1344. sagışlanıb kal- endişelenmek, kaygılanmak. 1345. sagışlı endişeli, kaygılı, düşünceli, dertli. Ornekler: sagışlı sagısın aytsa sagışsıznı başı avrur: dertli derdini söylese dertsizin başı ağrır. 1346. sagışlı bol- düşünceye dalmak. 1347. sagışsız dertsiz, tasasız, kaygısız. ◊ düşüncesiz, ihtiyatsız. Ornekler: sagışsız söznü cel eltir: düşüncesiz sözü rüzgâr götürür. 1348. sahan sahan, büyük kap. 1349. sahb kel- çıka gelmek. 1350. sahinik karışık, allak bullak. 1351. sahtiyan işlenmiş deri, maroken. 1352. sajna 2.13 metrelik uzunluk ölçüsü. 1353. sajnalık kocaman. 1354. sak dikkat, tedbir. ◊ dikkatli, tedbirli, hassas. 1355. sak bol- dikkatli olmak. Ornekler: atha sak bol: ata dikkat et. 1356. sak cavum sağanak yağmur. 1357. sak kulak hassas kulak. 1358. sakal sakal. ◊ çene. 1359. sakal tüb çene. 1360. sakallı sakallı. Ornekler: sakallını sakalsız aldar: sakallıyı sakalsız kandırır. 1361. sakalı salın- çok üzülmek, kederlenmek. 1362. sakalı tüş- Bakiniz: sakalı salın- 1363. sakat hastalıklı, hasta. ◊ sakat, malûl. 1364. sakat bol- sakatlanmak. 1365. sakat et- sakatlamak. 1366. sakatlı sakat, fiziki kusuru olan. 1367. sakatlık sakatlık. 1368. sakatlık cetgen sakat, malül. 1369. sakatlık tab- sakatlanmak. 1370. sakav peltek, konuşması kusurlu. ◊ at hastalığı, ruam. 1371. sakavluk pelteklik. 1372. sakkel hırpani, yırtık-pırtık. 1373. sakla vul bekçi, gözcü, muhafız. 1374. sakla- beklemek. ◊ korumak. Ornekler: meni üyde saklagız: beni evde bekleyin.; cılkını börüden saklagız: at sürüsünü kurttan koruyun. 1375. saklat- bekletmek. ◊ korutmak. 1376. saklık tedbir, tedbirlilik, ihtiyat, dikkatlilik. Ornekler: saklıkga sokurdan üren: dikkatli olmayı körden öğren. 1377. sakman koyunların kuzulaması; kedinin yavrulaması. 1378. sal ceset, ölü. ◊ cansız, uyuşuk, halsiz. Ornekler: tüneneli beri salma: dünden beri halsizim. 1379. sal agaç ölünün taşındığı bir tür sedye. 1380. sal bol- ölmek. 1381. sal- koymak. 1382. salah sela. 1383. salah tart- sela vermek, sela okumak. 1384. salam saman. ◊ selam. 1385. salam bav samanlık. 1386. salam ber- selam vermek. 1387. salam kagış- araları açılmak, darılmak, dövüşmek. 1388. salam külte saman balyası. 1389. salam külteça tertipsiz, düzensiz, dağınık. 1390. salam midelça haddi hesabı olmayan, çok fazla. 1391. salam otça saman alevi gibi. çabuk, hızla, süratle. 1392. salamat sıhhatli, esen, mesut, mutlu. 1393. salamatlı sıhhatli, mutlu. 1394. salambaş üy çatısı samanla örtülmüş ev. 1395. salamdık sığır hastalığı, kolera, Sibirya yarası denilen hastalık. 1396. salamlaş- selamlaşmak. 1397. salaskür iri yarı, çam yarması, sırık gibi uzun boylu. 1398. salat maya, malt. 1399. salat boza alkollü Kafkas bozası. 1400. salaşkür Bakiniz: salaskür 1401. saldır- koydurmak. ◊ atı şaha kaldırmak. 1402. salkur şamanizm döneminde ölünün yakıldığı kaide 1403. salkın serin, gölge. ◊ karamsar, asık yüzlü, neşesiz, somurtkan. ◊ soğuk. Ornekler: işge salkın kara- işe soğuk bakmak. 1404. salkın ayaz serin rüzgâr. 1405. salkın bol- neşesi kaçmak, yüzü asılmak, somurtmak. 1406. salkın et- gölge etmek. 1407. salkın salamlaş- soğukça selamlaşmak. 1408. salkınla serinlemek. ◊ somurtmak, surat asmak. Ornekler: kün bir kesek salkınladı: hava biraz serinledi.; bu caş nek salkınlab aylanadı: bu genç niye somurtup geziyor? 1409. salkınlan serinlemek. ◊ somurtmak, surat asmak. ◊ ilgisini kaybetmek. 1410. salkınlı serin, gölgeli. 1411. salkınlık gölgelik, şemsiye, sundurma 1412. salma kurban kesilen yer. 1413. salma col patika. 1414. salpı 1) sarkık, sönük ◊ iç sıkıntısı, keder, mahzunluk. 1415. salpı bol- sarkmak, sönmek ◊ kederlenmek, içi sıkılmak. 1416. salta ağır taşçı tokmağı, balyoz, iri çekiç. 1417. salçık çamurlu yer. 1418. salıb bar- çıkıp gitmek. 1419. salımçı melek. 1420. salın- sarkmak. 1421. salındır- sarkıtmak. 1422. salınmak parça, kırıntı. 1423. salınıb tur- asılı kalmak, asılı durmak. 1424. salınış- sarkmak, sallanmak. 1425. salış- araları açılmak, bozuşmak, ağız kavgası etmek, boğaz boğaza gelmek, kavga etmek. 1426. salışuv bozuşma, atışma, kavga, hır-gür. 1427. saman bir tür kerpiç. 1428. samarkav şaka, alay, istihza. 1429. samarkav et- alay etmek, küçük düşürmek. 1430. samarkavlaş- şakalaşmak. 1431. samarkavçu şakacı, alaycı. 1432. samavar semaver. 1433. sampal tetik. Ornekler: sampal tart- tetik çekmek. 1434. samır kesik, kısa. ◊ çoban köpeği. Ornekler: samır kuyruk: kısa kuyruklu, kuyruğu kesik. 1435. san vücut, eller-ayaklar, beden, gövde. ◊ sayı, miktar; nüfus. 1436. san et- önemsemek, önem vermek, ilgi göstermek. 1437. san etme- umursamamak, aldırmamak, ilgi göstermemek, ilgisiz kalmak. 1438. san-san et- parçalara ayırmak, parçalamak. 1439. sana- saymak. ◊ kabul etmek, dahil etmek. ◊ gevezelik etmek, çenesi düşmek. … Ornekler: beşge deri sanadım: beşe kadar saydım.; anı da adamga sanadık: onu da adam kabul ettik (saydık).; anı da telige sanadıla: onu da deli kabul ettiler (saydılar).; ertdenli beri ne zatlanı sanaysa: sabahtan beri ne gevezelik ediyorsun? 0.4 KB 1440. sanagat sanat. ◊ kol, dal, branş. 1441. sanal- sayılmak. ◊ dahil olmak, itibara alınmak, göz önünde tutulmak. … Ornekler: cılkıda baytalla sanaldıla: at sürüsünde kısraklar sayıldılar.; Alhaz da igi adamga sanaladı: Alhaz da iyi adam sayılır.; men da kızbaylaga sanaldım; ben de korkaklara dahil edildim. 0.3 KB 1442. sanam sayma, hesap etme. 1443. sanamı bolmagan çok kalabalık, çok mevcutlu. 1444. sanarık 19-28 Şubat arasındaki günler. 1445. sanat- saydırmak. ◊ kabul ettirmek, dahil ettirmek. 1446. sanav sayı, rakam; hesap. 1447. sanavsuz hesapsız, sayısız. 1448. sanavçu sayıcı, hesaplayıcı. 1449. sanaş- sayışmak. Ornekler: bir-birine at-bet sanaş- birbirine iftira etmek, leke atmak. 1450. sancoh şerit, zıh, kenar. ◊ evlerin pencere altlarına gelen kısımlarına boydan boya kuşak biçiminde boya çekmek, değişik renkte boya ile badanalayarak şerit biçiminde süslemek. … Ornekler: ak üyge kök sancoh caraşadı: beyaz eve mavi renkte şerit yakışıyor. 0.3 KB 1451. sandan bir arasıra, bazan. Ornekler: ol bizge sandan bir keledi: o bize arasıra geliyor. 1452. sandık tabut. 1453. sandıra saçmalamak. ◊ uykuda sayıklamak. … Ornekler: kereksizge ne sandırab turasa: lüzumsuz yere neler saçmalıyorsun?; köb aşab cathanımda tanga deriçin sandırab çıkganma: çok yiyip yattığımda sabaha kadar uykuda sayıklamışım. 0.3 KB 1454. sandırak saçma, anlamsız. ◊ sayıklama. ◊ eski Karaçay-Malkar halk danslarından birinin adı. ◊ gece. 1455. sandırak et- uykuda sayıklamak. 1456. sandırak söleş- saçma konuşmak. 1457. sandırak söz saçma, anlamsız söz. 1458. sandırakla- uykuda sayıklamak. ◊ saçmalamak. 1459. sandıraklat- saçmalatmak, anlamsız yere konuşturmak. Ornekler: bu caşnı sandıraklatıb turmagız: bu genci saçmalatıp durmayın. 1460. sandıraklav sayıklama. ◊ saçmalama. 1461. sandırakçı geveze, boşboğaz. 1462. sandırat- saçmalatmak, anlamsız konuşturmak. 1463. sandırav gevezelik etme, boşboğazlık, saçmalama. 1464. sandıravuk geveze, boşboğaz. 1465. sangkılçak küçük işkembe. 1466. sangsı- sağır olmak. 1467. sangsıt- gürüldemek, sarsmak, sağır etmek. 1468. sangırav sağır. Ornekler: sangırav eşitgenin aytır: sağır duyduğunu söyler. 1469. sangırav-bilak kulağı ağır işiten, sağır. 1470. sangıravkulak mantar. 1471. sangıravlan- sağırlaşmak. 1472. sangıravluk sağırlık. 1473. sanla- çekiştirmek, dedikodu etmek. ◊ parçalamak. 1474. sanlab arasıra, bazen. 1475. sanlan- parçalanmak, parçalara ayrılmak. 1476. sanlangan parçalanmış, parçalara ayrılmış. 1477. sanları kıyıl- gücü tükenmek, kuvvetsiz kalmak, ayakta duracak gücü olmamak. 1478. sanları salın- çok üzülmek, kederlenmek. 1479. sanları tüş- Bakiniz: sanları salın- 1480. sanlat- parçalatmak. 1481. sanlı iri yapılı, kuvvetli, heybetli, boylu-boslu. 1482. sanlılık güçlü-kuvvetlilik, heybetlilik, iri yapılı olma. 1483. sansın- hürmet etmek, saygı göstermek, değer vermek, önemsemek, özen göstermek. 1484. sansız sakat, kötürüm. ◊ önemsiz, özensiz, dikkatsiz. ◊ bayağı, alelade. 1485. sansız barmak işaret parmağı. 1486. sansız et- önem vermemek, ilgilenmemek, özen göstermemek. 1487. sansız sanavsuz sayısız, pek çok. 1488. sansız-sanamsız sayısız, pek çok. 1489. sansız-sanavsuz sayısız, pek çok. 1490. sansızla- saygı göstermemek, hürmet etmemek, özen göstermemek, önem vermemek. 1491. sansızlık ilgisizlik, özensizlik, saygısızlık, hürmetsizlik. 1492. sant gevşek, uyuşuk, ilgisiz, kayıtsız, hissiz, duygusuz. ◊ ahmak, aptal, sersem; dikkatsiz, dalgın. ◊ tatsız, yavan. Ornekler: kertmeleni tatuvları santdı: armutların tadı yavan. 1493. sant adam aptal adam. ◊ dalgın adam. 1494. sant et- koşuşturmak, dört dönmek. 1495. sant zaman öğleden sonra. 1496. sant-mant saf, salak. 1497. santa yarım akıllı, hafif kaçık. 1498. santalan- çocukça eğlenmek, hoplayıp zıplamak. 1499. sança budala, alık, saf. 1500. sançalan- budalalık etmek, çocuk gibi hoplayıp zıplamak. 1501. sançalık budalalık. 1502. sançasına aptallıkla, ne olduğunu anlamadan. 1503. sap tahıl ölçmeye yarayan kap. 1504. sapal ayağın altından geçen, tozluğa veya pantolon paçalarına bağlanan; deriden veya kumaştan şerit. 1505. sapala- parçalamak, dağıtmak; devirmek, alt-üst etmek. 1506. sapalat- parçalatmak, alt-üst ettirmek. 1507. şamarkavla- şaka yapmak, alaylı konuşmak. 1508. sebele- serpiştirmek, yağmurun çiselemesi 1509. şeker hulgu pudra şekeri. 1510. şoş sakin, yumuşak ,sessiz 1511. subay gösterişli, güzel, zarif, cazibeli. ◊ riyakar, ikiyüzlü, dalkavukça, pohpohlayıcı. 1512. suv-salam bol- zayıflamak, zayıf düşmek. T 1513. tavkel cesur, gözüpek, atılgan, azimli, yılmaz, kararlı, iradeli. 1514. tiyre mahalle, semt. ◊ Karaçay Malkar'da eskiden soyların ayrı ayrı yaşadıkları büyük mahalleler. 1515. tılpuv nefes; buhar 1516. tobuk diz 1517. tok sanlı ağzına kadar dolu. ◊ güçlü-kuvvetli, sağlam vücutlu. Z 1518. zukko hıçkırık. 1519. zukku şaşı. 1520. zukkusuna eğri. 1521. zulmu gaddarlık, zulüm, istibdad. 1522. zurnay bir tür nefesli müzik enstrümanı. 1523. zurnuk turna 1524. zuvulda- vızıldamak. 1525. zuykunnu iti avare dolaşan, serserilik yapanlar için kullanılan bir deyim. Ornekler: zuykunnu itiça ne aylanasa?;; avare avare ne dolaşıyorsun? 1526. züdür böğürtlen