ÿþ TÜRK SÖYB0L0M0 (Mitolojisi) 0çerik TÜRK M0TOLOJ0S0 Mete Efsanesi Ouz-Kaan Destan1 Uygurlar1n Türeyi_ Destan1 Altay Yarat1l1_ Destan1 Manas Destan1 Manas'1n Çocukluu (I. Bölüm) Manas'1n Çocukluu (II. Bölüm) Manas'1n Zaferleri Atalar1n Yurdunda (I. Bölüm) Atalar1n Yurdunda (II. Bölüm) Kökötöy Han'1n A_1 Büyük Gaza (I. Bölüm) Büyük Gaza (II. Bölüm) Yas Türklere Göre 0nsan Türklere Göre Uzay ve 0nsan Gök ve Türkler Göün Direi Güne_, Ay ve Y1ld1zlar Ebe Ku_a1 Serap ve Türkler Acun ve Dünya Dünyan1n ^ekli Dünyan1n Göbei Dünyan1n Orta Da1 Kutsal Irmaklar Yer ve Yer Alt1 Ülkemizde Derlenen Efsaneler Kanl1 Maara Baho Gölü Gudret Köprüsü Ta_ Mercimek Tarlas1 Fatmac1k Kayas1 Sis Da1-Gelinkaya Piri Baba ve Eski Hamam Dede Bal1klar1 ^ehir Efsaneleri Ankara 0stanbul 0zmir Bu Kitap http://www.megadyn.cjb.net Adresinden indirilmi_tir Diger Kitaplar 0çin Sayfam1 Ziyaret Edin. Soru ve önerileriniz 0çin E-Mail Atabilirsiniz less@mynet.com TÜRK M0TOLOJ0S0 1 Mete Efsanesi 2 Ouz-Kaan Destan1 3 Uygurlar1n Türeyi_ Destan1 4 Altay Yarat1l1_ Destan1 5 Manas Destan1 5.1 Manas'1n Çocukluu (I. Bölüm) 5.2 Manas'1n Çocukluu (II. Bölüm) 5.3 Manas'1n Zaferleri 5.4 Atalar1n Yurdunda (I. Bölüm) 5.5 Atalar1n Yurdunda (II. Bölüm) 5.6 Kökötöy Han'1n A_1 5.7 Büyük Gaza (I. Bölüm) 5.8 Büyük Gaza (II. Bölüm) 5.9 Yas 6 Türklere Göre 0nsan 7 Türklere Göre Uzay ve 0nsan 7.1 Gök ve Türkler 7.2 Göün Direi 7.3 Güne_, Ay ve Y1ld1zlar 7.4 Ebe Ku_a1 7.5 Serap ve Türkler 7.6 Acun ve Dünya 7.7 Dünyan1n ^ekli 7.8 Dünyan1n Göbei 7.9 Dünyan1n Orta Da1 7.10 Kutsal Irmaklar 7.11 Yer ve Yer Alt1 8 Ülkemizin Dört Bir Yan1ndan Derlenen Efsaneler 8.1 Kanl1 Maara 8.2 Baho Gölü 8.3 Gudret Köprüsü 8.4 Ta_ Mercimek Tarlas1 8.5 Fatmac1k Kayas1 8.6 Sis Da1-Gelinkaya 8.7 Piri Baba ve Eski Hamam 8.9Dede Bal1klar1 9 ^ehirden ^ehire (Efsaneler, Destanlar, Hikayeler) 9.1 Ankara 9.2 0stanbul 9.3 0zmir METE EFSANES0 "E_imi, at1m1 verdim, çünkü benimdir!" "Toprak verilemez, çünkü devletindir!" METE 1. METE'N0N GENÇL00 OUZ-HAN'INK0NE BENZ0YORDU "Büyük Hun 0mparatoru Mete'nin bir efsane halinde anlat1lan gençlii, Ouz-Han'1n hayat1na benzetilmi_ti" : Mitoloji, tarih deildir. Zaten tarihte olmu_ olaylar mitolojinin konusu içine giremezler. Bunlar daha çok, destan say1l1rlar. Bir hadisenin mitoloji olabilmesi için, her_eyden önce kahraman1n1n, tarihteki yerinin silinmi_ ve unutulmu_ olmas1 gerekir. Ouz Kaan, müslüman olan Türklere göre, babas1 Kara Han'1 öldürmü_ ve onun yerine geçmi_ti. Zaman1m1zdan 200 sene önce büyük bir Türk Tarihi yazm1_ olan bir Frans1z bilgini, Ouz Han'1n Mete olabileceini söylemi_ ve ikisi aras1nda da bir ba görmü_tü. Bu Frans1z bilgininin görü_ü, büsbütün de yanl1_ deildi." Çünkü Mete de, Ouz-Han gibi babas1n1 öldürmü_ ve onun yerine, hükümdar olmu_tu."Çin Tarihleri, Mete ile babas1 aras1ndaki sava_lar, bir tarih olay1 hadisesi gibi anlat1yorlard1. Ama önemli olan nokta, Mete'nin hayat1n1n gençlik çalar1n1n da, bir efsane olup olmad11 idi. Mete'nin daha sonraki hayat1 ve sava_lar1 hakk1nda, epey _eyler biliyoruz. Tarih kaynaklar1ndan kronolojik olarak kesin bir _ekilde verilen bu bilgiler, tarihin ve gerçein ta kendileri idiler. Ama bütün tarih boyunca, büyük hükümdarlarla olduu gibi, Mete'nin hayat1n1n da gençlik çalar1, karanl1k kalmakta ve bir nevi mitolojiye bürünmü_ olarak anlat1lmaktad1r. Büyük hükümdarlar1n, hemen hemen hepsinin de gençlik çalar1, bir mitoloji perdesi arkas1nda gizlenmi_ ve bu devreler, romantik bir _ekilde anlat1lm1_t1. Çinliler, Mete'den sonra Hun'lar1 ve Ortaasya halklar1n1, birçok sava_ ve temaslar sonunda, çok iyi bir _ekilde tan1yabilmi_lerdi. Fakat Mete'den önce, Çin kaynaklar1nda Ortaasya hakk1nda anlat1lan bilgiler, çok karanl1kt1. Çinliler bu çada öyle ki, kendi s1n1rlar1n1n d1_1ndaki bölgelerden bile haberleri yoktu. Zaten Mete'nin hayat1n1 anlatmaa ba_layan Çin tarihleri, üslûp bak1m1ndan da mitolojik ve hikâyemsi bir dille konu_uyorlard1. Çin tarihinin üslûbu çok kuru, fakat kronolojik ve kesindi. Zaten bu bilgilerin çou, imparatora gelen raporlarla, Çin saray1ndan ç1kan fermanlar1n, kopyalar1ndan ba_ka bir _ey deil idiler. Halbuki Mete'nin hayat1ndan Çin tarihleri, âdeta bir Çin roman1 gibi söz aç1yorlard1. "Çin tarihlerinin verdikleri yar1m mitolojik bilgilere göre Mete, Ouz-Han gibi kendi babas1n1 öldürmü_tü": Ortaasya'da Tuman adl1 bir Hun reisi varm1_. Bu reisin de Mete adl1 büyük bir olu bulunuyormu_. Gerek babas1n1n ve gerekse olunun adlar1, Çin tarihlerinde, zaten, Çin i_aretleri ile yaz1l1yordu. 0kiyüz sene önce bu i_aretler, Mete _eklinde okunmu_ ve bizim tarihçilerimiz de bu ad1; Mete olarak yazm1_lar ve Türkiye'ye yaym1_lard1. Bugün Türkiye'mizde, bu büyük Hun 0mparatorunu, "Mete" ad1 ile tan1yoruz. Birçok kimseler de bu ad1, maalesef 200 sene önce okunan, böyle yanl1_ bir okunu_la, kendi adlar1 olarak tan1maktad1rlar. Asl1nda ise bu Çince i_aretleri, "Mao-dun" _eklinde okumak gerekiyordu. Kendi hususî metodlar1m1za göre, Mete'nin Türkçe ad1n1n herhalde "Bahad1r" dan ba_ka bir _ey olmamas1 gerekiyordu. Ama ne yapal1m ki, bugün Türkiye'miz de bu büyük Hun hükümdar1, Mete ad1 ile tan1nm1_ ve öyle yay1lm1_t1r. Mete hakk1ndaki Çin kaynaklar1nda okuduumuz bu efsanemsi olaylar özet olarak _öyledir: METE'N0N GENÇL0K EFSANES0 Üçüncü yüzy1ld1 tam, çok önceydi 0sa'dan, Bir f1rt1na kopmu_tu, ta_m1_t1 0ç Asya'dan! Sonsuz at sürüleri, yerleri inletmi_ti. Kurdumsu türküleri, gökleri ç1nlatm1_t1! Atl1lar gelmi_lerdi, ordular biçmi_lerdi, Volga, Sar1 nehirden, kan1p, su içmi_lerdi! Tarihten uultular, bir millet var diyordu! Yaz1l1 dorultular, bir devlet var, diyordu! Hunlar1n ilindeydi, 0ç Asya ilindeydi, Hun reisi Tuman-Han, herkesin dilindeydi! Bayra1 direkteydi, büyük olu Mete'ydi, Dier bütün kom_ular, henüz birer çeteydi. Tuman-Han da kanarm1_, insanoluymuy bu ya! Bir cariye hep dermi_: "Bu Mete ölsün!" Diye. Tuman fakat korkarm1_, kad1na da tap1rm1_, Bir bahane ararm1_, çünkü bir "Töre" varm1_! Soyuna bakarlarm1_, tek kad1n al1rlarm1_, Sonraki hatunlarsa, mirâss1z kal1rlarm1_. Tuman olunu vermi_ rehin Yüeçi'lere Sonra da hücum etmi_, sormam1_ elçileri. Yüe-çi'ler varm1_lar, Mete'yi aram1_lar, Mete çoktan kaçm1_m1_, yollar1 taram1_lar. Tuman olunu görmü_, akl1 ba_1na dönmü_, ^enlik düün yapt1rm1_, güya çok mes'ut günmü_. Mete'ye tümen vermi_, eline ferman vermi_, Mete'nin disiplini, Dünyaya hep _an vermi_! Asker Tanr1 san1rm1_, hep Mete'ye taparm1_, Ondan ne buyruk gelse, dü_ünmeden yaparm1_. Orduyu toplam1_m1_, at1n1 oklam1_m1_, Tümen disiplinini, böylece yoklam1_m1_. Askerler ok atm1_m1_, atlar yere yatm1_m1_, At1na k1ymayan1n, kan1 yere akm1_m1_! Bir defa _enlik yapm1_, aileler toplanm1_, Ok atm1_ kar1s1na, bütün e_ler oklanm1_! Biraz nefes alanlar, az1c1k geç kalanlar, K1l1çtan geçirilmi_, görülmemi_ kaçanlar! Avlara gidilirmi_, _enlikler düzülürmü_, Gelen ordular ile, hayvanlar sürülürmü_. Tuman-Han ava gitmi_, Mete'ye de gel demi_, Kurdu Mete avlam1_, Tuman'sa keklik yemi_! Avda bir ok uçmu_mu_, Tuman-Han'a gelmi_mi_! Gerçi derler ilk oku, Mete atm1_t1, çou, Mete'nin tümeni de, bu hedefi delmi_mi_! Ouz'un babas1ysa, yemi_ti "Tanr1 oku"! Bu bir efsane idi, ok bir bahane idi, Töre'yi bozan Tuman, tam bir divane idi! Çin tarihlerinde, Mete'nin babas1n1 öldürü_ü ile ilgili olay, böyle anlat1l1yordu. "Zaten olaylar1n anlat1l1_1ndan da, bunun bir mitoloji olduu, aç1k olarak görülüyordu." Öyle anla_1l1yor ki bu çada, Hunlar aras1nda da, buna benzer efsaneler yok deildi. Mete gibi büyük bir hükümdar1n ortaya ç1k1_1, bütün Ortaasya'y1 hakimiyeti alt1na al1_1 ve ayr1ca kom_ular1n1 da büyük bir deh_et saç1s1 sebebi ile, Ortaasya'n1n eski mitoloji kahramanlar1n1n hususiyetleri, Mete'ye yak1_t1r1lm1_ ve onun faaliyetlerine uydurulmu_tu. 2. "TÖRE"Y0 BABA B0LE BOZSA, ÖLMEL0YD0 "Dünya mitolojilerinde "Baba öldürme" olay1, erkek çocuklar1n _uur altlar1nda sakl1 hislerin, masallardaki birer görüntüleri halinde kabul ediliyorlard1": Asl1nda ise, "Babalar1n1 öldüren çocuk efsaneleri", insanl11n hayalinde ya_am1_, çok eski _uuralt1 âkisleri idiler. Yunanistan'da da "Kral Ödip", babas1n1 öldürmü_tü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorlar1, kral Ödip'le ilgili efsaneyi de aç1klamaktan geri kalmam1_lar ve hatta _uuralt1 görüntülerine göre, birçok tedavi _ekilleri bile bulmu_lard1. Bizim eski "Rüya Tabirnâmeleri" mizde de, bu gibi hislerin aç1klanmas1na yer verilmi_tir. Çünkü onlara göre, erkek çocuun rüyas1nda, yeni cemiyetin yasak ettii bir i_e _uuralt1nda giri_mi_ olmas1 anormal deildi. Tabiî olarak bu konular1 Freud, birazda mubalâa etmi_ ve büyütmü_tü. Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu te_his yolu ile, birçok erkek çocuklar1n1 da tedavi edip, iyile_tirmi_ti. 0_te, böyle, cemiyetin yasak ettii; fakat _uurlat1nda toplanan istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar ve bir mitoloji motifi haline giriyorlard1. Zaten, insalar1n ula_amayacaklar1 _eylerin pek çou, masallarda olmu_ gibi anlat1l1yorlard1. Türklerin, Mete ve Ouz Han efsanelerinin, ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkân1 yoktur. Ama öyle anla_1l1yor ki bunlar, tarihten çok önceki çalarda, belki de insanl11n, henüz daha insanl1klar1n1 bilmedii devirlerde, hissedilmi_ ve duyulmu_ hayallerden ba_ka bir _ey deil idiler. Yukar1daki aç1klamalar1 yapmakla,"Ouz Kaan Destan1" n1n, kesin olarak Freud'un nazariyesine göre düzenlenmi_ olduunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer, daha ba_ka mitolojiler de vard1r. Bu motifler, Avrupal1'lar taraf1ndan yüzy1llar boyunca i_lenmi_ ve bir aç1klanma yoluna doru gidilmi_tir. Türk Mitolojisi ise, hiç el at1lmam1_, üzerinde dü_ünülmemi_ ve hatta birçoklar1m1z1n, varl11na bile inanmad11m1z bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce söylenmi_ ve görülmü_ gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize bir metod ve 1_1k aramak zorunday1z.", insanl11n hayalinde ya_am1_, çok eski _uuralt1 âkisleri idiler. Yunanistan'da da "Kral Ödip", babas1n1 öldürmü_tü. Tabiî olarak, Türk efsanelerinden haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorlar1, kral Ödip'le ilgili efsaneyi de aç1klamaktan geri kalmam1_lar ve hatta _uuralt1 görüntülerine göre, birçok tedavi _ekilleri bile bulmu_lard1. Bizim eski "Rüya Tabirnâmeleri" mizde de, bu gibi hislerin aç1klanmas1na yer verilmi_tir. Çünkü onlara göre, erkek çocuun rüyas1nda, yeni cemiyetin yasak ettii bir i_e _uuralt1nda giri_mi_ olmas1 anormal deildi. Tabiî olarak bu konular1 Freud, birazda mubalâa etmi_ ve büyütmü_tü. Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu te_his yolu ile, birçok erkek çocuklar1n1 da tedavi edip, iyile_tirmi_ti. 0_te, böyle, cemiyetin yasak ettii; fakat _uurlat1nda toplanan istekler ile hisler, kendilerine masallarda gösteriyorlar ve bir mitoloji motifi haline giriyorlard1. Zaten, insalar1n ula_amayacaklar1 _eylerin pek çou, masallarda olmu_ gibi anlat1l1yorlard1. Türklerin, Mete ve Ouz Han efsanelerinin, ne zaman meydana geldiklerini söylemenin, elbetteki imkân1 yoktur. Ama öyle anla_1l1yor ki bunlar, tarihten çok önceki çalarda, belki de insanl11n, henüz daha insanl1klar1n1 bilmedii devirlerde, hissedilmi_ ve duyulmu_ hayallerden ba_ka bir _ey deil idiler. Yukar1daki aç1klamalar1 yapmakla,"Ouz Kaan Destan1" n1n, kesin olarak Freud'un nazariyesine göre düzenlenmi_ olduunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk Mitolojisine benzer, daha ba_ka mitolojiler de vard1r. Bu motifler, Avrupal1'lar taraf1ndan yüzy1llar boyunca i_lenmi_ ve bir aç1klanma yoluna doru gidilmi_tir. Türk Mitolojisi ise, hiç el at1lmam1_, üzerinde dü_ünülmemi_ ve hatta birçoklar1m1z1n, varl11na bile inanmad11m1z bir konudur. Bunun içindir ki, bizden önce söylenmi_ ve görülmü_ gerçekleri de gözönünde tutarak, kendimize bir metod ve 1_1k aramak zorunday1z. Türk mitolojisinde, "Türk töresi" ne uymad11 gerekçesi ile, baba öldürme olaylar1 yer al1yorlard1": Ortaasya'da söylene gelen efsanelerde büyük kahramanlara, insan üstü hususiyetler verilmek istenmi_ti. Ouz Kaan Destan1nda da, bunun örneklerini pek çok görüyoruz. "Ouz'un aya1, ay1 aya1 gibi; bilei ise, kurt bileine benziyordu. Vucûdu, ba_tan a_a1ya tüylerle örtülü idi. Annesinden doar domaz, memeyi az1na bir defa alm1_ ve sütten bir yudum içtikten sonra da, annesine bir daha yana_mam1_t1. "Çi et yiyip, _arap istemee ba_lam1_t1". A_a1da da söyleyeceimiz gibi, "Türkler çi et yemezlerdi". Ama korkunç bir kahraman, onlara göre, çi et de yiyebilirdi. Çünkü O, o kadar korkunç ve o kadar bahad1r, bir kimse idi: "Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun, "Babas1n1 öldürsün, Türk Töresi korunsun". Ortaasya efsanelerinde, "Manas Han'1n olu Semetey domu_ ve epeyde büyümü_tü. Ama ona hiç kimse bir ad bulamam1_t1. Günün birinde yurtta, ans1z1n "Gök sakall1 " bir ihtiyar peyda olmu_ ve Semetey-Han'1 kuca1na alarak, O'na Semetey ad1n1 vermi_ti. Bundan sonra da bir _iir okumaa ba_lam1_t1. Bu _iirin ba_1nda, "Semetey öyle büyük, öyle korkunç bir bahad1r olacak ki, babas1n1 bile öldürecek" diye söze ba_lan1yordu. Bu da, büyük bahad1rl11n, bir hususiyeti idi. Çünkü, büyük bir kahraman gerekirse, babas1na bile ac1mazd1 ve öyle olmas1 lâz1md1. Ama, Türk Mitolojisinde çok önemli bir nokta vard1r. Bunu da, hiçbir zaman unutmamam1z lâz1md1r: "Ne Ouz Kaan ve nede Mete, kendi öz ihtiraslar1 için babalar1n1 öldürmemi_lerdi". Babalar1n1n öldürü_lerinin tek sebebi, onlar1n "Türk töresine uymam1_ ve riayet etmemi_ olmalar1" idi. Çünkü Türk töresine göre taht, Mete'nin hakk1 idi. Kendisi Ba_-Hatun'dan, yani hükümdar1n en asil hatunundan domu_tu. Eski Türk töresine göre hükümdarl1k, ancak onun hakk1 olabilirdi. Halbuki, Mete'nin babas1n1n yeni bir cariyesi araya girmi_ti. Babas1 zay1ft1. Kad1n1n tesirinde kal1yordu, "Töreyi unutuyor" ve asil olmayan bir çocuu, onun yerine geçirmek istiyordu. Göktürk tarihinde, bunun örnekleri çoktur: Üçüncü Göktürk Kaan1 Mohan Kaan'1n, çok deerli bir olu vard1. Sava_ç1l11 ve idaresi ile, Türkler aras1nda büyük bir ün yapm1_t1. Ama annesi, birinci hatun deildi. Onun annesi de asil idi ama; asillik derecesi bir kaan dourmak için yeterli görülmüyordu. Bu sebeple, Mohan Kaan'1n vasiyeti üzerine, kendi olu hükümdar olamam1_ ve yerine küçük karde_i geçmi_ti. Hatta Mohan Kaan: Bir evlâtla baba aras1ndaki ba, hiçbir _eyle mukayese edilemez. Ama ne yapay1m ki aram1zda bir de töre var", _eklinde konu_mak zorunda kalm1_t1. "Oul ile baban1n, aras1na girilmez, "Mayas1d1r Hakan1n, Türk Töresi geçilmez!" Ouz-Han'da babas1n1 öldürmü_tü. Türk cemiyeti, Ouz-Han'1n babas1n1 öldürmesini, doru ve töreye uygun bir hareket olarak görüyordu. Çünkü babas1, Hak dinini kabul etmemi_ ve Tanr1 yoluna girmemi_ti. Hatta Ouz-Kaan destanlar1, Kara-Han'1n kendi olu Ouz-Kaan taraf1ndan öldürüldüünü de söylemiyorlard1. Kara-Han, bilinmeyen bir yerden gelen, bir k1l1ç darbesi ile ölmü_tü. Baz1lar1 da, "Kimin att11 bilinmeyen bir ok Kara-Han'1n hayat1na son vermi_tir", diyorlard1. Bütün bu sözleri alt1nda yatan, bir istek ve bir eilim görülüyordu. "Kara-Han'1, olu Ouz Kaan deil; yine Tanr1 öldümü_tü". Kimden geldii bilinmeyen bu k1l1ç darbesi veya ok, Tanr1 taraf1ndan at1lm1_ ve Kara-Han da, bu yolla cezaland1r1lm1_t1. Türk destanlar1n1n hiçbiri, Ouz Han'1n elini, baba kan1na buland1rm1yorlard1. Mete'de öyle idi. Mete'nin bizzat kendisi, babas1n1 öldürmemi_ti. Türklerde ordu, bir milletin sembolü ve gerçek varl11 idi. Mete'nin babas1n1 öldüren oklar, ordu taraf1ndan at1lm1_t1. Tuman-Han, binlerce ve hatta onbinlerce ok ile ölmü_tü. Mete'nin babas1, bütün bir milletin oklar1 ile cezaland1r1lm1_ ve bu yolla da töre, yerine getirilmi_ti. "Mete ile Ouz'un, babalar1 yan1lm1_, "Tanr1 vermi_ cezay1, oul yapt1 san1lm1_!" Bu sayfadaki bilgiler, Bahaeddin ÖGEL taraf1ndan haz1rlanan Mili Eitim Bakanl11 - Eitim Dizisi, "Türk Mitolojisi - I" adl1 kitaptan al1nm1_t1r. OUZ - KAAN DESTANI 1. OUZ DESTANININ ÖZELL0KLER0 Eski Türk tarihinde hükümdarlar1n dou_u, efsanelere büründürülmü_ ve kutsal bir olay gibi anlat1lm1_lard1. Hükümdarlar böyle kutsalla_t1r1l1p, gökten indirilir iken; elbetteki Ouz-Kaan gibi, bütün Türk kaviminin atas1 olan kutsal bir ki_inin men_eleri de, Tanr1ya ve göe balanacakt1. Eski Türklere göre her_eyi yaratan ve her varl11n sahibi olan tek kutsal _ey, gökteki biricik Tanr1 idi. Asl1nda göün kendisi olan Tanr1 deildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varl1k ve yüce Tanr1 taraf1ndan yarat1lm1_, dünyan1n birer parças1 idiler. Gök, bir tane idi ve dünyam1z1n üstünü, bir kubbe _eklinde kapl1yordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vard1. Ay1n güne_in ve türlü y1ld1zlar ile burçlar1n dola_t1klar1, ayr1 ayr1 gökler, uzay1n sonsuzluklar1n1 kendi aralar1nda payla_1yorlard1. Bütün bunlar1n üstünde, bir gök daha vard1 ki, bu gökte yarat1c1, büyük ve tek Tanr1 oturuyordu. Eski Türkler, ögün katlar1n1 üst üste koyma yolu ile saymam1_lard1. Fakat sonradan, biraz da d1_ tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmee ba_lad1lar. "Ouz-Kaan destan1na, Uygur ça1ndan sonra, hafif d1_ tesirler girmee ba_lad1": Göktürk ça1nda, eski Türk dini ile inançlar1, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de geli_mekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler aras1na girmee ba_lay1nca, durum biraz daha dei_ti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin'in ortalar1nda gezmi_ler, ticaret yapm1_lar ve birçok insanlarla kar_1la_arak, konu_mu_lard1. "Bu d1_ ili_kiler, Uygurlara birçok yeni görü_ler getirmi_ ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyac1n1 dourmu_tur." Ticaret, eski Türk sava_ç1lar1n1n dini ile, pek bada_an bir meslek deildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve sava_ç1l11, her_eyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geni_ ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. 0_te bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göe ve gökten gelen kutsall1klara inan1rlar iken, Uygur ça1nda durum birdenbire dei_iyordu. Uygurlar, köklerini Suriye'den al1p, 0ran'da geli_en Mani dinini ald1ktan sonra, aya daha çok önem vermeye ba_lad1lar. Asl1nda ise Türklerde, kutsal olan en önemli _ey, gökten sonra dünyam1z1 1_1tan güne_ idi. "Uygurlar1n, güne_ten aya geçmi_ olmalar1, yeni bir dü_üncenin ba_lang1c1 gibi say1labilirdi". Bu sebeple, Uygurlar ça1nda yaz1lm1_ Ouz-Kaan destanlar1nda, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal ki_iler, art1k "Göün olu" deil; "Ay1n oullar1" oluyorlard1. Ouz-Kaan da "Ay Tanr1" n1n bir olu idi. Destan, daha ba_lang1çta, _öyle ba_l1yordu: "Ayd1n oldu gözleri, renklendi 1_1k doldu, "Ay-Kaan'1n o gündü, bir erkek olu oldu!" Eski Türkler de iyi ve güzel olaylar1, ayd1nl1k ve 1_1kla anlat1rlard1. Biz, nas1l yeni bir olu olan dostumuza, "Gözlerin ayd1n olsun" diyor isek, onlar da Ouz-Kaan'1n dou_u dolay1s1 ile, "Ay Kaan'1n gözleri ayd1n oldu, renklendi", diyorlard1. "Müslüman olmu_ Ouz Türklerinin destanlar1 da, Türk mitolojisinin en eski motifleri ile dolu idiler": Fakat Türkler, çoktan müslüman olmu_ ve 0slâmiyetin ana prensiplerine gönülden balanm1_lard1. Asl1nda ise, 0slâmiyet ile eski Türk dini aras1nda büyük ayr1l1klar da yoktu. Buna ramen, eski Ouz-Kaan destanlar1, elbetteki 0slâmilyetin birçok inançlar1 ile uygunluk gösteremeyecekti. Bunun içindir ki, 0slâmiyetten sonra yaz1lan Ouz-Kaan destanlar1nda, biraz daha dei_iklik yap1lm1_ ve 0slâmiyete uydurulmu_tu. 0slâmiyeti kabul eden Türkler bizce Uygurlara nazaran, eski Türk an'anesini ve töresini daha çok korumu_lard1. Tabiî olarak biz Ouz Türkleri üzerine, daha büyük bir önem veriyoruz. "Çünkü Ouzlar, bütün Ortaasya ve Türk âleminin, en soylu ve en geli_mi_ zümreleri idiler". ^ehir hayat1na çoktan ba_lam1_ olmalar1na ramen, eski Türk devlet te_kilât1 ile disiplini, onlar1n ruhlar1ndan henüz daha silinmemi_lerdi. Bu sebeple Ouz Türklerinin destanlar1nda, Uygurlar1nkine nazaran, daha eski ve daha köklü motifler görüyoruz. 0slâmiyetten sonraki Türk destanlar1na göre, "Ouz-Han'1n babas1 Kara-Han" idi. Ouz Han'1n babas1n1n, "Kara-Han" ad1n1 almas1 da bo_ deildi. Eski Türklerde, "Ak ve kara soylular ile halk1 birbirinden ay1ran, sembolik renkler" idi. "Ak-Kemik", Kaanlar ile, onlar1n oullar1 idiler. "Kara-Kemik" ise, halk tabakas1ndan ba_ka bir _ey deildi. Dier kitaplar1m1zda da her zaman söylediimiz gibi, Türk halklar1n1n "ak" ve "kara" _eklinde ayr1lm1_ olmalar1na ramen, aralar1nda bir s1n1f mücadelesi yoktu. Müslüman Türkler, Ouz-Han'1n babas1na "Kara-Han" diyorlard1. Çünkü kendisi Müslüman deildi. Müslüman olmak isteyen olu Ouz-Han'a da engel olmak istemi_ti. Tabiî olarak bu fikirlerimiz tam ve kesin deildir. Fakat Türk tarihi ve an'aneleri hakk1ndaki bilgilerimiz, bizi bu sonuca doru sürüklemektedirler. Ouz Han Müslüman Türklere göre, babas1ndan çok, an'anesine bal1d1r. Bu sebeple Ouz destan1n1 anlatmaa ba_larlar iken, hemen _öyle derler: Üç gün üç gece geçti, annesine gelmedi, Annenin memesinden, bir damla süt emmedi. Bana gelmedi diye, annesi al1yordu, Sütümü emmedi diye, kalbini dal1yordu. Alay1p s1zl1yordu, be_ie dolanarak, Sütümü, az em diye, çocua yalvararak! 2. TÜRK M0TOLOJ0S0 VE KUTSAL ÇOCUKLAR Ouz Han dier Türk destanlar1nda olduu gibi doar domaz, bir olgunluk ve erginlik gösteriyordu. Annesi, henüz daha Müslüman olmam1_t1. Annesine kar_1, bu k1rg1nl11n sebebi de, bundan ba_ka bir_ey olmamal1yd1. Nitekim az sonra Ouz Han annesi ile konu_maa ba_lar ve ona _öyle der: Ey, benim güzel annem, öüdümü al1rsan! Yüce Tanr1'ya tap1p, eer hakk1 tan1rsan! O zaman memen al1r, ak sütünü emerim! Bana lây1k olursan, ad1na anne derim! Ouz-Kaan'1n annesi, henüz daha üç günlük be_ikte yatan çocuunun, böyle konu_up söyle_meye ba_lad11n1 görünce, ona kalpten balan1r ve Tanr1ya inand11n1 oluna söyler. Müslüman Türklerin söyledikleri bu Tanr1, 0slâmiyetin Allah'1ndan ba_ka bir_ey deildi. Fakat ayn1 zamanda destanlar, zaman zaman bir "Gök Tanr1s1" ndan da söz aç1yorlar ve eski Türklerin, gerçek inançlar1n1 aç1a vurmaktan geri kalm1yorlard1. Eski Türklerde de "üç say1s1" ve "üç ya_1nda" olma önemli idi. Fakat Türk mitolojisinin en önemli say1s1 "yedi" ile "dokuz" say1lar1d1r. Müslüman Türklerin Ouz destanlar1nda: "Ouz-Kaan, üç gün içinde olgunla_m1_t1". Halbuki eski Altay destanlar1nda: "Çocuun olgunla_mas1 için, yedi günün geçmi_ olmas1 gerekiyordu". Hatta çok güzel, _öyle bir Altay efsanesi de vard1r: * Altay'da olmu_ idi, bir çocuk domu_ idi, * Dünyaya gelir iken, nurlara bomu_ idi. * Yedi kurtlar uçmu_lar, koku al1p ko_mu_lar, * "Çocuu ver", demi_ler, uluyarak co_mu_lar. * Annesi çok alam1_, yüreini dalam1_, * Çocuk da dile gelmi_, yaras1n1 balam1_. * Demi_: "Anne, s1zlama! Oyala da, alama! * "Yedi gün mühlet iste, i_i bala salama!" * Yedi gün mühlet dolmu_, annenin benzi solmu_, * Olan be_ii k1rm1_, bir civan yiit olmu_. Bu Altay efsanesi mitolojinin ta kendisidir. Gerçi Ouz-Kaan destan1 da, bir mitolojidir. Fakat büyük devletler kurup geli_en Türk toplumlar1, onun içindeki akla uymayan motifleri ay1klam1_ ve gerçekçi bir _ekle sokmu_lard1. Ouz-Kaan destan1nda, göklerde dola_1p, ögün çe_itli katlar1n1 zapteme ve türlü ruhlarla çarp1_ma, kutsal bir Hakand1. Fakat O, daha çok, bir insand1. 0nsanl1k özelliklerini ta_1m1_ ve insanlar1n ya_ad11 yeryüzünü zaptederek, Tanr1 ad1na, idare etmee memur edilmi_ti. Az önce özetini yapt11m1z Altay efsanesi dikkatle incelenince, daha birçok mitolojik motifler de ortaya ç1kacakt1r. Meselâ "Yedi kurt"."Büyük ay1 burcu" nun, yedi y1ld1z1nda ba_ka bir _ey deildi. Çünkü Türklere göre: "(Büyükay1 burcu'nun yedi y1ld1z1, kal1n ve demir zincirlerle Kutup y1ld1z1'na balanm1_, yedi azg1n kurt idiler). Bir ara bu kurtlar, çocuun at1 ile tay1n1 da al1p götürmek isterler. Bu sava_lar s1ras1nda çocuk s1k1_1nca, ak1ll1 ve kutsal buza1s1 da ona yol gösterir ve ba_ar1 salamas1na imkân verir. (Türklere göre 'Küçükay1 burcu', iki at taraf1ndan çekilen, bir arabadan ba_ka bir_ey deildi.) Bu burcun etraf1ndan dönen Büyükay1 burcunun yedi kurdu, bu iki at1 yakalay1p yemek isterler ve bunun için de gökyüzünde, durmadan onlar1n etraf1nda dönerlerdi. (Altay efsanesi göre). Küçükay1 burcu, çocuun dostu ve yak1n1 idi. Boa burcu da, herhalde yine bu kahraman1n buza1s1ndan ba_ka bir_ey olmamal1yd1". Görülüyor ki, Ouz-Kaan destan1 birdenbire uydurulmu_ ve yaz1lm1_ bir hikâye deildi. Onun kökleri, yüzy1llar önce inan1lm1_ ve söylenmi_, Türk efsaneleri ile inançlar1na dayan1yordu. Süzüle, süzüle, akla mant1a uymayan bölümlerin, gerçee uydurulmas1 ile, bütün Türklerin mal1 olan Ouz-Kaan destan1 meydana gelmi_ti. 3. OUZ - KAAN'IN DOU^U "Ouz-Kaan, kutsal bir _ekilde domu_tu": Az önce, büyük Türk kahramanlar1n1n, genel olarak kutsal bir _ekilde doduklar1n1 söylemi_tik. Elbette ki Ouz-Kaan'1n da dou_u da, kutsal ve fevkalâde bir _ekilde olmal1yd1. Nitekim Uygurlar1n Ouz-Kaan destan1, O'nun dou_unu _öyle anlat1yordu: Gök mavisiydi sanki, benzi bu olanc11n! Az1 k1pk1z1l ate_, rengi bu olanc11n! Al, al idi gözleri, saçlar1 da kapkara, Perilerden de güzel, ka_lar1 var ne kara! Ouz-Kaan doarken, benzinin rengi t1pk1 gök mavisi gibi idi. Yüz, eski Türklere göre, insan1n en önemli bir yeri idi. Utanç, kötülük ve hatta kutsall1k bile, insan1n yüzüne akseden özellikleri idiler. Kötü bir insan1n yüzü, elbette kara idi. 0yilerin de yüzleri, akt1. Ama kutsal insanlar1n yüz rengi, gök mavisinden ba_ka bir_ey olamazd1. Çünkü gök, Tanr1'n1n oturduu ve hatta bazan, Tanr1'n1n kendisinden ba_ka bir_ey deildi. "Ouz-Kaan doarken, yüzünün gök renkten olmas1, onun gökten geldiini ve Tanr1'n1n rengini ta_1d11n1 gösteren bir belirti idi." Biz yanl1_ olarak Türklerin, "Gök Börü", yani gök kurt dedikleri kutsal kurda, bozkurt ad1n1 veregelmi_iz. Asl1nda ise gök ile boz aras1nda büyük ayr1l1klar vard1r. Türklerin kutsal kurtlar1n1n rengi de gök idi. Çünkü o Tanr1 taraf1ndan gönderilmi_ bir elçiden ba_ka bir _ey deildi. Belki de Tanr1'n1n ta kendisi idi. Tanr1, kurt _ekline girerek Türklere görünüyor ve onlara ba_ar1 yolu aç1yordu. Onun için de, kurdun rengi gömgök idi. Daha sonralar1 Türkler, gök rengini olgunluk, erginlik ve tecrübenin bir sembolü olarak görmü_lerdir. Ouz-Kaan'1n az1 ate_e niçin benzetilmi_ti": Bugün Anadolu'da söylenen, "Gözleri Kanl1" deyimi de, bize çok _eyler ifade eder. O'nun gözlerinin al olu_u, daha dorusu kan rengine benzemesi, Ouz-Kaan'1n büyük bahadarl11n1n, bir özelliinden ba_ka bir _ey deildi. Cengiz-Han da doarken "avucunun içinde bir kan p1ht1s1" tutuyordu. Bunu gören annesi ile babas1 _a_1rm1_ ve hemen ^amanlara ko_mu_lard1. ^amanlar ise, O'nun dünyay1 zaptedeceini ve büyük bir bahad1r olaca1n1 söylemi_lerdi. Fakat Cengiz-Han ça1 ile ilgili efsaneler, en eski Türk ve Ortaasya özelliklerini göstermiyorlard1. Elbetteki onlar1 kökleri de, Türk mitolojisine dayan1yordu. Fakat Çin yolu ile, Moollara birçok yabanc1 tesirler girmi_ti. Türklerde yeni doan kahramanlar, avuçlar1nda bir kan p1ht1s1 tutmazlard1. Çünkü biraz da, eski Hint mitolojisinin motiflerinden biri idi. "Türklerin kahramanlar1n1n gözleri, k1rm1z1 ve k1z1ld1r." Çinde de, bu vard1r. Fakat çin kahramanlar1n1n gözleri yaln1z k1rm1z1 olmakla kalmazlar, ayn1 zamandan cam gibi de parlarlard1. Çinliler, "Büyük bir Göktürk Kaan1 Mohan Kaan'dan söz açarken, onun da yüzünün k1pk1rm1z1 ve gözlerinin cam gibi parlad11n1" söylüyorlard1. Herhalde Mohan-Kaan, acayip bir fizyonomiye sahip deildi. Fakat 20 sene müddetle, bütün Çin'i korkutmu_ ve diz çöktürmü_ bir hükümdard1. Eski Türkler, k1rm1z1 renk için genel olarak "al" sözünü kullan1rlard1. Fakat bu söz sonradan, biraz da manevi bir anlam alm1_t1. Nitekim lousalar1 basan ve kötülük yapan, "Albast1" da, yine bu rengi ta_1yordu. Altay Türkleri, büyük kurt sürülerini idare edip, köylere korkunç zararlar veren kurtlara da, zaman, zaman, "al-börü" derlerdi. Bu all1k, kurdun veya albast1 gibi ruhlar1n renginden dolay1 deil; daha çok, onlar1n korkunç zararlar vermesinden ileri geliyordu. Çünkü onlar güçlü ve kudretli idiler. T1pk1 yeryüzünü zapteden ve kendi egemenlii alt1nda toplayan Ouz-Kaan gibi. "Ouz-Kaan'1n yüzünün rengi gök mavisi, gözleri de al, yani k1rm1z1 idi". Baz1lar1 al sözünü, "ela" _eklinde anlamak istemi_lerdi. Fakat tabiî olarak, bunun asl1 yoktur. Çünkü, "Ouz-Kaan'1n saçlar1 da kara" idi. Sar1 deil. Bu sebeple gözlerinin elâ olmas1na da, hiçbir sebep yoktu. 4. OUZ - KAAN'IN ÇOCUKLUU "Türk mitolojisinde kahramanlar, 'üç' veya 'yedi' günde konu_urlard1": Az önce, Müslüman olmu_ Türklerin Ouz-Kaan destanlar1ndan söz açarken, Ouz-Kaan'1n üç günde konu_maa ba_lad11n1 belirtmi_tik. 0slâmiyetin tesirleri görülmeyen, Uygurca Ouz Kaan destan1nda da, ayn1 _eyleri görüyoruz. Ama, yukar1da da dediimiz gibi, eski Türk efsanelerinde büyük kahramanlar çou zaman "Yedi günde kendilerine gelir ve k1rk gün sonra da bir delikanl1 gibi hayata ba_larlard1". Nitekim Uygurlar1n Ouz Destan1, Ouz'un küçüklüünü _öyle anlat1yordu: * Geldi ana gösünü, ald1 emdi sütünü, * 0stemedi bir daha, içmek kendi sütünü. * Pi_memi_ etler ister, a_ yemek ister oldu, * Etraftan _arap ister, elenmek ister oldu. * Ans1z1n dile geldi, _iirler düzer oldu, * Aradan k1rk gün geçti, oyna_1r, gezer oldu. * Geldi ana gösünü, ald1 emdi sütünü, * 0stemedi bir daha, içmek kendi sütünü. * Pi_memi_ etler ister, a_ yemek ister oldu, * Etraftan _arap ister, elenmek ister oldu. * Ans1z1n dile geldi, _iirler düzer oldu, * Aradan k1rk gün geçti, oyna_1r, gezer oldu. "Türkler yemeklerini, ilk çalardan beri pi_irerek yerlerdi": Türkler herhalde, tarihten çok önceki çalarda bile, yemeklerini pi_irerek yemee ba_lam1_lard1. Nitekim, Göktürklerin Çin kaynaklar1nda bulunan ilk efsaneleri de, "0lk Türk Atas1n1n, ate_i icât ettiini ve yemekleri pi_irmei örettiini," söylüyordu. Sibirya'n1n tundralar1nda ya_ayan geri halklar, Türklere nazaran çok daha sonraki çalarda yemeklerini pi_irip, yemei örendiler. Nitekim, Fin'lerle Macar'lar1n atalar1 olan Bat1 Sibiryal1lar, kendi atalar1n1n çi et yediklerini söylerler ve bununla öünürlerdi. Onlar, daha güneylerindeki Ortaasya Türk halklar1na, "yemeklerini pi_irenler" derler ve kendilerini, onlardan ay1r1rlard1. Gerçi bu Sibirya halklar1n da, sonradan yemeklerini pi_irmee ba_lam1_lard1. Ama, zaman zaman bu eski hat1ralar1 yadetmek için "çi et yeme törenleri" yapma1 da, ihmal etmezlerdi. Türk mitolojisinde, Türk çi et yediine dair, elimizde hiçbir delil yoktur. Ama büyük kahramanlar, o kadar korkunç idiler ki, zaman zaman çi et bile yerlerdi. Onun için Ouz-Kaan'1n, çi et istemesinin sebebi de, bundan ileri geliyordu. "Ouz-Han'1n vücudu, güçlü ve korkunç hayvanlara benzetilirdi": Dede Korkut masallar1nda da büyük kahramanlar1n yürüyü_ü, arslanlara benzetilmi_ ve vücut yap1lar1 da, korkunç hayvanlar gibi anlat1lm1_lard1. Ouz-Kaan destan1nda da, az da olsa bunlar1 görmüyor deiliz. Uygurlar1n Ouz destan1, Ouz-Kaan'1n _eklini, _öyle anlat1yordu: Öküz aya1 gibi, idi sanki aya1, Kurdun bilei gibi, idi sanki bilei. Benzer idi omuzu, ala samurunkine, Gösü de yak1n idi, koca ay1n1nkine! Destana göre, Ouz'un elleri ve pençesi, ay1n1n büyük ve güçlü pençesini and1r1yordu. Ama kurdun bilei ba_ka idi. Kurt, yeryüzündeki hayvanlar içinde, ko_ma bak1m1ndan, en dayan1kl1 hayvand1. Bir türlü yorulma bilmezdi. Bilei ince idi. Fakat o ince bilekli kurdun pençesi korkunçtu. Bir samur büyüklüündeki, k1ll1 omuzlar ve ay1n1n gösü gibi, gergin ve _i_kin ögüsler, Ouz-Kaan'1n bir insan olarak ne derece güçlü olduunu anlatmaa yarayan sözlerdi. "Ouz-Kaan'1n vücudu niçin "tüylü" idi": Eski Türkler, "ilk insan1n, tüylü olduuna inan1rlard1." Altaylarda ya_ayan birçok efsanelerde, bu konu ile ilgili, say1s1z örneklere rastl1yoruz: "Tüylere kapl1 olan ilk insan, Tanr1'ya kar_1 günah i_lemi_ ve bundan dolay1 da tüyleri dökülmü_tü. Tüyleri dökülünce de insanolu, bir türlü hastal1ktan kurtulamam1_ ve ölümsüzlüü elinden kaç1rm1_t1. (Bir söyleni_e göre) Tanr1, insan1 yarat1rken _eytan gelmi_ ve insan1n üzerine tükürerek, her taraf1na pislik içinde b1rakm1_t1. Tanr1 da, insan1n d1_1n1 içine, içini de d1_1na çevirmek zorunda kalm1_t1. Bu suretle insan1n içinde kalan _eytan1n pislii ve tüyler, insanolunun ruhunu ve ahlâk1n1 kötü yapm1_t1. 0nsan1n gerçi d1_1, Tanr1 yap1s1 idi ve güzeldi ama; içi _eytan taraf1ndan kirletilmi_ ve _eytana benzer, bir özellie bürünmü_tü". Bu sebeple Ous destan1nda, bu çok eski Türk inançlar1n1n izlerini de buluyoruz. Çünkü Ouz-Kaan, bizim gibi tüysüz deil; her taraf1 k1llarla dolu ve fevkalâde bir yarat1kt1: Bir insan idi fakat, tüyleri dolu idi, Vücudu k1ll1 idi, çok uzun boylu idi. Güder at sürüleri, tutar, atlara biner, Daha bu ya_ta iken, ç1kar, avlara gider. Geceler günler geçti, nice seneler doldu. Ouz da büyüyerek, bir yah_i yiit oldu! 5. OUZ - KAAN'IN GENÇL00 Türk mitolojisinde büyük kahramanlar1n, çocukluk ile gençliini birbirinden ay1ran, baz1 önemli, çalar vard1. Altay efsanelerinde bu ça, daha çok "Ad koyma" töreni ile ba_lard1. Ad1 olmayan bir çocuk, henüz daha yeti_kin bir genç ve kahraman say1lmazd1. Bir gencin ad alabilmesi de, kolay bir i_ deildi. Elbette ads1z bir insan olamazd1. Her çocua Türkler, dou_undan itibaren bir ad verirlerdi. Fakat bu ad, onun gerçek ad1 ve ünvan1 say1lmazd1. Hatta Türkler kahramanlar1na, her yeni bir ba_ar1 üzerine, yeni bir ad daha verirlerdi. Daha yüksek bir rütbeye terfi eden kimseler bile, yeni memuriyet unvan1 ile beraber, ayr1ca bir ad da al1rlard1. Bu sebeple Çin kaynaklar1, bu bak1mdan bize bir çok güçlükler ç1karm1_lard1r. Meselâ, büyük bir komutan veya Kaan'1n, bir gençlik ad1 vard1r. Geçliinde büyük _öhret elde eden bu komutanlar, Çin kaynaklar1nda çou zaman, gençlik adlar1 ile adland1r1l1rlard1. Zaman zaman bunlar, baz1 sava_lar dolay1s1 ile yeni ünvanlar al1rlard1. Fakat Çin kaynaklar1nda bu Türkler, gençlik ve olgunluk adlar1 ile geçince, tarihçeler için, kimin kim olduunu anlamak, adetâ çok güç bir hale girer. Bu sebeple Ouz Han'1nda, gerçek bir ad ve unvan alabilmesi için, büyük bir kahramanl1k ve ba_ar1 göstermesi lâz1md1. Eski Türk tarihinde de, "Ba_ kesmeyen ve kan dökmeyen" _ehzadelere, gerçek adlar1 verilmezdi. 6. OUZ'UN B0R GERGEDAN ÖLDÜRMES0 "Ouz korkunç bir gergedan öldürerek, erginliini ispat etmi_ti": Bunun içindir ki, Ouz-Kaan, insanlar1 ve sürüleri yiyen bir gergedan1 öldürür ve milletini, büyük bir belâdan kurtar1r. Eski Türkler, karanl1k ve s1k ormanlara da sayg1 gösterir ve hatta onlara tap1lan1rlard1. Türk tarihinde, yeni tahta ç1kan hükümdarlar1n, bir orman dikerek, kendi adlar1na yeti_tirdikleri de görülmemi_ deildir. Nitekim Ou-Kaan destan1nda da, Ouz'un yurdunun yan1nda büyük bir orman ve içinde de bir "gergedan" ya_ard1. Destan bu olay1 _öyle anlat1yordu: Bir büyük orman vard1, Ouz yurdundan içre, Ne nehir 1rmaklar, akard1 bu orman içre. Ne çok av hayvanlar1, ormanda ya_ar idi, Ne çok av ku_lar1 da, üstünde uçar idi. Ormanda ya_ar idi, çok büyük bir gergedan, Yer idi ya_atmazd1, ne hayvan ne de insan! Ba_ard1 sürüleri, yer idi hep atlar1, Yokluk verir insana, al1rd1 hayatlar1! Vermedi hiçbir zaman, insanoluna aman! Hepimiz biliyoruz ki, Ortaasya'da "gergedan" yoktu. Türklerin gergedan görmü_ olmalar1 da, pek ihtimal dahilinde deildi. Ama gergedan1n, çok korkunç bir hayvan olduu kulaktan kulaa, Ortaasya'ya kadar gelmi_ ve Türk mitolojisinde de gerekli yerini alm1_t1. Gergedan1n ya_ad11 bölgeler, Çin'e yak1n olan bölgelerdi. Fakat Çinliler de gergedan1n esas _eklini bilmiyorlard1. Çinlilere göre, "Gergedan, burnunun ucunda sivri boynuzu bulunan, bir geyikten ba_ka bir_ey deildi". Ama gergedan, Çin'de büyük bir öneme sahipti. Çünkü Çin 0mparatorlar1 ile büyük komutanlar, z1rhlar1n1 gergedan derisinden yaparlard1. Bu bak1mdan onlar gergedan1n derisini ve dolay1s1 ile, bu hayvan1n büyüklüünü de tasavvur edebiliyorlard1. Gergedan motifi bak1m1ndan Türk mitolojisine, Çin tesirleri de olabilirdi. Fakat gergedanla ilgili bilgiler Türklere daha çok Bat1 Türkistan ve Hindistan yolu ile gelmi_ti. Türkler gergedana "k1yant" derlerdi. Bu söz de, Hindistan ile Bat1 Türkistan'da yay1lm1_ bir deyimdi. Ouz-Kaan, kendi milletine bu kadar zarar veren gergedan1 duyunca, onu avlamak ister ve yola ç1kar. Destan Ouz'un y1la ç1k1_1n1 _öyle anlat1yordu: Ouz-Kaan derlerdi, çok alp bir ki_i vard1, Avlar1m gergedan: diye o yere vard1. Karg1, k1l1ç ald1, kalkan ile ok ile, Dedi: "Gergedan art1k, kendisini yok bile! Ormanda avlanarak bir geyii avlad1, Bir söüt dal1 al1p, bir aaca balad1. Döndü gitti evine, sabah olmadan önce, Tam tan aar1yordu, geyiine dönünce, Anlad1 ki gergedan, geyii çoktan yuttu, Geyiin yerine de, büyük bir ay1 tuttu. Belinden ç1kararak, alt1n bakma ku_a1, Ay1y1 ast1 yine, o aaçtan a_a1, Tabiî olarak efsaneye göre, gergedan ay1y1 da yutmu_tu. Çok iyi biliyoruz ki gergedan, otla geçinen bir hayvand1r. Halbuki gergedan1 yak1ndan tan1mayan Türkler, onun et yediini zannediyorlard1. Çünkü onlara göre, bütün korkunç hayvanlar et yerler ve etle beslenirlerdi. Ouz'un belindeki ku_a1 alt1nd1. "Ku_ak, Türkler için çok önemli bir hükümdar sembolüdür". Çünkü her hükümdar1n belindeki kemerin alt1n olmas1, onun hükümdarl11n1 gösteren bir sembol ve belirti idi. Ouz-Kaan, daha gençliinde bu ku_a1 ku_anm1_ ve hükümdarl1a haz1rlanm1_t1. Öyle öyle anla_1l1yor ki Ouz-Kaan gergedana büyük bir tuzak kurmu_ ve onu, bu yolla avlamak istemi_ti. Fakat gergedan, her defas1nda bu tuzaa dü_meden, gelip, av1n1 almas1n1 bilmi_ti. Bunun için Ouz, ba_ka yol görmemi_ ve bizzat kendisi, gergedan1n kar_1s1na ç1karak, onu öldürmek zorunda kalm1_t1. Destan bu korkunç vuru_may1 da, _öyle anlat1yordu: Yine sabah olmu_tu, aarm1_t1 çoktan tan, Ouz bakt1 ki alm1_ ay1s1n1 gergedan. Art1k bu durum onu, can evinden vurmu_tu, Aaca kendi gidip, tam alt1nda durmu_tu! Gergedan geldiinde, Ouz'u görüp durdu, Ouz'un kalkan1na, gerilip bir ba_ vurdu! Karg1yla gergedan1n, ba_1na vurdu Ouz! Öldürüp gergedan1, kurtard1 yurdu Ouz! Keserek k1l1c1yla, hemen ba_1n1 ald1, Döndü gitti evine, iline haber sald1! "Altay Türk efsanelerindeki kahramanlar da, boynuzlu" canavarlar öldürürlerdi": Ouz-Kaan'1n korkunç bir canavar öldürerek, kendi yurdunu kurtarmas1, Türk mitolojisinin ilk ve son motifi deildir. Bu motif, d1_ar1dan gelmi_ bir tesire de balanamaz. Gerçi Türkler geli_ip yay1ld1ktan sonra, "gergedan" gibi korkunç hayvanlar1n bulunduunu da duymu_lar ve efsanelerini bu yeni bilgilere göre anlata gelmi_lerdi. Fakat bu olay1n kökleri, çok eski Türk inançlar1ndan ve efsanelerinden geliyordu. Nitekim, Altay efsanelerinde de, buna benzer olaylar görüyoruz. Bu efsanelerdeki kahramanlar1n, öldürdükleri canavarlar da, "boynuzlu" idiler. Bu efsanelerden birini, çok k1sa olarak özetleyip, a_a1da verelim: Yedi gün geçmi_ti ki, olan ba_lad1 i_e, Demir be_ii k1rd1, kendini att1 d1_a. Yedi da1 dola_t1, yedi geyik avlad1, Boynuzlar1n1 yonttu, birbirine balad1. Öyle bir yay yapt1 ki, kiri_siz olmaz idi, Böyle büyük yaya da, her kiri_ uymaz idi. Duydu bir hayvan varm1_, çok büyük bir canavar! "Bari gideyim", dedi, "Belki derisi uyar!" Olan göklere gider, devlerle de sava_1r, Büyük bir daa ç1kar, canavara ula_1r, Bu ne müthi_ hayvand1, bir daa yaslanm1_t1, Bir daa da yatm1_t1, upuzun uzanm1_t1. Olana bakaraktan, sanki göz k1rp1yordu, Uzun boynuzlar1yla, gökleri y1rt1yordu!... Bu Altay efsanesi, tam bir mitolojidir. Çünkü efsanenin kahraman1, at1 ile göklerde uçar ve göün katlar1n1 gezerek, canavar1 aramaa koyulur. Ouz-Kaan destan1ndaki canavar, Ouz yurdunun hemen yan1ndaki bir ormanda ya_amaktad1r. Altay efsanesindeki canavar ise, göklerin derinliindeki, efsanevî dalar1n ve göllerin içinde ya_ar. "Müslüman Türkler, Ouz-Kaan'1n gençliini mitolojiden kurtarmak istemi_lerdi": Müslüman Türkler, Ouz-Han'1n ad almas1 için, böyle bir kahramanl1k yapmas1n1 gerekli görmemi_lerdi. Ouz-Han, kendi ad1n1 kendi vermi_ ve bütün Ouz milleti de, onun bu arzusuna uymu_lard1. Efsaneler, onun ad al1_1n1 _öyle anlat1yorlard1: Büyük toy yap1l1rd1, eski Türk âdetince, Böyle ad seçilirdi, çocuun kudretince, Kara-Han atlar kesti, Ouz ad bulsun diye, Ça1rd1 hep Türkleri, yurdu _en olsun diye. Ouz-Han birden bire, ad1m Ouz'dur dedi, Beklemedi kimseyi kendi ad1n1 verdi, Ne kadar Türk var ise, hepsi _a_a kald1lar, Bu Tanr1 sözü deyip, buyrua kat1ld1lar. Bundan da anla_1l1yor ki Ouz-Han'1n daha çok küçük ya_ta iken kendi ad1n1 koymas1, milletince bir Tanr1 buyruu gibi kabul edilmi_ti. Daha sonraki Türk efsanelerinde olduu gibi burada, gök sakall1 bir ihtiyar görülmüyordu. Ouz-Han, Tanr1n1n gönderdii gök sakall1 elçilerin yerine bizzat geçmi_ ve kendi ad1n1, kendisi vermi_ti. Daha sonraki Ouz destan1n1n parçalar1 say1lan "Dede Korkut" hikâyelerinde, çocuklar1n adlar1, genel olarak "Dede Korkut" un kendisi taraf1ndan verilirdi. Anadolu Masallar1nda ise gök sakall1 ihtiyarlar ile "H1z1r" 1n ve hatta "Dede Korkut" yerine, ihtiyar dervi_ler geçmi_lerdi. 7. OUZ KAAN'IN EVLENMES0 Müslüman Türkler Ouz Kaan'1, normal bir insan gibi kabul etmi_ler ve onu, öylece evlendirerek, bir yuva kurdurmu_lard1. Halbuki 0slâmiyetin tesirleri görülmeyen Ouz destanlar1nda, durum daha ba_kad1r. Uygurlar1n Ouz destan1na göre Ouz Kaan, "Gökten inen göün k1z1 ve yerdeki bir aaç kouundan ç1kan, yerin k1zlar1 ile evlenmi_" ve bu yolla soyunu meydana getirmi_ti. Burada art1k Ouz-Kaan destan1, bir destan deil; daha çok, gerçek bir mitoloji halinde idi. Öyle bir mitoloji ki, Türklerin dünya görü_lerini, uzay anlay1_lar1n1 ve dolay1s1 ile, Cihân hakimiyeti hakk1ndaki dü_ünce ve isteklerini, hep kendisinde topluyordu. Ouz-Kaan, mitolojik bir Türk hükümdar1 idi. Yeryüzünü zaptetmi_ ve büyük bir devlet kurmu_tu. Bu olay, t1pk1 bir tarih gibi anlat1l1yordu. Ayn1 zamanda destanda, bir hikâye çe_nisi de vard1. Ama Ouz destan1, Binbir Gece Masallar1 gibi, hayal mahsülü ve uydurulmu_, bir masal deildi. Ouz-Kaan destan1, Türklerin dü_ünü_, inan1_ ve binlerce seneden beri geli_erek, olgunlua eri_mi_ fikirlerinin, bir özeti gibi idi. Fikirler, dü_ünceler ve semboller, tarih olaylar1 ile anlat1lm1_lard1. Ouz-Kaan da, hatunlar1 da, çocuklar1 ve ak1nlar1 da, hepsi birer sembolden ba_ka _eyler deil idiler. Ouz-Kaan'1n gökten inen k1zla evleni_ini, Uygurlar1n destan1 _öyle anlat1yordu: OUZ'UN, GÖÜN KIZI 0LE EVLENMES0 Ouz-Kaan bir yerde, Tanr1ya yalvar1rken, Karanl1k bast1 birden, bir 1_1k dü_tü gökten, Öyle bir 1_1kt1 ki, parlak aydan, güne_ten. Ouz-Kaan yürüdü, yak1n1na 1_11n, Gördü, oturduunu ortas1nda bir k1z1n. Bir ben vard1 ba_1nda, ate_ gibi 1_11, Çok güzel bir k1zd1 bu, sanki Kutup y1ld1z1!. Öyle güzel bir k1z ki, gülse, gök güle durur! K1z alamak istese, gök de alaya durur! Ouz k1z1 görünce, gitti akl1 beyninden, K1za vuruldu birden, sevdi k1z1 gönülden. K1zla gerdee girdi, ald1 dilediinden! Eski Türklere göre, hem gök ve hem de yer, kutsal idiler. 0ran'da ve Avrupa mitolojisinde olduu gibi, yer kötülüün ve fenal11n bir sembolü deildi. Ama gök, yerden daha önemli idi. Bu sebeple Ouz-Kaan ilk önce, gökten inen kutsal k1zla evlenmi_ti. Daha sonraki Altay efsanelerinde de, buna benzer motifler görüyoruz. "Altay dalar1n1n vadilerine s1k1_m1_ kalm1_ olan bu Türkler, büyük devlet kuramam1_lard1. Onlar1n, ne Kaanlar1 ve ne de hükümdarlar1 vard1. Bu Türkler aras1nda, kaanlar1n yerlerini, ^amanlar al1yorlard1". Çünkü, cemiyet içinde söz ve güç sahibi olanlar, ^amanlar idiler. Bu sebeple ^amanlar1n soylar1 da, eski Türk Kaanlar1 gibi kutsal ve gökten geliyorlard1. Bu efsaneye göre: "^amanlar1n atas1 olan büyük bir ^aman, gökle yerin k1z1 ile evlenmi_ ve onlardan, Altay ^amanlar1 türemi_ti. (Baz1lar1 da), gökle sular1n k1zlar1 ile evlenmi_lerdi". Bütün bunlar bize gösteriyor ki, belirli mitoloji motifleri, her bölgeye ve çaa göre dei_iyorlar; fakat ana özelliklerini kaybetmiyorlard1. Bundan sonra da Ouz-Kaan, yerin k1z1 ile evlenir. Destanlar, Ouz-Han'1n bu ikinci hatunu bulu_unu da, _öyle anlat1rlar: OUZ'UN, YER0N KIZI 0LE EVLENMES0 Ava gitmi_ti birgün, ormanda Ouz-Kaan: Gölün tam ortas1nda, bir aaç gördü yaln1z, Aac1n kouunda, oturuyordu bir k1z. Gözü gökten daha gök, sanki Tanr1 k1z1yd1, Irmak dalgas1 gibi, saçlar1 dalgal1yd1. Bir inci idi di_i, az1nda hep parlayan, Kim olsa _öyle derdi, yeryüzünde ya_ayan: "Ah! Ah! Biz ölüyoruz! Eyvah, biz ölüyoruz!" Der, ba1r1p dururdu! T1pk1 tatl1 süt gibi, ac1 k1m1z olurdu! Ouz k1z1 görünce, ba_1ndan akl1 gitti, Nedense yüreine, kordan bir ate_ girdi. Gönülden sevdi k1z1, tuttu ald1 elinden, K1zla gerdei girdi, ald1 dilediinden. "Bir gölün ortas1nda bulunan adalar", Türk mitolojisinin en önemli motiflerinden biridir. Uygurlar1n Türeyi_ efsanelerinde ise bu kutsal adac1k, iki nehrin kavu_tuu bir yerde bulunuyordu. Ouz-Han destan1ndaki K1pçak Bey'de, "Göl ortas1nda bulunan bir adac1kta aaç kovuunda domu_tu". Aaç, köklerini yerden al1yor ve kimbilir yerin ne kadar derinliklerine kadar inebiliyordu. Bu sebeple bereketin sembolü olan aaç, yerin soylar1n1 da temsil edeyordu. Destan, "ögün k1z1n1 Kutup y1ld1z1na benzetirken, yerden gelen k1z1n saçlar1n1 ise, 1rmak dalgalar1 gibi" gösteriyordu. Göün k1z1 göe, yerin k1z1 da yere benziyordu. "Müslüman Türkler, Ouz-Kaan'1 normal bir insanm1_ gibi evlendiriyorlard1": 0slâmiyeti kabul etmi_ olan Türkler ise, daha ba_ka türlü dü_ünüyorlard1. Onlar Ouz-Han'1, normal bir insan olarak kubul ediyorlar ve kendi fikrine uygun, bir k1z al1yor gibi gösteriyorlard1. Ouz-Han, iki amcas1n1n da k1z1n1 alm1_; fakat onlar1 yola getirip, müslüman edememi_ti. Bunun üzerine, her iki kar1s1n1n da yüzüne bakmam1_ ve onlara elini bile dedirmemi_ti. Üçüncü amcas1n1n k1z1, dierlerine nazaran daha çirkindi. Fakat küçüklüünden beri, Ouz-Han'1 bütün kalbi ile seviyordu. Ouz, en sonunda bu k1za getmi_, içini açm1_ ve müslüman olduu takdirde, kendisi ile evleneceini söylemi_ti. Bu teklifi çoktan beri bekleyen k1z, alayarak Ouz'a bakm1_ ve _öyle demi_ti: Ben ne Allah tan1r1m, ne de Tanr1 bilirim! Senin sözün buyruktur, hep pe_inden gelirim! Sen ne dersen o olur, ferman1ndan ç1kamam! Sen var iken ba_1mda, ba_kas1na bakamam! Ouz bunu duyunca, çok sevinmi_ ve art1k kayg1s1 dinmi_ti. Bunun üzerine k1za, Tanr1ya inanmas1n1 söyleyerek, _öyle demi_ti: Ey, sevgili hatunum! Benim ey e_siz e_im! Gönlümde ebediyen, yanacak ey ate_im! Tanr1n1n birliinde, bir defa iman getir, Sev onu! Varl11ma, seninle bir can getir. K1z Ouz Han'1n bu sözü üzerine Tanr1ya inand11n1 söyleyerek art1k müslüman olmu_tu: Sözünü kabul ettim, senin yoluna geldim! Tanr1n1n birliiyle, can1m1 sana verdim! Müslüman olan Türklerin, eski Ouz-Kaanlar1ndan ve onun destanlar1ndan vazgeçemeyerek, yeni olarak düzdükleri bu hikâyeler, asl1nda en eski Türk mitolojisinin ana çizgileriyle bir benzerlik göstermiyorlard1. Fakat ne yaps1nlar ki, onlar da müslüman olmu_lard1 ve müslümanl11, yaln1zca X. yüzy1lda deil; ta Ouz Han zaman1ndan beri tan1d1klar1n1 ve bildiklerini göstermek istiyorlard1. Müslüman tarihçiler, Ouz-Han'1n ya_ad11 çalar hakk1nda da, bize baz1 bilgiler verirler. Meselâ Hiveli me_hur Ebul Gazi Bahad1r Han'a göre Ouz-Han, zaman1m1zdan 5000 sene önce ya_am1_t1. "En önemli nokta da _u idi ki, Ebul Gazi Bahad1r Han Ouz-Han'1, 0ran'1n en eski atalar1ndan daha önceye koyuyor ve Türkleri, bir millet olarak 0ran'l1lardan daha eski tutuyordu. Bu efsaneler Türklerin, 0slâmiyeti ve Allah'1, 5000 sene önceleri ve hatta insanl11n ilk yarat1l1_ s1ralar1nda tan1d1klar1n1, söylemek istiyorlard1". Henüz daha müslümanl11n ne demek olduunu bilmeyen Türkler "Allah" sözünden habersiz idi. Eski Türk tarihçilerine göre, "Allah" sözünün manas1n1 anlamayan Türkler, Ouz-Han'1n _iir okuduunu veyahut da _ark1 söylediini zannederlermi_. Bunlar da, Müslüman Türkler taraf1ndan, bir Türk olarak uydurulmu_, düzenlenmi_ ve geni_ halk kitleleri aras1nda yay1lm1_ hikâyelerdi. Öyle anla_1l1yor ki Türkler, 0slâmiyetin öncülüünü, Araplara ve hatta Peygambere bile vermek istemiyorlard1. Bu duruma göre, "Ouz-Han Türklerin ilk ve en eski peygamberleri oluyordu. Gerçi bu da, 0slâmiyetin esaslar1na ayk1r1 idi. Fakat Türk kitlelerinin, milliyet ve üstünlük hislerini göstermesi bak1m1ndan bizler için bir önem ta_1yordu". 8. YER VE GÖK VARLIKLARININ OUZ'UN OLU OLMALARI "Gök ve yerin türlü varl1klar1, Ouz-Han'1n oullar1 oluyorlard1": Ouz-Han, "gökten bir ate_ gibi, 1_1k hâlesi içinde inen göün k1z1" ile evlendikten sonra, üç olu olmu_tu. Bu oullar1n1n adlar1, "Gün-Han", "Ay-Han" ve "Y1ld1z-Han" koymas1, bize çok _ey ifade eder. Zaten göün belli ba_l1 varl1klar1, güne_, ay ile y1ld1zlar idiler. Aaç kouunda bulduu yerin k1z1ndan da, yine üç olu oluyordu. Bunlar1n ad1n1 da "Gök-Han", "Da-Han" ve "Deniz-Han" koyuyordu. Burada Türk mitolojisi ile Türk dü_ünce düzeninin, çok önemli bir meselesi ile kar_1la_1yoruz. Yerin k1z1ndan doan çocuklardan birinin ad1 "Gök-Han" idi. Ayr1ca "Gök-Han" yerin k1z1n1n çocuklar1n1n, en büyüü idi. Yerin k1z1ndan, "Gök-Han" 1n domu_ olmas1, ilk bak1_ta bizi _a_1rt1yordu. Halbuki bu kitapta s1k s1k söylediimiz gibi gök kubbesi, asl1nda Türklerce, maddî bir varl1k gibi dü_ünülüyordu. Türkler gök kubbesini uzaydan ayr1 dü_ünüyorlard1. As1l gök, güne_ ve ay ile y1ld1zlar1n dola_t1klar1, uzay idi. Eski Göktürk kitabelerinde de söylendii gibi: Tanr1, gök ile yeri yaratt1ktan sonra, ikisi aras1nda da, insanolunu yaratm1_t1. Yer ile göü yaratan Tanr1, gök kubbesinin üstünde ve sonsuz feza içinde bulunuyordu. Eski Türkler göe, "Tengri" derlerdi. "Tengri", hem "gök" ve hem de "Yüce-Tanr1" anlam1na geliyordu. Ama onlar, gök kubbesini anlatmak isterlerken, "Kök Tengri" derler ve böylece, gök kubbesini, esas büyük Tanr1dan ay1r1rlard1. Bu çok eski Türk dü_üncesinin izlerini, Ouz destan1nda da, bulmam1z bizi sevindirmektedir. "Çünkü, Türk dü_ünce düzeni, yüzy1llar boyunca dei_memi_ ve ana çizgileriyle üç k1t'a üzerinde ya_am1_t1". Burada önümüze çok önemli bir mesele de ç1kmaktad1r: baz1lar1na göre, "Gün-Han", güne_in han1; "AY-Han" ise, ay1n han1 _eklinde aç1klanm1_t1r. Onlara göre Türkler, güne_te de bir dünyan1n olduunu dü_ünmü_ olmal1 idiler. Ouz-Han, en büyük olunu da güne_e bir Han olarak tayin etmi_ olmal1yd1. Bu dü_ünce tarz1, oldukça sakat ve yanl1_t1r. "Ouz-Han'1n oullar1 güne_in, ay1n ve y1ld1zlar1n hanlar1 deil; bilâkis güne_, ay ve y1ld1zlar1n ta kendileri idiler. Gerçi Ouz-Han, yine insanolu say1lan Türk milletinin, bir atas1 idi. Fakat Ouz destan1nda Ouz-Han, yanln1zca Türk milletini temsil etmiyor; ayn1 zamanda göün ve yerin bütün varl1klar1n1 da, kendi ad1 ve soylar1 alt1nda topluyordu. Görülüyor ki, bir efsane gibi ve Türk milletinin türeyi_i _eklinde kar_1m1za ç1kan Ouz-Kaan destan1, bütün kâinat1n kendileri idiler. Gerçi Ouz-Han, yine insanolu say1lan Türk milletinin, bir atas1 idi. Fakat Ouz destan1nda Ouz-Han, yanln1zca Türk milletini temsil etmiyor; ayn1 zamanda göün ve yerin bütün varl1klar1n1 da, kendi ad1 ve soylar1 alt1nda topluyordu. Görülüyor ki, bir efsane gibi ve Türk milletinin türeyi_i _eklinde kar_1m1za ç1kan Ouz-Kaan destan1, bütün kâinat1n olu_ ve türeyi_ mitolojisi halinde görünüyordu. 0_te Ouz-Han destan1n1n, bizce en önemli olan özellii bu idi. Sonradan bu alt1 oullar dörder oul daha türeyerek, 24 Ouz boylar1n1 meydana getireceklerdi". 9. OUZ DESTANINDA "A0LE DÜZEN0" "Ouz efsanesinde görülen aile düzeni, daha çok 'Baba ailesi' ile ilgili idi": ^imdiye kadar sosyologlar aileleri, ba_l1ca iki bölüm içinde incelemi_lerdir. 0lkel kavimlerde daha çok "Ana ailesi" görülüyordu. Fakat cemiyet ilerledikçe ve içtimaî seviye yükseldikçe "Baba ailesi" ne doru bir gidi_ vard1. Daha dorusu Ana ailesi gerilii, Baba ailesi ise, bir toplumun olgunluunu gösteriyordu. Baz1 Mool efsanelerinde, ana ailesinin izlerini görmüyor deiliz. Meselâ Cengiz-Han'1n atas1 kocas1z bir kad1n idi. Gökten inen sar1 bir köpek _eklindeki hayvandan hâmile kalm1_ ve Mool ulusunu meydana getirmi_ti. Türklerde ve Türk mitolojisinde, böyle bir "Ana-Ata" ya rastlam1yoruz. Türk mitolojisinin bütün atalar1, - hatta istisnas1z olarak - hep erkek ve büyük bahad1r idiler. Burada da, Ouz-Han'1n çocuklar1n1n hepsi, erkek olarak domu_lar ve Türk milletine birer baba olarak meydana getirmi_lerdi. ^unu da söylemekte fayda vard1r: Eski Roma'da "Baba ailesi", kay1ts1z ve _arts1z olarak, baban1n hakimiyeti alt1nda idi. Baba olunu satabilir ve öldürebilirdi. Ama Türklerde, böyle bir baba ailesi görmüyoruz. Ouz-Han babas1n1 bile, müslüman olmad1 diye öldürmü_ ve ona kar_1 gelebilmi_ti. 10. OUZ'UN TOPLUM DÜZEN0 "ZAMAN B0R0MLER0NE" GÖRE "Ouz-Han'1n oullar1 ile boylar1n1n say1lar1 birer takvim rakamlar1 idiler": Ouz destan1, eski Türk dü_ünce ve toplumunun, mant1k üzerine kurulmu_ düzenlerini göstermesi bak1m1ndan, büyük bir öneme sahiptir. Eski Türkler, 0ranl1lar veya Hintliler gibi, hesaps1z ve düzensiz dü_ünmüyorlard1. "Türk dü_üncesinin her yönü, matematik bir mant1k üzerine kurulmu_ ve bu, topluma da s1k1 bir disiplin ile benimsetilmi_ti". Ouz Han'1n alt1 olu vard1. Göün k1z1ndan doan çocuklar Boz-Ok bölümünü; yerin k1z1ndan doanlar da, Üç-Ok bölümlerini meydana getiriyorlard1. Bu yolla alt1 çocuk, ikiye bölünmü_ ve üçlü bir düzen meydana getirilmi_ti. Yani 12 saatin, 12 ay1n ve hatta 12 burcun yar1s1 olan çocuklar, yine bölümlere ayr1l1yorlar ve takvim biriminin bir çeyreini meydana getiriyorlard1. Bütün rakamlar 12 ile 24 say1lar1n1 bölen, birimler idiler. Asl1nda eski Türklerde çou zaman bir sene 12 ay deil; 24 ay idi. Bu da ay1n, onbe_ günlük devrelerine göre hesaplan1yordu. Nitekim Ouz Han'1n da 24 torunu vard1. Eski Çin takviminde üç, alt1, on iki ve yirmi dört rakamlar1 yaln1z bir zaman birimi olarak deil; ayn1 zamanda kutsal say1lar olarak da, büyük bir öneme sahip idiler. Eski Çin'de, "zaman ve mekân birimleri", birbirine uyduruluyor ve zamanla mekân aras1nda, bir birlik meydana getiriliyordu. 12 ay ve 24 saat, Çin imparatorluu içinde de, 12 eyâlet ile 24 vilâyetin meydana gelmesini gerektiriyordu. Bunlar1 söylemekle Türkler, Ouz Kaan destan1n1, Çin dü_üncesine göre düzenlemi_lerdir, demek istemiyoruz. Türklerin de kendilerine göre bir takvimi vard1; Çinlilerin de. Asl1nda Türk takvimi, zaman zaman Çin'e tesir etmi_ ve Çin kültüründe de büyük bir önem kazanm1_t1. Fakat mitoloji tetkiklerinde, ba_l1ca problemlerin daha iyi anla_1labilmesi için, mukayeseli ara_t1rmalar yapmak ve örnekler vermek, çok faydalad1r. "Ouz Han destan1ndaki 'takvim rakamlar1', Türk devlet te_kilât1 ile ordu düzeninde de görülüyordu": Ouz destan1, yüzy1llar ve hatta biny1llar boyunca, Türk halklar1 taraf1ndan söylenmi_ ve anlat1lm1_, uydurma bir masal deildi: "Onu meydana getiren dü_ünce düzeni, yaln1zca Türklerin gönüllerinde ve kalplerinde ya_amam1_; ayn1 zamanda, topluma düzen ve disiplin veren bir ilham kayna1 halinde devam etmi_ti". Meselâ Büyük Hun imparatoru Mete'nin ordusu, 24 tümenden meydana geliyordu. Bu 24 tümen, 6 kö_eye bal1 idi. T1pk1 Ouz Han'1n 6 olu gibi. Bu 6 kö_e de, ikiye ayr1l1yorlard1. "Sa" ve "Sol" adlar ile, imparatorluun "Dou" ile "Bat1" yönlerini, aralar1nda bölmü_ bulunuyorlard1. Atilla'n1n Macaristanda büyük bir imparatorluk kurmas1, düzenli ve disiplinli ordular1 ile deh_et vermesi, Avrupal1lar1n toplum düzenlerinde de, yeni yeni dei_iklikler meydana getirmi_ti. Birçok Cermenler, Atilla'n1n emrinde çal1_m1_lar ve Atilla Hunlar1ndan, pek çok _ey örenmi_lerdi. Atilla, M.S. 450 de ölüp gitmi_ti. Fakat O'nun ad1, Cermen ve 0skandinav efsanelerinden, yüzy1llar boyunca silinmemi_ti. Hep, Atilla'n1n harplerinden ve ordu düzeninden, bahsedilir olmu_tu. Bu zaman kadar "yüzlük", "binlik" ve "Onbinlik", ordu birimlerini bilmeyen Cermen'ler, Atilla'n1n ölümünden sonra, yaln1z kendi ordular1n1 deil; köy ve _ehirlerini bile, bu prensiplere göre düzenlediler. Atilla'n1n ordular1ndan bahseden 0skandinav efsaneleri, O'nun 24 tümeninden ve 6 ordusundan söz aç1yorlard1. T1pk1 Ouz Han'1n 6 olu ve 24 torunu gibi, bütün bunlar bize gösteriyor ki, "Ouz Kaan destan1 zihinlerde ve hayallerde yarat1lm1_ bir hikâye deil; Türk toplumunu anlatan ve yans1tan bilgiler idiler". 11. TÜRK DEVLET0 DÜNYA DEVLET0 0D0 "Eski Türkler yeryüzünü bir Türk devleti, Ouz Kaan1 da bütün insanl11n bir hükümdar1 olarak dü_ünüyorlard1": Ouz Han, 6 olunu toplam1_ ve onlara, birçok öütler vermi_ti. Bundan sonra beyleri ile, milletini de biraraya getirerek, büyük _ölenler ile ziyaretler verdiini de görüyoruz. Eski Türk Kaanlar1, sava_lardan önce ve sonra bütün milleti toplar ve onlara, büyük ziyaretler verirlerdi. Bu toplant1lar ayn1 zamanda, birer "kurultay" ve "dan1_ma" toplant1lar1 idiler. Uygurlar1n Ouz destan1na göre, Ouz-Han konu_maa ba_lam1_ ve kendi devletini tarif etmi_ti. O'na göre: "Yukar1da gök, kendi devletinin bir çad1r1 gibi idi. Güne_ de Ouz-Kaan devletinin bir bayra1 olacakt1". Zaten eski Göktürk yaz1tlar1 da öyle diyorlard1: "Yukar1daki mavi gök, a_a1daki ya1z yer yarat1ld11nda ikisi aras1nda da insanolu yarat1lm1_ insanolunun üzerine de, atalar1m1z Bum1n-Kaan ile 0stemi-Kaan, Han olarak oturmu_lar". Göktürk devletini kuran Bum1n ve 0stemi-Kaan, yaln1zca Türk milletinin deil; gök ile yer aras1nda ya_ayan, bütün insanl11n hükümdarlar1 idiler. Onlar, bu tahta Tanr1 taraf1ndan oturtulmu_ ve bütün yeryüzünü idare etme yarl11 da, yine Tanr1 taraf1ndan onlara verilmi_ti. Bu fikir, Türklerin yaln1zca devlet idare etme dü_üncelerinde deil; Türk dininin çok eski prensipleri içinde de bulunuyordu. Büyük Hun Devleti ile, daha sonraki Türk devletlerinde, bu dü_üncenin türlü ve say1s1z örneklerini bulabiliyoruz. "Ouz-Kaan'1n ak1nlar1, sonraki Türkler taraf1ndan, kendi bilgilerine göre, ilâve edilmi_ bölümlerdi": ^imdiye kadar sözünü ettiimiz konular, Ouz-Kaan destan1n1n esas1n1 meydana getiren bölümlerdi. Art1k bundan sonra, Ouz Han'1n ak1nlar1ndan söz aç1l1r ve nereleri zaptettii, geni_ olarak anlat1lmaa çal1_1l1r. Uygurlar, Ouz-Kaan'a, kendi bildikleri memleketleri ak1nlar yapt1r1rlar ve oralar1 ald1r1rlard1. Uygurlar, 0ran ve Hindistan bölgelerini çok iyi tan1m1yorlard1. Güney Rusya Türkleri hakk1nda da pek fazla bilgileri yoktu. Cengiz-Han imparatorluu kurulunca, âdeta bütün imparatorluk içinde, Ouz-Kaan destan1n1 yazmak ve söylemek bir moda haline gelmi_ti. Bu sebeple, çok daha geni_ ve büyük Ouz-Kaan destanlar1n1n yaz1lmaya ba_land1klar1n1 görüyoruz. Cengiz-Han 0mparatorluu, Anadolu dahil, Macaristan ovalar1ndan Japonya'ya ve daha güneyde de, Endenozya'ya kadar uzan1yordu. Bu sebeple, ayn1 çada ya_ayan Türkler ve 0ranl1 yazarlar, bu bölgeler hakk1nda, gayet geni_ bilgilere sahip idiler. Bu çada Ouz-Han, art1k Cengiz-Han'1n yerine konmu_tu. Cengiz-Han nerelere gidip, zaptetmi_ ise, Ouz-Han'a da, O'nun gibi ak1nlar yapt1r1lm1_t1. Cengiz-Han gençliinde ak1ll1 bir e_kiyadan ba_ka bir kimse deildi. Yol kesmek, haraç almak ve para toplamak, O'nun en ileri gelen özelliklerinden biri idi. Bu sebeple geni_ bölgeler elde edip, büyük bir devlet kurduktan sonra, gençliindeki haraç sistemini, yeni imparatorluuna da uygulam1_ ve buna göre, bir idare düzeni meydana getirmi_ti. Cengiz-Han her_eyden önce, bir memleketin vergilerinin toplanmas1na önem verir ve memurlar1n1, bu amaca uygun olarak tayin ederdi. Cengiz-Han ça1ndaki Ouz-Kaan destanlar1nda art1k Ouz Kaan dei_mi_ti. Zaptettii yerlere vergi memurlar1 gönderiyor ve al1nan vergileri de, t1pk1 Cengiz-Han gibi, gözden geçiriyordu. Asl1nda ise, eski Türk devletlerinin te_kilât1 ile, Cengiz-Han'1n kurduu bu yeni düzen aras1nda, büyük ayr1l1klar vard1. Hiç _üphe yok ki, eski Türk Kaanlar1 da, zaptettikleri yeni memleketlerden gelecek vergilere, büyük önem veriyorlard1. Fakat devletin idaresinde, hakim olan tek ve en önemli prensip, vergi toplamak deildi. Nitekim Uygurlar1n Ouz-Kaan destan1 daha çok eski Türk devlet te_kilât1n1 and1ran bir _ekilde konu_uyor ve eski Türk kaanlar1n1n, gerçek dü_üncelerini yans1t1yordu. 12. OUZ KAAN DESTANININ EN ESK0 BÖLÜMLER0 "Araban1n icâd1": Göktürklerin türeyi_leri ile ilgili efsanelerde, ate_ gibi insanl1a faydal1 olan _eyleri icâd eden atalardan, söz aç1l1yor ve bunlara büyük bir önem veriliyordu. Zaten ate_, tuz, araba v.s. gibi, insanl11n geli_mesine yard1m etmi_ unsurlarla aletlerin icadlar1, bütün dünya mitolojilerinde, en eski ve öz kal1nt1lar olarak kabul edilmi_lerdir. Türklerin Kangl1 boyu, tarih boyunca büyük bir _öhret yapm1_ ve Türk kavimleri aras1nda, önemli bir yer tutmu_tu. 0lk bak1_ta Kangl1 sözü, bir nevi bizim kan1, yani "kan1 arabas1" deyimini and1r1yordu. Bütün mitolojilerde olduu gibi, Türk Mitolojisinde de, sözlerin d1_ görünü_lerine göre, baz1 benze_tirmeler yap1lm1_t1r. Bu sebeple Ouz Kaan destan1nda, kan1 arabas1n1n icâd1ndan söz aç1l1rken, Kangl1 boyu ile bir ilgi kurulmu_tu. Uygur Türkçesi ile yaz1lan Ouz destan1nda, Kan1'n1n icâd edili_i, _öyle anlat1l1yordu: Çürced Kaan'1 ald1, halk1yla ulusunu, Yoketmek için geldi, Ouz-Han ulusunu. Ba_geldi Ouz-Kaan, basd1 Çürced Han1'n1, Ok ile k1l1ç ile, döktü dü_man kan1n1. Ouz öldürdü onu, kesti hemen ba_1n1, Böldü ganimetleri, tâbi k1ld1 halk1n1. Ouz'un askerleri, beyleri bütün halk1, Dü_manda ne bulursa, toplay1p hep tüm ald1. Atlar ile öküzler, kat1rlar az gelmi_ti. Y11lm1_ yükler ise, ta dalar1 geçmi_ti. Ouz'un bir eri vard1, ak1ll1 tecrübeli, Barmakl11-Çosun-Billig, yatk1nd1 i_e eli. Bir kan1 arabas1, yap1p koydu içine, Ouz'un bu ustas1, devam etti i_ine. Kan1y1 çekmek için, canl1 öne ko_uldu, Cans1z al1nt1lar da, üzerine konuldu. Ouz'un beyleriyle, halk1 _a_t1lar buna, Onlar da kan1 yapt1, özenmi_lerdi ona. Kan1lar yürür iken, derlerdi: "Kana! Kana!" Bunun için de dendi, art1k bu halka "Kana". Ouz bunu görünce, güldü kahkaha ile, Dedi: "- Cans1z1 çeksin, canl1lar Kana ile!" "Ad1n1z Kanalu olsun, beleniz de araba!" B1rakt1 onlar1 da, gitti ba_ka tarafa. Ouz-Kaan, Mançurya Bölgesindeki kavimlere ak1n yapt11nda, çok mal elde etmi_; fakat bunlar1, atlarla ta_1yamam1_t1. Bunun üzerine, Ouz-Kaan'1n ak1ll1 beylerinden birisi, bir araba yaparak, mallar1n hepsini arabalara doldurmu_ ve Ouz-Kaan'1n yurduna kadar ta_1m1_t1. Ouz-Kaan, böyle yeni bir icâd1 görünce, çok sevinmi_ ve bu beyinin soyundan gelen boylara da "Kangal1" yani "Kan1l1" ad1n1 vermi_ti. Tabiî olarak bu, nihayet bir efsane ile sözlerin benze_tirilmesinden ba_ka bir _ey deildi. Türkler çok eski çalarda, tekerlek ile arabay1 icâd ederek kullanm1_lard1. Çok eski çalarda herhalde, "Kangl1" kavim ad1 da vard1. Fakat kendileri, henüz daha ortada yok idiler. Çünkü Türk boylar1, zaman zaman çoald1kça bölünüyorlar ve eski adlar alarak, yeniden ortaya ç1k1yorlard1. M.S.V. yüzy1lda, Ortaasya tarihinde önemli bir rol oynayan baz1 Türk kavimlerine Çinliler, "Yüksek arabal1 kavimler" ad1n1 veriyorlard1. Çinlilerin bunlara, Yüksek arabal1" demelerinin sebebi, herhalde onlar1n arabalar1n1n yüksek, yani tekerleklerinin büyük olmas1ndan ileri geliyordu. Çin tarihleri, kendilerine benzeyen kavimlerden ve e_yalardan söz açmazlard1. Öyle anla_1l1yor ki, Türklerin bu arabalar1, Çin'de kullan1lan arabalara nazaran, çok daha büyük ve yüksek idiler. "Büyük tekerlekli arabalar birçok bak1mlardan faydal1 ve elveri_li idiler". Çamurlu bölgelerde ve engebeli arazilerde, büyük tekerlekli arabalar1 kullanmak, daha kolay oluyordu. Eski Türkler çad1rlar1n1 yaln1zca yere kurmaz, ayn1 zamanda arabalar üzerine de oturturlard1. Bu arabalar, ak1nlarda da ordular1n pe_inden ayr1lmazlard1. Ouz-Kaan destan1nda da görüldüü gibi, harbe giden Türk ordular1n1n arkas1ndan, aileleri ta_1yan arabalar ve kervanlar da yürürlerdi. Ouz-Kaan destan1na göre böyle ordu düzenleri, yaln1zca çok eski çalarda görülüyordu. Bununla beraber, daha sonraki çalarda, meselâ Göktürk ve hatta Cengiz-Han ak1nlar1nda bile hatunlar, Hakanlar ile beylerin arkalar1ndan gelirlerdi. "Türkler ilk geminin yap1l1_1": Ouz-Han'1n bir beyi, 0til, yani Volga nehrini geçerken kendisine bir kay1k yapm1_t1. Bu kay1k veya gemi sayesinde, Ouz-Han'1n ordular1 nehrin kar_1 k1y1s1na geçerek, dü_man1 malûp etmi_lerdi. Kay11 icâd etme motifi de, her halde Türk mitolojisinin, en eski kal1n1t1lar1ndan biri olsa gerektir. Eski Türkler, denizci bir millet deillerdi. Bununla beraber kendi ülkelerinde de, birçok geni_ nehirler ile göller bulunuyordu. Uygur türkçesi ile yaz1lm1_ Ouz Kaan destan1, Türklerin gemi veya sal1 icâd etmelerini _öyle anlat1yordu: 0dil adl1 bu 1rmak, çok çok büyük bir suydu, Ouz bakt1 bir suya, bir de beylere sordu: "- Bu 0dil sular1n1, nas1l geçeceiz, biz?" Orduda bir bey vard1, Ouz Han'a çöktü diz. Ulu-Ordu-Be derler, çok ak1ll1 bir erdi, Bu yönde Ouz Han'a yerince ak1l verdi. Bakt1 ki yerde bu be, çok aaç var çok da dal, Kesti biçti dallar1, kendine yapt1 bir Sal. Aaç sala yatarak, geçti 0dil nehrini, Çok sevindi Ouz-Han, buyurdu _u emrini: "- Kal1ver sen burada, halk1na oluver bey! "Ben dedim öyle olsun, densin sana K1pçak-Be!" Tabiî olarak dier Ouz destanlar1nda, K1pçak-Be'in dou_u ve bey olu_u daha ba_ka türlü anlat1lmaktad1r. "Dünyam1za souk rüzgârlar gönderen 'Buz-Da1' motifi, Ouz destan1nda da görülüyordu": Karluk Türklerinin meydana geli_leri ile ilgili bölüm de, baz1 önemli meselelerle kar_1la_1yoruz. Uygur türkçesi ile yaz1lm1_ Ouz destan1nda, Karluk Türklerinin ortaya ç1k1_lar1 _öyle anlat1l1yordu: Ouz-Kaan bakt1 ki, erkek kurt önler gider, Ordunun öncüleri, Gökkurt'u gözler gider, Görünce Ouz bunu, ne çok sevinmi_ idi, Alaca ayg1r1n1, çabucak binmi_ idi. Apalaca ayg1r1, Ouz severdi özden, Ama at daa kaçt1, kaybolup gitti gözden, Bu da buzlarla kapl1, çok büyük bir da idi, Souun _iddetinden, ba_1 da ap a idi. Çok cesur çok alp bir bey, ordu içinde vard1, Ne Tanr1 ne ^eytandan, korku içinde vard1. Ne yorgunluk ne souk, eri_mez idi ona, Bu bey dalara girdi, dokuz gün erdi sona. Ayg1r1 yakalad1, memnun etti Ouz'u, Atamad1 üstünden, dalardaki souu. Olmu_tu kardan adam, kar ile sar1lm1_t1, Ouz onu görünce, gülerek kat1lm1_t1. Dedi: "Ba_ ol beylere, art1k sende burda kal! "Sana Karluk diyeyim, ölümsüz ad1n1 al! Çok mücevher, çok alt1n, hediye etti ona, Bir bey yapt1 Karluk'u, devam etti yoluna. Eski Türk Kaanlar1n1n atlar1, büyük bir önem ta_1rlard1. Türk tarihinde, 60 veya 100 kilometre ko_an, Mete'nin at1 gibi efsanelemi_ birçok atlara da rastl1yoruz. Elbette ki Ouz-Kaan, kaçak at1n1 orada b1rak1p gidemezdi. Ama, o nas1l bir att1 ki, buzlarla örtülü büyük bir da içine kaçm1_ ve pe_indekileri de günlerce ura_t1rm1_t1. Onu yakalay1p getiren insanlar bile, ba_tan a_a1ya kadar kardan bir adama dönmü_lerdi. Ouz-Kaan destanlar1nda bu daa, "Muz-Tak", yani "Buz-Da1" ad1 veriliyordu. At1 dada bulup getiren bey de, kardan bir adam _ekline girdii için, Ouz Kaan taraf1ndan "Karluk yani Karl1k" ad1 ile adland1r1lm1_t1. Sonraki güçlü ve _öhretli Karluk kabileleri, bu adam1n soyundan geleceklerdi. Eski Altay efsanelerine bir göz att11m1z zaman da, böyle Buz dalar1n1 Türk Mitolojisi içinde görebiliyoruz. Altay Türklerine göre, Kuzeyden esen souk ve buzlu rüzgârlar1n1n geldikleri bir da vard1. Altay Türkleri, souk kuzey rüzgârlar1n1n, "Muz-Tak"adl1 buzlarla kapl1 bir "Buz-Da1" ndan geldiine inan1yorlard1. Bu Buz Da1 dünyan1n kuzeyini ba_tan ba_a kaplam1_t1. Buz da1n1n üzerinde de, yine "Buz" ad1 ile adland1r1lan, büyük devler ya_1yorlard1. 0lk bak1_ta, Altay efsanelerindeki Buz Da1 motifleri, Himalaya dalar1 ile kar adamlar1 efsaneleri hat1rlat1r gibi idiler. Ama Türk Mitolojisindeki Buz Dalar1 herhalde yerli olarak, Türklerin zihinlerinden domu_ ve nihayet insan dü_üncesinin, bir gerei gibi olu_mu_ ve geli_mi_ olmal1yd1lar. Bunlar1 söylemekle, Ouz-Kaan destan1ndaki, "Buz-Da" 1n Altay efsanelerindeki Buz-Da1 ile ayn1 olduunu ifade etmek istemiyoruz. Gerçi daha sonraki "Boz-Ok" Ouzlar1n1n yurtlar1nda da, "Buz-Da" ad1n1 ta_1yan baz1 dalar vard1. Ama mitoloji incelemeleri yapan bir kimsenin, dier efsaneleri de gözönünde tutarak, kar_1la_t1rmalar yapmas1, zorunlu görünmelidir. Eski Ouz yurdunda da Buz-Dalar1 olabilirdi. Fakat bu dalar, ne de olsa insanlar1n zihinlerinde, efsanele_mi_ ve gerçek mahiyetlerini kaybetmi_lerdi. 13. OUZ DESTANINDA "KÖPEK BA^LI" 0NSANLAR Ouz Kaan destanlar1n1n önemli bir bölümü de, "Köpek ba_l1 insanlar"1n ülkelerine yap1lan ak1nlard1. Türkler bu kavimlere, "0t-Barak" ad1 veriyorlard1. "0t" sözü, eski Türklerde de, köpek anlam1na geliyordu. "Barak da, bir nevi köpekdi". Baz1lar1na göre, "Siyah ve tüylü bir köpek cinsi" idi. Fakat bu köpek de, herhalde ba_lang1çlarda, efsanevi bir köpek olmal1 idi. Ouz Kaan destanlar1na göre, "0t Barak'lar1n memleketi, kuzey-bat1ya doru uzanan, karanl1k ülkeleri içindeydi. Ouz-Han, '0t-Barak' lara kar_1 bir ak1n yapm1_; fakat malûp olarak, dalar aras1ndaki bir nehrin ortas1nda bulunan, küçük bir adac1a s11nmak zorunda kalm1_t1. Bu adac1kta, sava_ta ölen askerlerinden birinin kar1s1 da, bir çocuk dourmak zorunda kalm1_t1. Fakat buraya s11nan Ouz Han'1n, ne bir çad1r1 ve ne de bir evi vard1. Kad1n, aaç kouuna girmi_ ve orada çocuunu dourmak zorunda kalm1_t1. Ouz-Kaan, kad1n1n esenlikle doum yapmas1na sevinmi_ ve çocua da, K1pçak ad1n1 vermi_ti". Eski Türk efsanelerine göre "K1pçak" sözü, "aaç kouu" anlam1na geliyordu. Bildiimiz üzere "K1pçak" lar, Altay dalar1n1n bat1s1ndan, ta Güney Rusya içlerine kadar uzanan, büyük Türk kitleleri idiler. Herhalde K1pçak sözü de, çok eski çalardan beri meydana gelmi_, bir kavim ad1 olmal1yd1. Fakat Türk destanlar1n1 yazanlar, K1pçak'la "aaç kouu" aras1nda bir benzerlik bulmu_lar ve bu yolla, K1pçak Türklerinin türeyi_lerini anlatmak istemi_lerdi. Az önce de söylediimiz gibi, "Ouz-Kaan, ikinci kar1s1n1 bir göl ortas1nda bulunan küçük bir adac1ktaki aaç kouunda bulmu_tu". Uygurlar1n türeyi_ efsanesinde de, "Eski Uygur atalar1, iki nehir ortas1nda bulunan bir odac1ktaki, kay1n aac1ndan" domu_lard1. Bu örneklerden de kolayca anla_1l1yor ki, bir tarih olay1 gibi gösterilen bu ak1nlarda, Türk mitolojisinin çok eski ve mü_terek motifleri, s1k s1k görülebiliyorlard1: Türkler "Barak" derlerdi, Kara tüylü köpee, Böyle ad verirlerdi, büyük soylu köpee. ,Asl1nda efsaneler, bir köpek anarlard1. Onu da köpeklerin, atas1 sayarlard1. Bu köpek soylu idi, çok büyük boylu idi, Av çoban köpekleri, hep onun olu idi. Kuzey-bat1 Asya'da güya "0t-Barak" vard1, Türklerse 0ç Asya'da, onlara uzaklard1. Ba_lar1 köpek imi_, vücutlar1 insanm1_, Renkleriyse karaym1_, sanki Kara ^eytanm1_. Kad1nlar1 güzelmi_, Türklerden kaçmaz imi_, 0lâç sürünürlermi_, ok m1zrak batmaz imi_. Destanda denilmi_ ki, Ouz-Han yenilmi_ti, Bir adaya s11n1p toplan1p derilmi_ti. On yedi sene sonra, Ouz onlar1 yendi. Kad1nlar yard1m etti, orada sava_ dindi. Ouz bu bölgeleri, "K1pçak-Be" e il verdi, Bunun için Türkler de, oraya "K1pçak" derdi. Gerçi, bu efsane idi. Fakat içinde tarih olaylar1 da yatmaktayd1. Öyle anla_1l1yor ki, bu bölgedeki güzel kad1nlar1 Türkler alm1_lar ve onlardan da, yeni bir nesil meydana getirmi_lerdi. Belik K1pça1n annesi de, güzel bir 0t-Barak kad1n1ndan ba_ka bir kimse deildi. Sonradan K1pçak, Ouz-Kaan taraf1ndan bu bölgelere tayin edilmi_ ve kuzey ülkeleri, hep onun soylar1 taraf1nda idare edilmi_ti. "K1pçak'lar da türkçe konu_uyorlar ve Türk kültürüne sahip idiler". Fakat Ouz destan1, K1pça1 Ouz-Han'1n soyundan deil, nihayet askerlerinden birisinin neslinden getiriyordu. K1pçak kuzeylere gitmi_, orada soylar1 türemi_ ve yerlilerle kar1_arak, yeni akraba. Bir Türk kavmi meydana getirmi_ti. "Köpekba_l1 insanlara Avrupa ve Hint mitoloilerinde de rastlan1yordu". Eski Yunan mitolojisinde de, köpek ba_l1 insanlarla ilgili, birçok efsanelere rastl1yoruz. Daha sonraki Avrupa mitoloji de, köpek ba_l1 insanlara, zaman zaman yer vermi_ti. Avrupal1lar, bu köpek ba_l1 kavme, "Borus" ad1n1 veriyor ve onlar1n, bugünkü Finlandiya ile Rusya'n1n kuzey k1s1mlar1nda ya_ad1klar1n1 söylüyorlard1. Ouz-Kaan destan1ndaki "0t-Barak" lar da a_a1 yukar1, ayn1 bölgelerde idiler. Bu bak1mdan, Avrupa ve Yunan Mitolojisi ile Türk Mitolojisi aras1nda, bir benzerlik ve bir ba meydana gelmektedir. Köpek ba_l1 insanlar motifi, herhalde Türkler aras1na, d1_ar1dan gelmi_ bir efsane olmal1 idi. Fakat Türkler, köpee önem vermezlerdi. Köpek, Türklere göre, a_a1 bir hayvand1, bunun için de Türk Mitolojisi, köpek ba_l1 insanlar1 daima küçük görmü_tü. Köpek ba_l1 insanlarla ilgili efsaneleri, Hindistan'da ve güney bölgelerinde de görüyoruz. Hint Mitolojisi zaman zaman, köpee daha fazla önem vermi_ti. Bu sebeple Hindistan'daki köpek ba_l1 insanlar, a_a1 bir s1n1f1 deil; soylu Hintlileri temsil ediyorlard1. Motifin, eski Yunan'da ve Avrupa'da görülmü_ olmas1na ramen, Türklerde de bunlar1n benzer _ekillerini görmüyor deiliz. Meselâ Dou Göktürk devletinin önemli bir bölümünü meydana getiren. Tardu_ Türklerinin atalar1 da, "Ba_1 kurt ve vücudu insan olan" bir kimse idi. " Köpek ba_l1 insanlara, Çin efsanelerinde de büyük bir yer verilmi_ti. Çin'in kuzeyinde ve Mançurya'da oturan baz1 kavimler Çinlilere göre köpek ba_l1 idiler. Bu efsaneler Çin'de, çok daha eski çalarda ba_lam1_t1. Hatta diyebiliriz ki, Çin'in köpek bal1 efsaneleri, Yunanistan'daki efsanelere nazaran daha eski idiler". Mançurya'n1n kuzeyinde oturan iptidaî Moollar, köpee büyük bir önem verirlerdi. Onlarca köpek, hem kutsal ve hem de kendi milletlerinin atas1 idi. Bu sebeple Ouz-Kaan destan1na köpek ba_l1 insanlar motifinin, Çin'den mi, yoksa Avrupa'dan m1 geldiini, kolayca kestirmek mümkün olamamaktad1r. Cengiz-Han devrinde yaz1lm1_ olan Ouz destanlar1, daha çok Bat1 ile ilgileri olan yazarlar taraf1ndan kaleme al1nm1_lard1. Bu sebeple Ouz destanlar1nda köpek ba_l1 insanlar, Kuzey Rusya ile Finlandiya'da gösteriliyorlard1. Elimizde bu konu ile ilgili, daha eski kaynaklar1m1z maalesef yoktur. Buna ramen, eski Türk destanlar1nda, güya Kuzey Mançurya'da ya_ayan "Köpek ba_l1" insanlardan da söz aç1l1yordu. 14. "ALTIN YAY" VE "ÜÇ GÜMÜ^ OK" "Ouz-Kaan'1n alt1 olu hükümdarl1k sembolü olan, 'alt1n bir yay" ile ""üç gümü_ ok"u, avda bulup getirmi_lerdi": Alt1ndan yap1lm1_ bir yay ile üç gümü_ okun, Ouz'un oullar1 taraf1ndan bulunu_u, hemen hemen bütün Ouz destanlar1nda yer almaktad1r. Tabiî olarak, ayr1 yer ve zamanlarda yaz1lm1_ olan Ouz destanlar1nda, bu konuda da ufak dei_iklikler görmüyor deiliz. Uygur türkçesi ile yaz1lm1_ Ouz destan1, yayla oklar1n daha önce, rüyada görüldüklerini yaz1yordu. Bu çok güzel olay, _öyle olmu_tu: Söz d1_1nda kalmas1n, bilsin herkes bu i_i, Ouz-Kaan yan1nda, vard1 bir koca ki_i, Sakal1 ak, saç1 boz, çok uzun tecrübeli. Soylu bir insan idi, ak1ll1 dü_ünceli. Ünvan1 Tü_imeldi, yani Kaan veziri, "Ulu Türük" dü ad1, Ouz'un seçme eri. Alt1ndan bir yay gördü, uyur iken uykuda, Yay1n bulunuyordu, üç gümü_ten oku da. Ta doudan bat1ya, alt1n yay uzanm1_t1, Üç gümü_ ok kuzeye, sanki kanatlanm1_t1. Anlatt1 Ouz-Han'a, uyan1nca uykudan, Rüyay1 tabir etti, içindeki duygudan, Dedi: "Bu dü_üm sana, dirlik düzenlik versin! "Hakan1ma in_allah, birlik güvenlik versin! "Rüyada ne gördüysem, Gök Tanr1'n1n sözüyle, "Seni de öyle yaps1n, Tanr1 kutsal özüyle! "Yeryüzü hep insanla, dolup ta_ar boyuna, "Tanr1m! Ba1_lay1ver! Ouz-Kaan soyuna!" Eski tarih kaynaklar1na göre ise olay _öyle olmu_tu: "Ouz-Han'1n alt1 olu bozk1rlarda avlan1rlarken, tesadüfen bir alt1n yay ile üç gümü_ ok bulmu_lar ve bunlar1 babalar1na getirmi_lerdi". Ouz destanlar1n1n en son metinlerinden biri say1lan, Hive'nin me_hur Türk han1 Ebülgazi Bahad1r Han'1n eserinde ise durum _öyle anlat1l1yordu: "Ouz-Kaan bir vezirine, alt1n bir yay ile üç gümü_ ok vermi_ ve bunlar1n ayr1 ayr1 yerlerde, bozk1rlar içine, yar1ya kadar gömülmesini emretmi_ti. Bey, Ouz-Kaan'1n emrini yerine getirerek yay1, bat1daki bir bölgeye ve üç gümü_ oku da douda yar1 yerlerine kadar gömerek, gelmi_ti. Bundan sonra Ouz-Kaan göün k1z1ndan doan üç olunu, yani Gün-Han, Ay-Han ve Y1ld1z-Han'1 bat1ya göndermi_ti. Yerin k1z1ndan doan üç olunu, yani Gök Da ve Deniz Hanlar1 da, avlanmak için, douya göndermi_ti. Bat1da ve douda avlanan çocuklar, yay ile oklar1 bularak sevinmi_ler ve hemen onlar1 babalar1na götürmü_lerdi. Ouz-Han, alt1n yay1 bulan çocuklar1n1, Bat1 ülkelerine tayin etmi_ ve gümü_ oklar1 bulanlar1 da Dou bölgelerine vermi_ti". Ouz-Han'1n beyini göndererek, yay ile oklar1 yar1 yerlerine kadar topraa gömdermesi, ba_ka hiçbir kaynakta görülmemektedir. Bu bak1mdan böyle bir olay1n, sonradan uydurulmu_ olmas1, ilk bak1_ta akla çok uygun gelmektedir. Fakat Türk mitolojisinin dier motiflerini de hat1rlay1nca, bu olay üzerine önem vermeden geçmek, mümkün olmamaktad1r. Çok eski bir efsanedir: "Atilla'n1n çobanlar1ndan birisi, günün birinde bir s11r1n, aya1n1n kanad11n1 hayretle görmü_. Acaba s11r1n aya1n1 böyle ne kesti diye ara_t1r1rken, yere saplanm1_ bir k1l1ç bulmu_. Sap1ndan yere saplanm1_ olan bu k1l1c1 topraktan ç1kararak, Atilla'ya getirmi_. Atilla'n1n etraf1ndakiler bunu görünce çok sevinmi_ler ve bu k1l1c1n, Tanr1n1n k1l1c1 olduunu söylemi_ler. Ayr1ca, bu k1l1c1 elde eden hükümdar1n da, yaryüzüne hâkim olaca1n1 ifade etmi_ler". Gerçi bu hikâye, 0skitler ça1nda da görülen bir efsane motifidir. Fakat Bat1 bölgelerini ellerinde tutacak olan Ouz-Han'1n oullar1n1n, yere gömülü alt1n bir yay bulmalar1, da, herhalde Ebül Gazi Bahad1r Han taraf1ndan uydurulmu_ bir efsane motifi olmasa gerekti. "Atilla'n1n k1l1c1" gibi, Ouz-Kaan'1n oullar1n1n bulduklar1 "Alt1n Yay" ile "Üç gümü_ ok" da, Tanr1 taraf1ndan gönderilmi_ bir hakanl1k sembolü gibi dü_ünülüyordu. Ouz-Kaan'1n vezirinin, az önce bu konu ile ilgili olarak nas1l bir rüya gördüünü okumu_tuk. ^imdi yine Uygur türkçesi ile yaz1lm1_ Ouz destan1ndan, bu yay ile oklar1n nas1l bulunduklar1n1 okuyal1m: Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri, Ça1rtarak getirtti, kendinden küçükleri, Dedi: "- Hey! Gönlüm benim" Avlansana hayd1 der! "0htiyarl1k ba_a geldi, cesaretin hani der! "Gün, Ay, ve Y1ld1z sizler, gidin gündousuna, "Gök, Da ve Deniz siz de, gidin günbat1s1na!" "Ouz-Han oullar1, bunu hemen duyunca, Gitti üçü douya, üçü bat1 boyunca. Av avlay1p, ku_ ku_layan, Gün ile Y1ld1z ve Ay, Buldular yolda birden, som alt1ndan tam bir yay. Sundular Ouz-Han'a, Han sevindi hem güldü, Ald1 bu alt1n yay1, k1rarak üçe böldü. Dedi: "-Ey, oullar1m! Kullan1n bir yay gibi! "Oklar1m1z eri_sin, göe de bu yay gibi!" Av avlay1p ku_ ku_layan, Da ile Deniz ve Gök, Buldular yolda birden, som gümü_ten tam üç ok, Sundular Ouz-Han'a, Han sevindi hem güldü. Ald1 üç gümü_ oku, oullar1na böldü. Dedi: "- Ey, oullar1m! Sizlerin olsun bu ok, "Yay atm1_t1 onlar1, olun siz de birer ok!" Yay Türklerde bir hakimiyet sembolü idi. Hatta Büyük Selçuklu devletinin sembolü de, bir yaydan ba_ka bir _ey deildi. Fakat Ouz Kaan destan1ndaki alt1n yay, gökyüzünü ba_tan ba_a kapl1yordu. Burada yay, bir devletin deil; daha çok gökyüzünün bir sembolü halinde idi. Gerçekten de Türkler, zaman zaman yay1 gökyüzünün bir sembolü olarak görmü_lerdi. Onlara göre "ebe ku_a1" da, Tanr1n1n bir yay1 gibi idi. Türlü renklerle bezenmi_ olan "ebe ku_a1", gerçekten de alt1n bir yay1 and1r1yordu. Daha sonraki motifleri de, kesin olmamakla beraber bir aç1klama dönemesine tabî tutmak, henüz daha hiçbir _ey bilmediimiz bu konular için faydal1 olacakt1r. Daha gerçekçi Ouz destanlar1na göre: "Ouz Kaan alt1n yay1, üç büyük oluna vermi_ ve onlara, yay1n bir hükümdarl1k sembolü olduunu hat1rlatm1_t1. Bu sebeple hükümdarl1k, devaml1 olarak bat1da oturan ve Ouzlar1n Boz-Ok Türklerini meydana getiren, üç büyük çocuun hakk1 olacakt1". Gerçekten de Türklerde yay, bir hükümdarl1k sembolü idi. Efsane yazar1, buna kendinden fazla bir _ey ilâve etmemi_ti: "Ouz-Han douda oturan üç küçük oluna, yani Üç-Ok'lar1n atalar1na ise, üç gümü_ ok vermi_ti. Bu oklar1 verirken de oullar1na, okun bir elçilik sembolü olduunu hat1rlatmadan geri kalmam1_t1". Gerçi Türklerde ok, bir elçilik sembolü idi. Bir yere giden elçiler sembol olarak ellerinde, kendi hükümdarlar1n1n oklar1n1 ta_1rlard1. Fakat Ouz-Kaan'1n küçük oullar1n1n, elçi mertebesinde olduklar1 dü_ünülemezdi. Göktürk devletinde Bum1n-Kaan, douda oturur ve Büyük Kaan ünvan1n1 ta_1rd1. Bat1daki küçük karde_i ise, onun emrinde olarak Yabgu idi. Kendisi gerçi Büyük Kaan deildi ama; devlet içinde Bum1n-Kaan'dan sonra geliyor ve bölgesinin idaresini de, tam selâhiyetle elinde tutuyordu. Üç-Ok'lar1n devlet içindeki vazife ve selâhiyetleri de, 0stemi-Kaan'1nkine benzetilebilirdi. 15. OUZ DESTANINDA "VERASET DÜZEN0" "Ouz Kaan destanlar1nda, Hükümdarl1k büyük oullara geçiyordu": Az önce Türk mitolojisinde, yaln1zca "Baba ailesi" nin görüldüünü söylemi_tik. 0ptidaî kavimlerde görülen "Ana ailesi" nin izleri, Türk mitolojisinde tamamen kalkm1_ ve silinmi_ti. Ana ailesinin izlerinin bulunduu kavimlerde verâset daha çok küçük oullara dü_erdi. Meselâ Cengiz 0mparatorluunda bile, bunun çe_itli kavgalar1n1 görebiliyoruz. Türk mitolojisinde ise hükümdarl1k hakk1, dorudan doruya büyük çocuun hakk1 idi. Bu sebeple Ouz-Han'1n büyük olu "Gün-Han", münaka_as1z olarak, babas1n1n yerine geçmi_ti. Ayr1ca ana ailelerinde, day1 taraf1n1n adlar1 ve nüfuslar1 çok geçerdi. Türk mitolojisinin hemen hemen tümünde ise, day1 ailesinin en ufak bir izine bile rastlam1yoruz: "Türkler, eski ve geri çalar1 çoktan geride b1rakm1_ ve yüksek içtimaî bir seviyeye eri_mi_lerdi". 16. OUZ - KAAN DESTANININ ORTA ASYADAK0 KALINTILARI Selçuklu ve Osmanl1 devletlerini meydana getiren "Ouz Türkleri", Türklüün en geli_mi_ ve soylu bölümleri idiler". Birçok defalar büyük devletler kurmu_lar ve tecrübe ile görgülerini, iyice geli_tirmi_lerdi. Ouz TÜrklerinden ba_ka, Ortaasya'da ya_ayan, daha pek çok Türk vard1. Bunlar1n pekçoklar1, ne büyük bir devlet kurabilmi_ ve ne de toplum hayatlar1n1 geli_tirebilme ortam1n1 bulabilmi_lerdi. Ama bunlar da, yine Türk idiler. Onlar1n kültürleri de, Ouz Türkleri ile birçok balar ta_1yorlar ve men_e birlii gösteriyorlard1. Meselâ, Tanr1 dalar1 ile Dou Türkistan'1n bat1s1nda ya_ayan K1rg1z'lar, tarih boyunca büyük devlet hayat1 ya_ayamam1_lard1. Tanr1 dalar1n1n derin vadilerinde, hayvanlar1n1 otlatmakla geçinen bu Türkler, zaman zaman kurulan büyük Türk devletlerine tabî olmu_ ve öylece ya_ay1p, gitmi_lerdi. Bununla beraber, onlar1n da elbette ki, Ouz-Kaan'dan veya onunla ilgili Türk efsanelerinden haberleri vard1. "Ouz-Kaan destan1, Ouz Türklerinin bir devlet mitolojisi halini alm1_t1. Kurulan bütün devletler, kendilerini Ouz-Han'a bal1yorlar ve O'nun düzeni ile yetiniyor ve öünüyorlard1" K1rg1z'lar1n ise, böyle bir iddialar1 yoktu. Ama onlar aras1nda da, Ouz Kaan babas1n1 öldüren kahramanlar1n bulunduunu, s1k s1k görebiliyoruz. K1rg1z'lar, aslen Mool olan Oyrat'lardan çok korkarlard1. Oyrat'lar henüz daha müslüman deil idiler. K1rg1z'lar ise, Müslüman olmu_lard1. Fakat 0slâmiyete henüz daha, iyi olarak 1s1nmam1_lard1. K1rg1zlar efsanelerine göre: "Oyrat Han1'n1n, Alman-Bet adl1 bir olu olur ve büyüyerek müslüman olma ihtiyac1n1, belki de Tanr1n1n ilham1 ile, hissetmee ba_lar. Bunun için K1rg1zlar'1n yurduna kaç1p, 0slâmiyeti örenmek ve nas1l ibadet edildiini görmek ister". Öyle anla_1l1yor ki K1rg1z'lar, bu s1rada 0slâmiyetin en önemli _art1 olarak, sakal b1rakma ile sar1k giymei biliyorlard1. Bu sebeple kendilerine kaçan Oyrat Han'n1n1n oluna _öyle diyorlard1: B1y11n1 t1ra_ et, sakal1n1 koyuver, Saçlar1n olmaz böyle, kâkülünü k1rk1ver; Ba_1ndaki _apkan1n, dümelerini kesiver, Her Cumadan Cumaya, mescitlere geliver! Eski Türkler "sakal" b1rakmazlard1. Fakat b1y1a, büyük önem verirlerdi. "Uzun saç" b1rakma da, Türklerin çok sevdikleri, bir an'aneleri idi. Bu sebeple Oyrat Han'n1n olunun b1y1klar1, "_apkas1" ile "saçlar1" , K1rg1z Hocalar1n1n gariplerine gitmi_ ve kendilerine uymas1 istenmi_ti. Türk mitolojisi adl1 büyük eserimizde, bu konu ile ilgili efsanenin, hemen hemen tümünü bulabilirsiniz. "Müslüman olan Alman-Bet, babas1na gider ve onun da müslüman olmas1n1 ister. Babas1, olunun bu isteini duyunca, k1zar ve Alman-Bet'i yan1ndan kovar, (Önemli olan nokta, Alman-Bet'in babas1n1n da Ouz-Han'1n babas1 gibi, Kara-Han ad1 ta_1mas1d1r). Alman-Bet babas1n1 raz1 edemeyince, yeniden K1rg1z'lara kaçar ve K1rg1z'larla beraber olup, babas1na hücum eder. Büyük bir sava_tan sonra Alamn-Bet, babas1 Kara Han'1 öldürür ve bu suretle intikam1n1 alm1_ olur". "K1rg1z'lar1n bu efsanesi, gerek din ve gerekse konu bak1m1ndan, Ouz destan1 ile kar_1la_t1r1lamayacak kadar geridir": Alman-Bet, Ouz-Han gibi büyük bir kahraman olarak gösterilmi_tir. Fakat Alma-Bet'in kendisi, bir kaan deil; nihayet K1rg1z Hanlar1n1n emrinde bulunan, bir komutan gibidir. Sava_1r, yaralan1r, malûp olur, basit insanlar taraf1ndan zehirlenir ve her türlü _eyler ba_1na gelir. Kara Han'1 öldürmekle, babas1 onun yurdunu da, eline geçirmi_ deildir. Öündüü _eyler de, birkaç s11r sürüsü elde etmek, bol miktarda ya ve süt yamalamak ve nihayet, _apka ile elbiseleri, ölülerin üzerinden ç1kararak toplamak gibi, basit _eylerdi. Gerçi K1rg1z'lar1n efsaneleri de çok güzeldir. Bir cemiyetin isteklerini, 1zd1raplar1n1 anlat1r. Kendileri müslüman olmu_lard1r. Fakat etraflar1ndaki halklar ise, müslüman deillerdir. Onlar da, eski büyük Türk devletleri gibi, bu bölgeleri al1p, dü_manlar1n1 müslüman etmek isterler. Bu sebeple kahramanlar1na, türlü sava_lar yapt1r1rlar. Fakat sava_lar küçüktür. Ak1nlar uzun sürer ama; elde edilen yeni bir toprak parças1ndan, hiç söz aç1lmaz. Kahramanlar, döner, dola_1r, sava_1rlar ve yine, kendi küçük yaylalar1na gelirler. Bu sayfadaki bilgiler, Bahaeddin ÖGEL taraf1ndan haz1rlanan Mili Eitim Bakanl11 - Eitim Dizisi, "Türk Mitolojisi - I" adl1 kitaptan al1nm1_t1r. UYGURLARIN TÜREY0^LER0 1. GÖKTEN 0NEN I^IKLA KAYIN AACININ BE^ ÇOCUK DOURMASI Uygurlar, 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti alt1nda kald1ktan sonra. M.S. 744 de büyük bir imparatorluk kurma1 ba_arm1_lard1. Uygur boylar1n1n birçoklar1 daha önceleri, Çin s1n1rlar1nda gezmi_ler ve ticaret hayat1 ile me_gul olmu_lard1. Bu sebeple, büyük dinleri örenmi_ler ve yabanc1 kültürlere, oldukça 1s1nm1_lard1. M.S. 763 senesinden sonra Uygurlar1n, Mani dinini, resmi din olarak ald1klar1n1 görüyoruz. Mani adl1 bir H1ristiyan papaz1n1n temsil ettii bu din, kök itibar1 ile, Suriye'den geliyordu. H1ristiyanl1k ile Museviliin bir nevi kar1_1m1ndan domu_tu. Suriye'den kovulan Mani, 0ran'a gelmi_ ve orada birçok mürit edinerek, ölmü_tü. Bu mezhep, Mani'nin ölümünden sonra, 0ran'da epey süre ya_am1_ ve eski 0ran dinlerinden de, birçok unsurlar alm1_t1. Ortaasya'da ve Çin'de gezen Mani rahipleri, Uygurlar1n Büyük Kaan1 Böü-Kaan'1 ziyerat etmi_ler ve bu yolla, Türkler aras1na Mani dinini sokma1 da ba_arm1_lard1: "Bu sebeple Uygur ça1ndaki mitolojilerde, özellikle Önasya tesirlerini görmek mümkündür". Uygurlar1n da kendilerine göre, bir türeyi_ efsaneleri vard1r. Fakat Uygur türeyi_ efsanesi, d1_ tesirler ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, yine de eski Türk özelliklerini muhafaza edebiliyorlard1. Bu efsanenin metin ve aç1klamalar1 "Türk mitolojisi" adl1 eserimizde geni_ olarak belirtilmi_tir. UYGURLARIN TÜREY0^LER0 Tola ile ^elenga, birle_ir dökülürmü_, Sular1n kav_a1nda, bir ada görülürmü_. Adan1n ortas1nda, bir tepe göe ermi_, Tepenin tam üstünde, bir de kay1n göermi_. Gün olmu_ zaman olmu_, bir 1_1k peyda olmu_, I_1k gökten inince, kay1n da nurla dolmu_, Ne zaman ki, gün batar, 1_1k gökten inermi_, Kay1ndan sesler ç1kar, herkes müzik dinlermi_. Bunu duyan Uygurlar, hep birden _a_1rm1_lar, Bu durumu görenler, akl1n1 kaç1rm1_lar. On ay on gece kay1n, 1_1k ile sar1lm1_, Bir gün tam _afakleyin, kay1n birden yar1lm1_. Be_ güzel çocuk ç1km1_, kay1n1n ortas1ndan, Gözleri kama_t1rm1_, bakm1_lar arkas1ndan. Gün olmu_ zaman olmu_, hepsi kocaman olmu_, Küçükleri "Böü-Han", Uygurlara Han olmu_. Türklere göre cennette, "Kutsal aaç" ile bu aac1n kökünde bir "Ana-Tanr1" vard1. Efsanede baz1 d1_ tesirler vard1r. Fakat ana motifler, en eski Türk mitolojisinin özelliklerini ta_1rlar. Türklerde nehirlerin kavu_tuklar1 yerler, kutsal idiler. T1pk1 Ouz destan1nda olduu gibi burada da, "nehirlerin aras1nda kutsal bir adac1k" görülmektedir. "Kay1n aac1", Türklerin kutsal aaçlar1ndan biri idi. Tanr1, kendi haberlerini, kay1n aac1 yolu ile gönderirdi. Bu aaç ayn1 zamanda, bütün insanl11n atas1 olan, bir "Kad1n-Ana" y1 da içinde saklard1. Dede Korkut kitab1nda da, _öyle deniyordu: "Ba_un ala bakar olsam, ba_suz aaç! Dibün ala bakar olsam, dipsüz aaç!" 2. KUTSAL AAÇLAR VE "ANA-TANRI" Eski Türklere göre, aac1n yaln1z gövdesi ve yapraklar deil; kökleri de önemli idi. Çünkü "Dede Korkut" kitab1nda da dendii gibi, onun kökleri dipsiz, yani, yer alt1 âleminin en derin noktalar1na kadar gidiyor ve oralardan da haber getiriyordu. Gerçi Türklerin bu kutsal aac1 ile, Önasya mitolojisindeki "Tuba aac1" aras1nda, bir ilgi de yok deildi. Ama, aralar1ndaki fark, çok büyüktü. Sibirya'da ya_ayan Yakut Türklerinin efsanelerinde, böyle bir aaç için, _öyle deniyordu: Gitmi_ sormu_ aaca, benim anam, kim diye! Elbet bir atam vard1r, benim babam, kim diye! Aaç da dile gelmi_, soyunu say1p dökmü_, Er-Sogotoh adl1 er, sayg1 ile diz çökmü_. Gök tanr1s1 Er-Toyon, onun babas1 imi_, Kar1s1 Kübey Hatun, onun anas1 imi_. Türk mitolojisindeki bu aaç da, t1pk1 0slâmiyetteki "Tuba aac1" gibi, gökyüzünde ve cennette bulunuyordu. Fakat Türklerin bu aac1n1n, bir de sahibi vard1. Yakut efsanesi, aac1n bu sahibini de _öyle anlat1yordu: Bu kutsal aac1n da, var idi bir sahibi, Bir di_i Tanr1 idi saçlar1 da kar gibi! Kendisi ihtiyard1, gösü de ap alaca! Görenler san1r idi, bir keklik gibi k1rca! Memeleri büyüktü, a_a1ya sarkard1! Uzaktan bakan kimse, iki tulum sanard1! Asl1nda ise aaç, normal boydan küçüktü! Ana Tanr1 gelince, ona göre büyürdü! Büyürken sesler ç1kar, gürültüyle esnerdi, Bu sesler yava_ yava_, gittikçe geni_lerdi. Sibirya'n1n en kuzeylerinde ya_ayan ve yüzy1llar boyunca, hiçbir yabanc1 görmeyen Yakut Türklerinin bu efsanesinde de, aac1n sesler ç1kard11 ve içinde de, bir "Ana-Tanr1" n1n1 bulunduu, aç1k olarak görülmektedir. Baz1 Türk efsanelerine göre ise, bu "Ana-Tanr1" zaman zaman aaçtan ç1k1yor ve göklerde geziniyordu. Baz1 efsanelerde ise, bu Ana-Tanr1, denizin diplerinde ya_ard1. Altay Türkleri bu Ana-Tanr1'ya "Ak-Ana" ad1n1 veriyorlard1. O'da bir yarat1c1 idi. Yeri, göü ve insanlar1 yaratan Tanr1 Ülgen'e, yaratma gücüne de o vermi_ti. "Türk mitolojisindeki Ana-Tanr1, kutsal kay1nlar" ve buna benzer daha birçok motifler, çok geni_ olarak üzerinde durulmas1 gereken konulard1. Bu meselelerin hepsi, Türk mitolojisi adl1 eserimizde ele al1nm1_ ve incelenmi_tir. Bu sayfadaki bilgiler, Bahaeddin ÖGEL taraf1ndan haz1rlanan Mili Eitim Bakanl11 - Eitim Dizisi, "Türk Mitolojisi - I" adl1 kitaptan al1nm1_t1r. ALTAY YARATILI^ DESTANLARI X. yüzy1ldan sonra Altay dalar1 bölgelerinde, art1k büyük Türk devletleri kurulmaz olmu_tu. Ama bu bölgelerdeki halk, bir Türk olarak binlerce y1l ya_am1_, geli_mi_ ve nihayet, soylu Türkler bat1ya gittikten sonra da dalar ve vadiler aras1nda kaybolup, kalm1_ kimseler idiler. Bu sebeple eski Türk mitolojisinin, en ilksel izlerini, Altay dalar1 bölgesinde bulmak mümkündür. Fakat zamanla, onlara da d1_ar1dan birçok tesirler gelmi_ ve yeni, yeni efsaneler meydana ç1km1_t1. Biz Altay dalar1ndaki efsaneleri incelerken, bu tarihi geli_imi, hiçbir zaman gözden uzak tutmad1k. Etnoraflar, tarih ve tarih olaylar1n1 bilmedikleri için, Altay dalar1ndaki Türklerin efsanelerini sanki birden bire ortaya ç1km1_ gibi görürler. Baz1lar1 da bunlar1, binlerce y1ldan beri hiç dei_meden zaman1m1za kadar gelmi_, eserler olarak kabul ederler. Biz ise, "Altay dalar1ndaki efsaneleri incelerken bütün çabam1z1, eski Türklerden kalan motifler ile, bu bölgelere sonradan girmi_ yabanc1 tesirleri, birbirinden ay1rmaa verdik". 1. DÜNYAYI KAPLAYAN 0LK "OKYANUS" Altay dalar1nda söylenen yarat1l1_ ve türeyi_ destanlar1, deil yaln1z Türklerin; bütün Ortaasya ile Sibirya'n1n bile, en geli_mi_ ve üzerinde ilgi ile durulan mitoloji verileridir. En eski Türklerin ne dü_ündüklerini bilmiyoruz. Fakat sonradan, Ortaasya'dan toplanan bütün yarat1l1_ destanlar1na göre, yeryüzü ba_lang1çta, büyük bir okyanus ile kapl1 idi. Bir Altay efsanesi, bunun için _öyle diyordu: Yerin yer olduunda, sular yeri sarard1, Ne gök, ne ay, ne güne_, ne de bir dünya vard1. Tanr1 uçar dururdu, insan oluysa tekti, O'da uçar, uçard1, sanki Tanr1yla e_ti. Uçar, hep uçarlard1, yer yoktu konmazlard1, Tanr1 idiler çünkü, ondan yorulmazlard1. Yoktu Tanr1n1n hiçbir, ba_1nda dü_üncesi, 0nsan olunun ise, durmad1 hiç hilesi. Altay Türklerinin bu efsanede ad1 geçen Tanr1lar1 "Bay-Ülgen" , yarat1c1 bir Tanr1 idi. Kendisi yerle gök aras1nda, yüce Tanr1n1n bir elçisi olarak bulunuyordu. Bu sebeple dünyay1 yaratmadan önce, Büyük Tanr1n1n kutsal bir ilham1, "Bay-Ülgen" in bütün varl11n1 sarm1_t1. Çünkü o, dünyay1 yaratmak için, Tanr1 taraf1ndan yeryüzüne gönderilmi_ti. Bu durumu, ba_ka bir Altay yarat1l1_ efsanesi, daha güzel anlat1yordu: Dünya bir deniz idi, ne gök vard1, ne bir yer, Uçsuz bucaks1z, sonsuz, sular içreydi her yer. Tanr1 Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak, Uçuyor, ar1yordu, bir kat1 yer, bir bucak. Kutsal bir ilham ile nas1lsa gönlü doldu, Kay1ptan gelen bir ses, ona bir çare buldu. Bu iki efsane, birbirlerini tamaml1yorlard1. Bu s1rada dünya, büyük bir okyanusla kapl1 idi. Öyle anla_1l1yor ki bu okyanusun üzeri de, ruhlar âlemi ile doluydu. T1pk1 tasavvuftaki "Vücûd-u mutlak" gibi. Altay efsanesindeki bu hali, bir Bekta_i _airi _u nefesinde, ne kadar güzel anlatm1_t1r: "Ârif sundu, ald1 Cihân1 biçti, "Cebrail çok vakit deryada uçtu, "Hak bir avuç toprak deryaya saçt1, "Derya süzülüp de, yer olmad1 m1?" Bu Bekta_î nefeslerinin çou, konular1n1 peygamberlerin tarihlerinden alm1_lard1r. Bununla beraber, 0slâmiyetle uyu_mayan pekçok Bekta_i _iirlerine de, rastlam1yor deiliz. Tasavvuf edebiyat1nda "Vahdet", bir okyanusa benzetilmi_ti. Seyyit Nesimi ise, bu vahdet okyanusuna, "Mûhit" ad1n1 veriyordu. Zaten muhit de tasavvuf da, okyanus anlam1na geliyordu. Seyyit Nesimi'ye göre önceleri bu okyanus çok durgun ve sakin idi. Fakat yarat1l1_, yani "tecelli" s1ras1nda okyanus co_mu_, kendi deyimi ile, "cû_â ve hurû_a" gelmi_ti. Varl1k âleminin meydana geli_i de, yine bu co_kunluk ve dalgalanma s1ras1nda oluyordu. 2. 0NSAN "BALÇIK"TAN YARATILMI^TI Eski Altay efsanelerinde, büyük bir okyanusun ve suyun esas olmas1na ramen, onlara göre insanolu, sudan yarat1lmam1_t1: "0nsanolu asl1 yine toprakt1". Altay efsanelerinde bu olay, _öyle anlat1l1yordu: Yine günlerden birgün, Tanr1 Ülgen denize, Bakarak duruyordu, _a_1rd1 birdenbire. Bir toprak parçac11, sularda yüzüyordu, Topra1n üzerinde, bir kil görünüyordu Toprak üzerinde, bir kil görünüyordu. 0nsaolu bu olsun, insana olsun baba". Görünmeye ba_lad1, insan gibi bir _ekil, Birden insan olmu_tu, toprak üstündeki kil. "0nsanolu bu olsun, insana olsun baba". Bu iki insan1n ise, ad1 olmu_tu Erlik. Bu Altay yarat1l1_ efsanesinde de aç1k olarak görülüyor ki insanolunun asl1, su deil; toprak idi. Bununla beraber tasavvuf edebiyat1nda, kendilerini sudan getiren _airler de yok deildi. Özellikle 0slâmiyetin henüz daha çok iyi anla_1lmad11 çalarda Bekta_i _airleri, kendilerinin sudan geldiklerini ileri sürüyorlard1. "Kim bilür bizi, nice soydan1z, "Ne zerrece oddan, ne de sudanuz, "Bize meftun olan marifet söyler, "Biz Horasan ellerinde, baydanuz! "Bizim zahmumuza merhem bulunmaz! "Biz kudret ok1ndan, gizlü yaydanuz!.." En eski Bekta_i _airlerinden birisi say1lan Abdal Musa'n1n söyledii bu nefesi, Altay yarat1l1_ destanlar1 ile bir ilgisi vard1r diye, buraya almad1k. Böyle bir iddiada bulunmak, elbette ki büyük bir ihtiyats1zl1k olur. Ama ne yapal1m ki, her iki inan1_1n temellerinde yatan dü_ünce düzenleri aras1nda, büyük benzerlikler bulunuyordu. 0ran mitolojisinde de ilk insan, "kil" dediimiz yap1_kan topraktan yap1lm1_t1. Onun için 0ran'l1lar ilk insana "Kil ^ah" ad1n1 veriyorlard1. Türkler ise daha çok, "balç1k" üzerinde durmu_lard1. Bekta_i _airi Dehlûl Danâ _öyle diyordu: "Âdemi balç1ktan yourdun yapt1n! "Yap1p da neylersin, bundan sana ne? "Halkettin insan1, sald1n Cihana! "Sal1p da neylersin, bundan sana ne?.." ^üphesiz ki, Bekta_i _airinin söyledii bu _iirde, 0ran mitolojisinin de tesirleri vard1. Art1k ^ah 0smail devrinde, balç1ktan çok, topraa önem veriliyor ve topraktan geldiimiz söyleniyordu: "Hataî ümidüm kesmezem Hak'tan, "Bizi var eyledi, o demde yoktan, "Balç11m1z yuurmu_tu topraktan, "Türâbiyem, yerden bittüm ezelden!.." Öyle anla_1l1yor ki, "toprak ve balç1ktan türeme" inanc1, Türkler aras1nda çok yay1lm1_t1. M1s1rdaki Türklerin yazd1klar1 eski Türk efsanelerinde de, bu anlay1_ ve dü_ünce, zaman zaman kendi kendini gösteriyordu. M1s1rdaki Türkler, 0ran ve eski Samî mitolojilerinden de bir çok _eyler alm1_lar ve kendilerine göre, yeni bir efsane yaratm1_lard1: Y1llar1 say1lmaz, çok çok eski bir çam1_, Gökler delinmi_ gibi pekçok yamur yam1_. Dünya sele boulmu_, bu _iddetli yamurla. Yeryüzü hep kaplanm1_, sürüklenen çamurla. Sellerin önündeki, çamurlar bir yol bulmu_, Kara-Dac1 da1nda, bir maaraya dolmu_. Maaran1n içinde, kayalar yar1lm1_m1_, Yar1klar1n baz1s1, insan1 and1r1rm1_. Kayalar1n yar11, insan kal1b1 olmu_, Kal1plar1n içine, killer, çamurlar dolmu_. Aradan zaman geçmi_, y1llar as1rlar dolmu_, Bu yar1klarda toprak, sular ile hâlolmu_. Bütün bu efsanelerin tam metinleri, "Türk mitolojisi" adl1 büyük eserimizde toplanm1_t1r. Bu eserde, metinler en orijinal kaynaklardan tercüme edildikten sonra birer birer aç1klanm1_ ve bir ayd1nl1a kavu_turulmak istenmi_tir. Biz burada yaln1zca k1sa örnekler ile, okuyucular1m1za bir fikir vermek istiyoruz. 0ran ve Sâmî mitolojilerindeki, "Dört unsur" nazariyesi de Türkler aras1na girmi_ ve benimsenmi_ti. Ama zamanla 0randaki eski dört unsur nazariyesi, Türkler aras1nda orijinal _eklini kaybetmi_ ve âdeta Türkle_mi_ti. Karahanl1lar ça1nda yaz1lan ünlü "Kutadgu-Bilig" adl1 eserde bu dört unsur _öyle say1l1yordu: "Üçü ate_, üçü su, üçü oldu yel, "Üçü oldu toprak, dünya oldu il". Türklerde dört unsur, üçerden 12 bölüm meydana getiriyordu. Bu 12 bölüm de, "bir takvim ve zaman birimi" nden ba_ka bir _ey deildi. ================================== ABC Amber CHM Converter v1.10 Trial version ================================== MANAS DESTANI Bu bölümdeki bilgiler Kene_ YUSUPOV taraf1ndan haz1rlanan, Prof. Dr. Fikret TÜRKMEN ve Alimcan 0NAYET taraf1ndan Türkiye Türkçesine aktar1lan, Atatürk Kültür, Dil, ve Tarih Yüksek Kurumu - Atatürk Kültür Merkezi Yay1nlar1ndan "MANAS DESTANI" adl1 kitaptan al1nm1_t1r. * Manas'1n Çocukluu (I. Bölüm) * Manas'1n Çocukluu (II. Bölüm) * Manas'1n Zaferleri * Atalar1n Yurdunda (I. Bölüm) * Atalar1n Yurdunda (II. Bölüm) * Kökötöy Han'1n A_1 * Büyük Gaza (I. Bölüm) * Büyük Gaza (II. Bölüm) * Yas MANAS'IN ÇOCUKLUU (I. Bölüm) Çok eski zamanlarda, Kervan devrinde, gün 1_11nda tulpar e_inirken, ay 1_11nda kemerini ç1kartamadan at üstünde ku_ uykusu uyuyan erler zaman1nda, aç arslana benzeyen surat1yla, dü_mana sald1ran, bayra1 gökyüzünde dalgalanan, _an1 âleme yay1lan, ba_1ndan ak kalpa1 ç1kmayan, binere tulpar dayanmayan, kükreyerek ya_ayan, K1rg1z denen çok eski bir millet ya_ard1. Onlar1n bayra1 gökmavisi idi. Dostlar1ndan çok dü_manlar1 vard1. Bir zaman Tanr1 Da1'ndaki eski K1rg1zlar1 yöneten, halk1n1n _an1n1 uzaklara duyuran Karahan adl1 Han, tahta geçti. Onun kahramanl11 söz ile anlat1lamaz; zenginlii de tarif edilemezdi. ^öhreti gökyüzündeki y1ld1zlara ula_m1_t1. Tanr1m hiçbir _eyi ebedî yaratmam1_t1r. Tanr1 bu korkunç dünyada geleni gideni, büyüü küçüü dengelemi_tir. Bir gün kara yeri titreten Karahan da öbür dünyaya göç etti. Onun taht1na olu Ouz Han oturdu. Ouz Han da adil ve heybetli idi, askeri de çoktu, Türk eline, K1rg1zlara ba_ olup, kükreyip doudan ovalar1n1, düzlüklerini da ve ormanlar1n1 arslan gibi dola_t1. O da dönü_ü olmaya yere gitti. Ouz Han'dan sonra Babir Han, ondan sonra Tüböy han, ondan sonra Kögöy han ba_a geçtiler, Kögöy Han'dan sonra Nogoy Han geldi. Y1llardan sonra, karanl1k bir gecede, saksaan, Nogoy Han'a uursuz bir i_aret verdi, uzun zamand1r ona kin besleyen, onun mal1na, mülküne ve yerine göz koyan kurnaz Kara-Hitay Han1 Esenhan sava_ açt1. Nogay Han'1n beli k1r1ld1, geni_ dünyas1 darald1. Ala-Da'daki K1rg1zlar1n Ak ota1 yamaland1, oca1 söndü, Türk kabileleri darma da1n oldular. Nogay Han'1n Orozdu, Üsön, Bay, Cak1p (Yakup) ad1nda dört olu vard1. ^imdi onlar k1r1lan k1l1ç gibi, kervan göçüne ba_lad1lar. Biri Altay'a biri Opal'a, biri Kâ_gar'a, biri Tibet'e sürüldü. K1rk aile K1rg1z ile Cak1p iki eli bal1 olarak Kalmuk'ta, Çin'de dola_1p Altay'a geldi. Sürgün edilen bu k1rk K1rg1z ailesini yerle_tiren, bölünmü_, da1lm1_ halk1 bir araya getiren Akbalta oldu. K1rg1zlar Akbalta Bat1r'1n himayesine s11nd1lar. "Ak1ll1y1 dinlersek millet oluruz, Akbalta'n1n sözünü dinlemezsek atalar1m1z1n (ruhunun) gazab1na urar1z" diyerek bir araya gelip and içtiler. Akbalta Bat1r'1n bir dediini iki etmediler. Akbalta aksakal ve kutsald1. Onu her zaman destekleyen, ona yol gösteren bir melei vard1. K1rk K1rg1z ailesi Altay'a geldiler. Ama bar1nmaya delik, yemeye kavut, giymeye elbise bulamad1lar. ^imdi nas1l geçineceiz diye dü_ünürken nerden akl1na geldiyse, Akbalta boz boay1 seçip, kurban ederek halka _öyle dedi: Halk1n huzuru ahlâks1zlar bozar. Milletlerin kötüsü olmaz. Kalmuklar da, Mançular da iyi millettir. Dünya, Kalmuk'un tatl1 tebessümüne, kibarl11na aldan1r, ancak o herkesi yumu_akça ele geçirir. Eline dü_ersen ç1rp1nan ku_ olursun. Mal1n, mülkün yoksa eksiksin, varsa rahat ya_ars1n. Kalmuklarla çat1_mayal1m. Hayvan yeti_tirelim, çiftçilikle ura_al1m. Altay'1n topra1 alt1nd1r. Ekersen meyvas1, kazarsan alt1n1 vard1r. Çal1_san toprak verir, dua etsen Tanr1 verir. Çal1_ K1rg1z, belini balay1p ba_1n1 kald1r. Yurtsuz K1rg1zlar, Akbalta'n1n sözünü hakl1 bularak Kalmuklar1n Han1na Ala Da'dan getirilen gümü_lerle süslenmi_ tulpar (k1rat)1 hediye ettiler. Altay'da yaz için ye_il yayla, k1_ için düzlükten yer seçtiler ve orada yerle_tiler. Günler geçti, y1llar geçti. Altay'daki K1rg1zlar Kalmuk ile Mançular1n aras1nda kalmas1na ramen tekrar canland1lar. Türk soyda_lar1n1 bulup ilgi kurdular. Mallar1 çoal1p, k1rk aile yetmi_ aile oldu, ordu kurup hilâl i_aretli bayra1n1 dalgaland1rd1lar ve dü_man1 ürküttüler. Cak1p Bay'1n yurdunda nesilden nesile geçen bir çift ak otak, tam ortaya, onun etraf1nda da k1rk beyaz çad1r kuruldu. Çocuklar oynamakta, a1lda mallar dolu, dalarda y1lk1lar otluyorlar. Evlerin bacalar1ndan s1zarak ç1kan duman yurdun huzur ve bereket içinde olduunu gösteriyordu. Cak1p tündükten giren güne_ 1_11 yüzüne geldiinde, kalkarak siyah tulumdaki iyi kar1_t1r1lm1_ bal gibi k1m1zdan bir kase yudumlay1p, k1r at1na binerek yurttan ayr1ld1. At1n1 kamç1lamak maksad1yla ellerini s1vazlayarak gümü_ sapl1 kamç1s1n1 _öyle kald1r1r kald1rmaz k1r at1 uçar gibi yurttan uzakla_t1. K1rk ocakl1 K1rg1z, Altay'a yorgun bir halde geldiinde, Cak1p sanki halâ _1mar1kl11 b1rakmayan bir çocuktu. Daha kimsenin dikkatini çekmemi_ti. Çocukluunda Kalmuk, Mool ve Çinlilerin insanl1k d1_1 muamelesini gören bir köle idi. Dünyadan nasibi kesilmemi_ olmal1 ki o eziyetlere, açl1klara, âzâp ve 1zt1raplara direnebilmi_ti. Çinlilerin ve Kalmuklar1n dilini örenmeye mecbur oldu. Akl1 erdi, b1y11 ç1kmaya ba_lad1. Boylu poslu yiit oldu. Önceki _1mar1k Cak1p art1k dei_ti, kibar oldu. Kalmuklar1n içine girdi, kendini beendirdi, onlarla al1_ veri_ yapt1. Sonunda Ç1y1rd1 adl1 Han1m1n1n üzerine Kalmuklardan Bakdöölöt isimli bir k1zla da evlendi. Cak1p, sekiz y1l sonra Altay'da kendi evini kurdu. A_a1 yukar1 on aileyi bir araya getirip bir odaya yerle_tirdi. Meyval1 ormanlar1 olan geni_ yerlerde, çiftçilikle ura_t1lar. Ürettii mahsûlü, yapt11 k1rm1z1, ceylan1n ödünü, boynuzunu, yakalad11 kunduzun, su samurunun kürklerini, bulduu alt1n ve gümü_leri, z1rh gömleini, hançerlerini, derilerini kom_u ülkelerini ipek, porselen, çay ve parfümleriyle dei_tirdi. 0yi para kazanarak i_i gittikçe büyüttüler. Altay'da 30 y1l Çinliler ve Kalmuklardan eziyet gören Cak1p Bay art1k onlara "Han" seçilmi_ti. K1_1n su samurundan _apka, yaz1n alt1nda süslenmi_ ak kalpak giyebilecek, s1rt1na kürk giyip beline hançer as1p, alt1n eerli bir k1z1l cins ata binebilecek hale gelmi_ti. Be_ yüz beyaz devesi, bir ba_ ala s11r1, hadsiz hesaps1z koyunlar1 vard1. A1l1 hayvanla, heybesi yemekle, hazinesi alt1nla dolmu_ olmas1na ramen, Cak1p Bay'1n yüreinde bir ac1 vard1. Onun derdi _uydu: Hesaps1z s11r1 ve devleti vard1. Yalanc1 dünyada gözü doymu_tu. Her gün yala, etle besleniyordu. Ancak kara günlerde onu koruyacak, oca1n1 devam ettirecek, taht1na varis olacak bir çocuu yoktu. Çocuu olmayan1n dünyas1 kururmu_. Cak1p Bay'la obada "ihtiyar", "çocuksuz ihtiyar" denilerek alay ediliyordu. Cak1p, çocuum yok diye gezmeye ba_lad11 bir gün, kutsal dadaki bir süt p1nar1na gelerek dua etti. Göz ya_lar1n1 yamur gibi döktü. Sonra, Azoo Bel'in kenar1ndaki Calg1z Arça (Yaln1z Ard1ç)'ya var1p Tanr1s1 Ak Taylak'1 ça1r1p, çocuum yok diye alayarak, derdine derman istedi. Han1m1 Ç1y1rd1'y1, kendini günahkar hisseden miskin e_ini, beraberinde götürüp, atalar1n1n mezar1nda konaklad1, dua edip Tanr1'ya yalvard1. Tanr1 onu duymad1. Cak1p Bay, hayvan saymay1 bahane ederek her gün erken obadan uzakla_1rd1. Bir gün dada çobana uramadan dertle tela_la, cin çarpm1_ gibi, dei_ik k1yafetle dalarda dola_1yor, saç1n1 ba_1n1 yolarak "Tanr1m benden bir çocuu niçin esirgiyorsun?" diye sorarak _a_k1n _a_k1n yüzüyordu. Cak1p, ak_ama doru, Ulu Da'a gölge dü_tüünde kendine gelip derhal at1n1n ba_1n1 yurda çevirdi. Tanr1 böyle istemi_se ba_ka çare yoktur. Çocuksuz dünya ku_suz yuvaya, ku_lar1 yok ç1nara, bak1ms1z küçük göle, otsuz çöle benzer. Yan1nda Cak1p Bay dadan inerken daderesindeki Kara Önkür (Maara) yolunda, ya_1 yetmi_ civar1nda, sakal1 gösüne kadar uzayan bir dervi_e rastlad1. Dervi_, Kara Önkür'e aras1ra gelirdi. K1pcak neslindendi. Dünyay1 dola_1p dururdu. Evi oca1, çoluk çocuu yoktu. S1k s1k K1rg1zlar1n yurduna gelirdi, çou zaman Kalmuk, Çinli, Mançu ve Uygurdaki Türk soyda_lar1n1, Andican'a 0ran'a kadar giderdi, ku_ gibi özgür ya_ard1. Dünyaya zenginlie doymu_ bir adamd1. Bu dervi_le konu_mak isteyen Cak1p, at1ndan indi. Elindeki tulumdan k1m1z, heybesinden kurut al1p ona vererek: "Dervi_, mal1n can1n esen mi?" dedi. Dervi_; "Ey Cak1p Bay, bana mal1m1 sorma", dedi. "Benim mal1m yoktur. Dünyaya doymu_ insan1m. Göün alt1ndaki dünya benimdir. Senin dünyan da benimdir. Ben mal1 sizin gibi biriktirmem." Cak1p; "A evliyam, bunu bilmemi_im, k1zmay1n!" dedi. "Tanr1m1n yaratt11 insanlara k1zmam" dedi. Dervi_. "Ya sen neye küsüp duruyorsun Cak1p? Senin mal1n mülkün bol deil mi?" "Ya_1m k1rk sekize ula_t1, gençliimde mal biriktirdim. Gördüm ki mala mülke sahip ç1kacak olan çocuk imi_, çocuu olmayan1n mal1 mülkü kurusun çocuu olmayan1n yuvas1, y1k1lm1_ _ehre benziyormu_". Cak1p, Dervi_e derdini anlatt1. Dervi_ dü_ündü. "Bir yerden duymu_tum. Tibet'e gidersem bir çe_it ottan yap1lm1_ bir ilac1 getireceim. Geçmi_te atalar, han1m1 dourmazsa onu küçümser, hakir görürlermi_. Eskiler böyle anlat1rd1" dedi dervi_. "Evliyam, sözüne, akl1na sal1k" Cak1p dervi_in eline alt1n vererek yolcu etti. iren bir dalar zinciri idi. Görülüyor ki bu kar_1la_t1rmalar uzad1kça, yeni yeni meseleler ç1k1yor ve bir bölgede kalamaz oluyoruz. Ondan beri Cak1p Bay han1m1n1, yani ömür boyu gönlünü incitmeden sayg1 gösterdii han1m1n1, nas1l utand1rabileceini dü_ünüyordu. Çocuk arzusuyla yanan Cak1p Bay, hasret _iirleri söyleyerek Altay'1n da ve düzlüklerinde hüzünlü al1yordu. K1rm1z1 sapl1 aybaltay1 K1rmadan kim yapabilir? Darma da1n olan halk1 K1rmadan kim toplayabilir? Sapasalam aybaltay1 K1rmadan kim yapabilir? Tutsak olan bu millete? Kim adil han olabilir? Zavall1 Cak1p yurduna yakla_11nda bouk sesini kesti. Önüne Akimbe'in Mendibay adl1 _1mar1k çocuu ç1k1p selamlad1. "Babac11m, niye bunca al1yorsunuz?" dedi ç1rak olan, Cak1p Bay'a ac1yarak. Cak1p ancak o zaman kendine gelerek göz ya_lar1n1 sildi. Çocuun sorusuna cevap vermeden, At1 Tuuçunak; diree balanmadan, saa sola bakmadan evine girdi. Bu esnada d1_ar1ya kaçt1, "Cak1p Bay'1n at1n1 yakalay1n" diye bir gürültü koptu. Cak1p buna ald1r1_ etmedi. Ç1y1rd1, ihtiyar1n elbisesini ç1karmadan rastgele uzand11n1 görüp korkudan rengi uçtu, hemen ipek dö_ek serip etraf1nda pervane oldu. Hatun, Cak1p'1n son zamanlardaki derdini bildii için nezaketsizlik etmedi. Kibar davrand1, arzusunu sormaya cesaret edemedi, bilmezlikten geldi. Çocuk dourmad11 için yüzü safran gibi sarard1. Sonunda Ç1y1rd1: "0htiyar, ne oldu sana, ne derdin var?" diye ba1rd1. Cak1p yere, delercesine, bakarak suskun oturuyordu. Bir zaman sonra konu_tu. "Kocad11nda m1 bana çocuk dourup neslimi devam ettireceksin. Bunu anlam1yor musun? Beni çocuksuz b1rak1p çocuk gibi ba1r1yorsun. Benim çocuksuz ihtiyar; senin, k1s1r kad1n diye ad1m1z ç1kt1. Çocuumu koklay1p öpseydim hasretim kalmazd1. Ne karde_imin yüzünü gördüm, ne de çocuk yüzü gördüm. Çocuk dourmayan senin gibi kar1y1, çal1l1a m1 b1raksam, çöle mi b1raksam diye dü_ünüyorum. Çocuksuz kad1ndan ve bal1 keçi yedir." 0pek elbise giyen Ç1y1rd1'n1n yürei tuz serpilmi_ gibi s1zlad1, öleyim dedi. Yer kabul etmedi. Gönlü sökülüp, gözlerinden ya_ dökülüp üzüntüden k1vrand1. Ak_ama doru yorgun bir halde gelen Cak1p, yatt11 yerde horlay1p tanyeri aar1ncaya kadar k1m1ldamadan uyudu. "Bay1m, gece kaçan Tuuçunak'1n pe_inden giden çocuktan haber yok. Annesi çok merak ediyor. Kalk1p onun çocuunu bul, niye böyle hiçbir _ey olmam1_ gibi uyuyorsun?" Ak maral gibi gerilen, rengi uçan zavall1 Ç1y1rd1, Cak1p'1 uyand1rd1. "E, han1m, art1k üzülme. ^u ana kadar ömrümüz hasret ile geçirdik. Bana bak, uurlu bir rüya gördüm. Anka ku_u gibi heybetli bir ku_u yakalam1_1m. Yer yüzündeki hayvanlar bu ku_un heybetimden çekiniyordu. Ona uzun ipek ba takt1m. Bu talihe i_arettir. Tanr1m bize lütfedecek gibi" diye Cak1p, Tündüke bakarak Tanr1ya s11nd1. . "Az1na ya vereyim ihtiyar, dediin olsun! Tanr1m versin! Ba_1na talih ku_u konacakm1_" dedi. Ç1y1rd1, sevinip "Ben de uurlu bir rüya gördüm. Elma yemi_tim, içinden altm1_ kulaç ejderha 1sl1k çalarak ç1k1p ata dönü_erek, uzand1." "Bunu ba_kalar1na söyliyelim mi, ya da kimseye söylemeyelim mi" diye birbirine dan1_1p dururken, d1_ar1da yüksek sesle konu_an bir kad1n1n sesi duyuldu. Kap1dan Mengdibay adl1 çocuun annesi, Kan1mcan, yüksek sesle hakarete ba_lad1. Avulda bunun gibi _irret kad1n yoktu. "Yâ Cak1p! Dünden beri senin at1n1n pe_inden giden çocuumdan haber yok, ya al senin kölen olsun. A... sen bu evde çocuk bakaca1na dünyay1 umursamadan kar1n1n yan1nda elenip oturursun ha. Çocuu olmayan insan çocuun k1ymetini bilmez tabiî. Sizinki gibi Dünyan1n bizim için anlam1 yoktur, çocuk k1ymetlidir, çocuumu bul." Cakk1p Bay terbiyesiz kad1nla muhatap olmad1 ama, bu alayda da yanmad1k yeri kalmad1. Huzuru kaç1p kap1ya ç1kt1 ve her tarafa adam gönderdi. Kendisi koyun çoban1n1n bindii kumral al renkli atla, Tuuçunak'1n ard1ndan giden Mengdibay'1 aramak için Kara su nehri boyunca at sürdü. Cak1p, çaresiz büyük bir ümitsizlikle giderken bir adac1kta deminki kahrolas1 Mengdibay hiçbir _ey olmam1_ gibi oturuyordu. Tuuçunak'1n üzerine Akpars1n derisi örtülmü_tü. Hiçbir _eyden korkmayan Mengdibay, Cak1p Bay'a akla gelmedik hadiseleri anlatt1: Mengdibay, Tuuçunak'1 takibederek gelirken, k1rdan ç1kan k1rk çocuk at1 yakalam1_ eleniyorlarm1_. Ormandan ç1k1p sald1ran pars1, gürzle öldürüp derisini Tuuçunak'1n üzerine örtmü_ler ve biz Cak1p Bay'1n çocuklar1y1z demi_ler. Hayrete dü_en Cak1p, avula gelip çocuktan duyduklar1n1 sadece han1m1na anlatt1. Ertesi gün Cak1p, han1mlar1, avuldaki büyükleri ve yak1nlar1 ile dan1_arak gece gördüü rüyas1 lây1k1yle büyük bir ziyafet vermeye haz1rland1. Cak1p ziyafete Altay'daki on iki kabile ile birlikte, K1rg1z'1, Kazak'1, Noygut'u, Nogoy'u Türk soyda_lar1n1, bunlardan ba_ka yine Kalmuk, ve T1rgoot Moollar1 da al1nmas1nlar diye davet etti. Servete dü_kün Cak1p bu kez cimrilik etmedi. Sevincinden, toplad11n1, biriktirdiini tamamiyle harcad1. 0ki alt1n hazinesinin az1n1 açt1. Say1s1z atlar1ndan dokuz kara k1srak, tulumluk alt1 mal1 ile doksan kara koyun, ak ba_ di_i deve, yedi inek kesti. Cak1p'1n ziyafetine çar1lanlar, birilerinden haber alanlar ko_arak geldiler. Ziyafeti Akbalta idare etti. Yetmi_ K1rg1z ailesi, iki gün misafir edildi. Cak1p Bay yama gören K1rg1z'a unuttuu hay1r duay1 hat1rlatmak için, at kestirdi. Aç halk1 doyurdu, giydirip ku_att1. Eline para verdi, uzaktan gelenlere, çapan giydirdi, deerli misafirlere at hediye etti. Ziyafete gelenler Cak1p'1n bu cömertlii hakk1nda kendilerine göre yorum yapt1lar. Baz1lar1 ziyafetin Mengdibay sa-salim bulunduu için yap1ld11n1 söylediler. Fakirler ve garipler ise "sahipsiz kalan mal1n1 Cak1p Bay koyacak yer bulamad11 için savuruyor" dediler. Kalmuklar, Moollar basiretli halk olduu için hemen _üphelendiler, kusur bularak "K1rg1z'1n mal1 var ama devleti yok. Cak1p'1n bize yaltaklanmas1 bize tabi olmas1ndand1r" diye dü_ündüler. Cak1p Bay ise "Allah ü Teâlâ bize rüyay1 bo_una göstermemi_tir, bu bir hay1rl1 i_arettir, rüyam gerçek olur mu, yüreimdeki buzlar1 eritir mi" diye dua edip iyi dilekler diledi. Cak1p Bay ziyafetten sonra K1pçak, Noygut, Nogay ve Türk kabilelerinin liderlerini ve yak1nlar1n1 rüyay1 yorumlamak için al1koydu. Onlar1 ziyafet obas1na davet etti, onlara birer elbise giydirdi. Bilgiçlar, ak1ll1lar, rehberler ba_lar1n1 eip, sarkm1_ uzun ak sakallar1n1 s1vazlay1p, Cak1p'1n gördüü rüyay1 zevkle dinleyip oturdular. O zaman Cak1p _öyle dedi: "Halk1m! Bir acayip rüya gördüm, rüyamda böyle bir i_ gördüm. Ala da'da dola_1yordum. Bir ku_ yakalad1m. Ku_un ötmesi çok dei_ikti. Kuyruu ve ba_1 parl1yordu, gagas1 çelik, aya1 hançer idi. Uçurduum zaman göün alt1n1, kara yerin üstünü kar1_t1rd1, gökteki kanatl1lar, yerdeki ayakl1lar ona kar_1 gelemediler, hiçbiri kurtulamad1. Halk1n rüyam1 yorunuz. Bunun tabiri nedir? Oturanlar1n hiçbirinden ses ç1kmazken, aksakall1, görmü_ geçirmi_ Bay Cigit, Cak1p'1n rüyas1n1 iyilie yordu: "Ey Cak1p1m, han1m1n1n ve senin gördüün rüya çok güzel rüyad1r. Millete hay1rl1d1r. Ba_1na talih ku_u konmu_tur. Arzulad11n erkek çocuk dünyaya gelecektir. O arslan gibi heybetli bir yiit olacakt1r, dünyaya hakim olacakt1r. Ba_1na devlet ku_u konacakt1r. Rüyalar1n1z gerçek olsun! Niyetiniz makbul olsun! Tanr1 yard1mc1n1z olsun!" Da1lan halk Tanr1ya s11n1p sevincinden h1çk1ran Cak1p'a hay1r dualar ettiler. Ziyafet yap1ld1 ve geçti. Ertesi gün, Cak1p'1n avulundakiler gökte insan vücuduna benzeyen bir souk kara bulutun yer yüzünü kaplad11n1 gördüler. Kad1n ^aman, bah_1 ve gözü aç1klar1n tarifine göre, bu kötü haberin i_areti idi. Nihayet söylenenler doru ç1kt1, kötülük avula çabucak geldi. Cak1p Bay'1n yapt11 ziyafetin haberi Kalmuk ve Hitay hanlar1na çabuk ula_m1_t1. Bu haberi ald11nda korkunç suratl1, 1rmaklar dolusu kan ak1tan Esen Han yerinde duramad1. Hitaylar1n ve Kalmuklar1n, K1rg1zlarda ezile öcü, bitmez tükenmez intikam1 vard1. Esen Han "K1rg1z hanlar1, bizim bat1 ve kuzey tarafa yapt11m1z yamalar1 hep engellediler. Birkaç defa ipek, kuma_, çay ve türlü e_yalar1m1z1, kervanlar1m1z1 yama ettiler. Bugün öldürsen, ertesi gün tekrar kalkan böyle inatç1 halk görmedim." dedi. Esen Han saray1na durumu önceden sezer, acayip sihirleri bilen gözü aç1klara kürek kemiiyle fal açan falc1lara, 0lim-i Biçik (kalmuklar1n mukaddes kitab1) okumu_ sihirbazlar1 ça1rtt1rarak: "Kahrolas1 K1rg1zlar nas1l bu kadar canland1lar? Bunlar1n haberini, s1rr1n1 bana söyleyin" dedi. Bilgiçler, uzmanlar, kâhinler üç gün evden ç1kmad1lar. Sonunda Esen han'a diz çökerek _öyle dediler: "Esen Han Hazretleri, biz söylesek yan1l1r1z, sizin gazab1n1za urar1z. Bunun doru cevab1 Çong-Beecin'deki Kara Han'1n saray1nda aç1k asman (Gök) önündeki ta_ sand1kta özenle saklanan eski kutsal kitapta yaz1l1d1r. Oraya adam gönderip örenelim!" Esen han buna inand1. Karde_i Kara Han'a mektup yaz1p mühürünü bast1. K1rg1zlardan, Türklerden, Kazaklardan yamalad1klar1 kuma_1, pars kürkünü, bir kutu alt1n1 hediye koydu. Bunlara dört be_ kâhin de gönderdi. Esen Han'1n dayand11 akrabalar1 idi. O zamanlar K1rk Hanl1 Hitay padi_ahl11n1n ordugâh1, Kara Han, Alevke, Esen Han, Aziz Han adl1 dört karde_ taraf1ndan yönetilirdi. Onlar eski atalar1ndan kalan küçüün büyüe, çocuun babaya sayg1 göstermek gibi adetlerini bozmadan ya_atan, yurtta ünü yay1lm1_ cesur Hanlar idi. Kara Han k1rk hanl11n saray1n1 yönetirdi. Aziz Han, Esen Han, Alevke, Pekin'in Orta ve Çet-Beecin Hanlar1 olarak atan1p obalar1 yönettiler. On bin ki_ilik orduya komutan olup kuzey ile bat1 taraftaki Hanl1klar1 padi_aha tabi olan yurtlar1n hanlar1yd1lar. Gönderilen kâhinler üç ayda geldiler. Kutsal kitapta _öyle yaz1lm1_t1: "Kuzeydeki K1rg1zlardan Manas ad1nda bir alp doacakt1r. Onun arkas1nda kara mavi yelesi, omuzu üzerinde tahta gibi k1z1l beni olacakt1r. Manas, Kalmuk ve Hitay'1 kar1_t1racakt1r. Gök ile yerin güzellii olan ulu _ehir Pekin'i harap edecektir. Alt1 ay Han olacakt1r. Hitay kahramanlar1 tutsak olup ölecektir." Bunu örenen zalim Esen Han vurulmu_ ay1 gibi titredi. Kendini kaybetti, feryat etti ve kana susam1_ gibi ba1rmaya ba_lad1. "Vah_i K1rg1zlar1n hamile kad1nlar1n tümünü cezaland1r1n! Çocuklar1n1 Köle edin Manas'1 bulup getirmezseniz hiçbirinizi canl1 b1rakmayaca1m." Böyle mü_kül durumda, alt1n kar_1l11nda kiralanan casus Kalmuk rahibi, Cak1p Bay'a yedi gece yaya yürüyerek ula_t1. Bu haberi ona söyledi. K1rg1zlar kaçamad1lar. Ertesi sabah Kalmuk askerleri boynuzlar çalarak Cak1p'1n avlunu çembere ald1lar. Ne yapaca1n1 _a_1ran Cak1p Bay, Kalmuklara boyun eerek, at kesip, k1m1zdan yapt11 içkileri ikram etti. Torbada biriktirdii alt1nlar1 hediye verdi. Çok göz ya_1 döktü. 0çlerindeki müzevir Hitay temsilcisinden korkan, Kalmuk askerleri, Cak1p Bay'1n sözünü dinlemeden Esen Han'1n emrini ilettiler. "Hamile kad1n kalmas1n!" Askerler kamlar1n, k1rg1zlar1n evlerini aray1p tarad1lar. Kalmuk askerleri yetmi_ K1rg1z ailesinin hamile kalan kad1nlar1n1 toplad1lar. Onlara hiç ac1madan, k1l1çlar1yla kar1nlar1n1 yararak bebeklerini çekip ç1kard1lar, kemiklerini köpeklere verdiler. "K1rg1zlar1n tohumunu kurtaraca1z. Esen Han'1n emri böyledir!". Askerler avuldaki sütten kesilmemi_ bebeklerden, ya_1 on yediye kadar olan çocuklar1n hiçbirini b1rakmadan at gibi dizip, ad1n1 sorarak sayd1lar. Manas adl1 çocuu bulamay1nca kaçamayanlar1 öldürüp kalanlar1 dönü_ü olmayan Pekin'e götürdüler. Han avlunu yama ettiler. K1rg1zlarda doan çocuklar1n say1s1n1 kontrol etmek için her be_ aileye birer Kalmuk gözcü koydular. Kalmuk gözcüleri, çocuk bulduklar1 ya da hamile kad1n gördükleri evin üstüne siyah ba balard1. Bu i_aretlere dokunan adam1n ba_1 kesilirdi. K1rg1zlar kara giyinip, kad1nlar1 kara sar1k sard1lar, köpekleri her yerde uludular. Ölmek isteyip de ölemeden, kendi canlar1na k1yamadan ac1lar içinde k1vrand1lar. Halk1n inleyi_inden ürkmü_ ku_lar uçmad1lar, aaçlarda bülbüller ötmediler. Köpekler her yerde havlay1p durdular. Alevke'nin gönderdii askerler, K1rg1zlardan Manas adl1 çocuu bulamay1nca her yeri cehenneme çevirerek onu ba_ka Türklerde arad1lar. Oralarda da bulamay1nca Buhara'ya, Semerkant'a girdiler. Sonunda Semerkant'ta kamburu ç1km1_, geni_ omuzlu Car Manas adl1 Çon E_en'in çocuunu bulup, gözlerini balay1p, ayaklar1na demir buka1 tak1p, sevinerek Pekin'e götürdüler. Kalmuk gözcülerin, kervanlar1n ula_t1rd11 habere göre Çon E_en'in Manas adl1 çocuunu Hitay, k1rk ip boyundaki büyük zindana koyup bir belâdan kurtulduklar1n1 dü_ünerek huzura kavu_tular. Bu haberi örenen Cak1p, belini s1k1ca balad1. O gün üzerinden çok geçmeden çocuk gülü_ü ve alamas1 duyulmayan avulu bir araya toplayan Akbalta, halk1n gönlünü avutup _öyle dedi. "Sonunda görecek günlerimiz iyi olur. Tanr1m dileklerimizi verir. Ba_1n1z1 kald1r1n! Kara ba_1 yaln1z kendimiz koruruz! Yatarak ölmektense sava_arak ölelim! Her erkek dü_man1n silah1na baks1n. Gizlice silah yapal1m!". Ta_a damga basan, demiri toprak gibi youran Döür Usta ba_ta olmak üzere gözcülere sezdirmeden ormandan kömür haz1rlay1p, dadan demir kazd1r1p, örtülü kara keçe evini ustahane (atölye) yaparak Davut ata meslei diye pulat k1l1ç ve m1zrak yapt1lar. Her erkek için birer k1l1ç ve m1zrak yap1ld1. Akbalta, bunlar1n çounu deriye sararak kuru topraa gömdürüp üzerine i_aret koydu. Bir y1l geçti. 0ki y1l geçti. Yorgun dü_en Cak1p Bay, Akbalta'n1n sözünü dinleyerek Kalmuk'a Tirgot'a alt1n ve hayvan verip otla1n1 yeniledi. Cak1p, sonraki zamanlarda evvelkinden daha kuvvetlendi, yüzüne renk geldi, gönlü aç1ld1, hayvanlar1n1n hesab1n1 tutup hayat1n1 daha düzenli hale getirdi. Cak1p'1n bunu canlanmas1nda bir sebep vard1. Tatl1 Han1m1 Ç1y1rd1, hamile kalal1 üç aya olmu_tu. Cak1p, bunu Han1m1n1n yemek yememesi ve bulant1s1n1n _iddetlenmesinden örendi. Ç1y1rd1, K1rg1z'1n da, Kalmuklar1n da, Hitaylar1n da yemeklerini istemedii için sabahtan ak_ama kadar üzülüp alayarak, istedii _eyin arslan yürei olduunu söyledi. K1rg1zlarda arslan avlayacak avc1 kalmam1_t1. Akbalta'n1n tavsiyesiyle Kalmuk, T1rgot, Kazak, Türk kabilelerine adam gönderip _ehirlerini arad1lar, tarad1lar. Sonunda Kangay'1n kara avc1s1, arslan avlam1_ diye bir haber duydular. Ç1y1rd1 at bak1c1s1na para ve alt1n vererek arslan yüreini ald1r1p getirtti. B1ld1rc1n gibi büzüler Ç1y1rd1 Han1m, arslan1n yüreiyle cierini birlikte kazanda hafifçe kaynat1p çorbas1yla beraber tamamen yedi. "Bay1m, _imdi bana can geldi!" dedi. Ç1y1rd1 yedi gün yedi gece terleyerek hiçbir _ey yemeden rahat uyudu. Dokuz ay geçti. Ç1y1rd1'n1n karn1 büyüyüp doum günü yakla_t1. "Kalmuk rahibi askerba_1yla geliyor!" _eklindeki haber K1rg1zlara ula_t1. Cak1p bay kendini kaybetti; sanki uyu_mu_ gibi _uursuz dolan1p ne yapaca1n1 _a_1rd1. Ak1ll1 Akbalta ormanda bir kulübe yapt1r1p yedi delikanl1y1 korumakla görevlendirip Ç1y1rd1'y1 her yan1ndan örtüp gizledi: Askerba_1 avulu toplay1p emiri okudu: "Yer yüzündeki güne_ gören halklar1n hükümdar1 olan Çin Maçin Han1 Esen Han'1n doum günü için K1rg1zlar deerli hediyeler haz1rlas1nlar!" K1rg1zlar "Doymayan kafirlere ses ç1karmadan hediyesini verelim de bir an önce defolsunlar. Çocuk görmek üzereyiz. O çocua gelecek belâ askerlerle beraber gitsin" dediler. K1rg1zlar bu kez kar_1l1k göstermeden güle oynaya alt1n ve gümü_ toplay1p süsledikleri ata güzel k1z1 bindirdiler. Heybeyi alt1n mücevher ile doldurdular, hayvanlar1 dokuzar dokuzar sürüp ç1kard1lar. Askerba_1 saray1na döndü. K1rg1zlar, Ç1y1rd1'y1 saklad1klar1 için çok sevindiler. Beklenen gün de yakla_t1. Ç1y1rd1'n1n doum an1 geldi. Han1m1n sanc1s1 ba_lad1. Sanc1 ba_lad11nda Cak1p'1n evine bah_1lar ve kad1n _amanlar topland1lar. Tünek'i dayamak için alt1n s1r1k diktiler. Kad1nlar tela_lan1p beyaz evde (Akotada) gürültü kopard1lar. Cak1p efsun okuyup, akbozdan k1srak, bayku_ ba_l1 koyun, ay boynuzlu inek, enenmi_ deve kurban kesti. Avulda Ç1y1rd1'n1n _iddetle ba1rmalar1, ç1l1k at1_lar1 yedi gün sekiz gece kesilmedi. "^efkatli kay1p ku_ (dal1 gevi_ getiren hayvanlar1n hamisi), Umay Ana, ku_ ana, _efkatini esirgeme, yard1m et!" kad1n _amanlar bah_1lar s1çray1p, davul çal1p Umay Ana'y1 yard1ma ça1rd1lar. Ate_ Ana'ya s11n1p ate_ yakt1lar, süt ve ya saçarak, ard1ç aac1 yakt1lar. Yetmi_ K1rg1z ailesinin erkekleri Ç1y1rd1'n1n doum sanc1lar1 geçirmekte olduunu örenince sevinip Cak1p Bay'1n evine gittiler, yava_ça gelip olup bitenleri dikkatlice seyrettiler. Tanr1m bize ne verecek, görelim diye küçükten büyüe herkes daa ta_a s11nd1. Dokuzuncu gece Ç1y1rd1'n1n sanc1s1 bitti diye kad1nlar heyacanla ba1r1_t1lar. "Cak1p Bay, Han1m1n _imdi douracak" sözünü i_itince Cak1p yüksek sesle alay1p, çocuun sesini duyduumda kalbim parçalanmas1n, gene alay etmesin, avulda duymayay1m diye tepelere gitti. Cak1p Bay, Han1m1 erkek çocuk dourursa mu_tuluk vermek için kerme (atlar1 balamak için iki çad1r aras1na gerilen urgan) ye k1rk kara boz at yavrusu (dört ya_1na basan at) balatt1. Böylesini hiçbir insan görmemi_ti. 0nsanlar sevinerek göe bakt1lar, etraf sesiz ve sakindi, hayat adetâ durmu_tu, kanatl1 ku_lar uçmad1lar, akan sular akmad1lar. Avuldaki köpekler havlamad1lar, otlar1n ba_1 sallanmad1. Bu bir iyilik i_aretiydi. Bu çocuktan, kimse ürkmedi, korkmad1. Hepsi merak ettikleri s1rr1n aç1klanmas1na beklediler. Hepsi kulaklar1n1 kabartt1lar. Altay'1 sarst1 "Baa" diye alayan çocuun sesi, kara yer salland1. Alemi sarsan bir gök gürültüsü duyuldu. Ak Ota'a kut dü_tü. Gökku_a1 gibi, eilen parlak bir 1_1k Cak1p'1n avulunun üzerini kaplad1. ^imdi da ba_1nda Kayberen (dal1 gevi_ getiren hayvanlar1n hamisi) böürdü, bahçedeki ku_lar öttü, yerdeki y1lanlar 1sl1k çal1p, avuldaki köpekler havlamaya, atlar ki_nemeye ba_lad1lar. Bebek iki elinde kan p1ht1s1 olduu halde dodu, bebein on be_ ya_1ndaki çocuk kadar a1rl11 vard1. Ç1rp1n1_lar1 otuz ya_1ndaki insan1n kuvveti kadard1. Bebein iki omuzunda kara yele görüldü. Az1na yiyecek verildiinde üç tulum ya1 bir defeda yedi. Soylu kad1n Ç1y1rd1 bebee memesini verdii zaman memesinden önce süt sonra kan ç1kt1, Han1m buna dayanamad1. Yetmi_ K1rg1z ailesinin mutlu günleri gelmi_ti, nice aylardan, nice y1llardan beri çocuk alamas1n1 i_itmeyen K1rg1zlar çok sevindiler. Avulun erkekleri o anda çocuun babas1 olan Cak1p'1 hat1rlad1lar. Ona bu haberi ula_t1r1p hediye almak için kermedeki k1rk at yavrusuna binerek her taraf1 arad1lar. At bulamayanlar da çoktu, kimisi yaya, kimisi atl1 gitti. Avulda erkekler yaln1z Akbalta tedirgin bir halde evinde kalm1_t1. Sulayka bunu görüp sa_1rd1, "0htiyar müjdeden bo_ kalma, ko_an almaz, nasibi olan al1r. Cak1p'1n sevincini payla_" diye yalvard1ktan sonra yola koyuldu. Akbalta, Kökçolok at1n1 döverek avdan kalan köpek gibi seirtti. Cak1p Bay da eteindeki gök çukurun yüzünde, 1rmak kenar1nda, kanatl1 at veya gök k1r tay gibi, kara yeleli kula k1sraa yürümeyi öretmek için tek ba_1na ura_1yordu. O zavall1 Cak1p'1n Akbalta'n1n getirdii sevinçli haber ile bütün vücudu titreyip bay1ld1. Sonra ay1l1p _ükrederek avula geldiler. Akbalta, Cak1p'a ula_t1rd11 sevinçli haberin kar_1l11nda dokuz hayvan ald1. Cak1p Bay, hiç _a_1rmadan boz evine Ç1y1rd1'y1 kutlamaya sakinci girdi. "Var ol Han1m! Evlad1n1n be_ik ba1 s1k1 olsun! Be_ik ba1 kutlu olsun! Çocuunu tanr1 korusun!" "Var ol bay1m, dediin olsun!" diyerek rahatlayan Ç1y1rd1, beyaz memelerini uzat1p, beyaz gerdan1n1 ç1kar1p ihtiyar kocas1na çocuunu uzatt1. Cak1p, ba1rarak alayan bebein göbeini koklad1. "0htiyarl1kta sahip olduum olan bu mudur" diye bebei Tünek'e yakla_t1r1p dikkatlice bakt1. Tanr1n1n verdii bu çocuk a1rba_l1, arslan boyunlu, gözü aç1k, ka_lar1 çat1k, sert, kaplan gibi heybetli, kuvvet f1_k1ran bir olan idi. Cak1p, çocuun arkas1nda kara mavi yeleyi gördü. 0ki omuzunda koruyucu melek kükreyip duruyordu. Mutsuz Ç1y1rd1 "0_te sen, vücudumun bir parças1 olan gözbebeim, seni dokuz ay, dokuz gün karn1mda ta_1y1p, bin bir zorlukla dourdum. Art1k ak sütümün hakk1n1 verirsin" diye içinden üzülerek Umay Ana'ya derdini anlatt1. Ç1y1rd1, çocuu doururken gözüne görünen bir ikaz i_areti hakk1nda Cak1p'a da, yak1nlar1na da bir _ey söylemedi. Bu annenin kalbinde bir s1r olarak kald1. Bir ak sakall1 dervi_, tünekten inerek "Olunun ad1 Evliya'd1r. Büyüdükten sonra sava_ç1 bahad1r olacakt1r. Bir çelik ok tahsis ettim, onu çocuuna emdir. As1l laz1m olan1n1 yakas1na tak. On ikiye girdiinde bir ustaya yay yapt1racaks1n. Olgunla_t11nda alt1 yiide verilmesi için gökten alt1 k1l1ç inecektir" dedi. 0htiyar evliya çocuun aln1n1 üç kez s1vazlayarak oku verdikten sonra gözden kayboldu. Ç1y1rd1 dervi_in söylediklerini kimseye anlatmad1. Çelik oku çocua emdirdi, gömleinin yakas1na ipek iple dikip takt1. Cak1p: "Rüyada gördüüm oldu. Allah'1m çocuumun baht1n1 ver, ömrünü ziyade eyle, dü_mandan intikam1m1 als1n, kaybettiklerimi bulsun" diye dilekte bulundu. Kederli halk ise: "Zorluklarla pençele_irken hepimiz bir çocuk istedik. Dileimizi makbul gördün, _u çocuumuz dünyaya kement atan oul olsun, 1zd1raplar1m1z1 gidersin, ba_1m1z1 kurtars1n! Ayaklar alt1nda kalan bayra1m1z1 kald1rs1n, k1l1c1m1z1 keskin eylesin! Kaybettiimiz topraklar1 geri als1n! Yolu, kolu, gözü aç1k olsun," diye hep birlikte Tanr1'ya yalvard1. K1rg1zlar1n ah1 herhalde Tanr1'ya ula_m1_t1r, ya da Tanr1 bu zavall1 halka ac1m1_t1r, yahut da K1rg1zlar1n bedduas1 tutmu_tur, belki de Tanr1 kahretmi_tir ki , son zamanlarda Kalmuk ve Çinliler'in K1rg1z, Kazak ve Türk kabilelerine yapt11 bask1 hafifledi. Çon Beecin'deki Hanlar aras1nda iç çeki_meler, K1rk Han'1n hakimiyet ve dünyal1k kapma kavgas1 sebebiyle, göçmen halka bask1 yapacak ve zulüm edecek hali kalmam1_t1. Halk aras1ndaki Kalmuk serdarlar1 casus ve muhabirleri yer yer eriyen kar gibi gizlice kaybolmaya ba_lad1lar. Bunun fark1na varan Cak1p, avulun ileri gelenlerini, yak1nlar1n1 toplay1p dan1_t1. "0htiyarl11mda oul sahibi oldum, hayvanlar1m yok olmad1. Otlar yeti_tiinde, hayvanlar doyduunda, Uç-Aral'da bir ziyafet vereceim" dedi. Yurdun ileri gelenleri Cak1p'a kat1ld1lar. Kalmuk, T1rgot, Çinliler'den s1r saklay1p, Cak1p'1n, on iki direkli, ak _anl1 üç karde_ini bulsa da onlar1 ça1r1p kö_eye oturtsa, sevincini onlarla payla_sa, ziyafetin tad1n1 ç1karsa. Ama onlardan _u ana kadar hiç bir haber alamad1. Bunu dü_ündükçe yürei s1zl1yordu. Oruz'u Opal'da, Bay'1 Ka_gar'da, Usön'ü Tibet'te biliyordu. Cak1p her _eyden evvel, Kazak'a Noygut'a, Katagan'a, Türk kabilelerine, Alç1n'a, Uy_un'a, Nayman'a, K1pçak'a, Abak'a, Tarak'a, Arg1n'a dört be_ ay önce çocuunun düününe davet etmek için haber gönderdi. Uzun zamand1r ziyafeti özleyen k1rg1zlar yurdu yenilediler, evlerini düzeltip kurdular. Kad1nlar süslenip, kara ba_örtüsü yerine beyaz sar1k ve beyaz ba_örtüsü kulland1lar. K1zlar saçlar1n1 çe_itli _ekilde örüp, bayku_ tüyleriyle süslenen kalpaklar1n1 giydiler. Erkekler kesmek için hayvan haz1rlad1lar, ocak yapt1lar, odun haz1rlad1lar, yar1_ at1 haz1rlad1lar, misafirleri a1rlama i_ini görü_tüler. Cak1p Bay, bir gün Ala-Dadaki Nogoyun evine benzeterek, Altay'da alt1 direkli bir ota kurup süsledi. Ard1ç duman1yla evi tütsüledi, davul çald1r1p bah_1ya evdeki belay1 kovdurdu, k1ll1 m1zraa k1z1l tu tak1p tünekten ç1kard1. Akbalta, önce Cak1p'1n fikrini beenmemi_ti, sonra halk1n ziyafete hasret kald11n1 görüp zavall1lar1n "gönlü ne_elensin, ba_lar1 bir araya gelsin" diye kabul etti ve ziyafet i_lerini üzerine ald1. O yüzden, o ne uyuyabildi, ne de rahat soluk alabildi. Hep ko_turup durdu. Ziyafet yedi gün sürdü. "Cak1p'1n çocuunun ziyafeti bizim de ziyafetimiz, _imdi hizmetini etmiyelim de ne zaman edelim" diyerek Arg1n'1, Kalmuk'u, Nogoy'u, K1pçak'1 hep beraber misafirleri a1rlad1lar. Oyun, güre_, m1zrak müsabakas1, at yar1_1 düzenlendi. Cak1p'1n ziyafeti Altay'da çabuk duyuldu. Kalmuk T1rgot, Çinliler ve Moollar "Bu K1rg1z Ak Ota kurduu için mi böyle _1mar1yor? Onun bizim bilmediimiz bir çocuu var. Alevke'ye söyleyelim" diyerek kötü niyetle avullar1na döndüler. Cak1p, her kabilenin ba_ta gelenlerini, yak1nlar1n1, bilgili aksakallar1, özellikle ziyafet sonras1nda al1koyup, her birine elbise giydirdi. Aksakallar1 özellikle ziyafet sonras1na al1koyup her birine elbise giydirdi, çocuunu sa eteine koyarak, Han1m1n1 pe_ine tak1p ortaya ç1kt1. "Sevgili karde_lerim! Tanr1m1n verdii oluma ad veriniz." Cak1p diz üzerine oturup dilei için dua etti. Çocuktan ç1kan 1_1a bak1p ona lay1k bir ad bulamayan halk _a_1r1p kald1. Ah, Tanr1m! Tam bu s1rada beyaz çad1ra y1rt1k deri elbise giyen, elinde beyaz âsâ tutan, beline çakmak ta_1 balayan, aya1na çar1k saran bembeyaz sakall1, ak külahl1 dervi_ birden içeri girdi. "Millet" dedi yüzü 1_1ldayan dervi_, _a_k1n oturanlara bakarak, "müsaade ederseniz nur yüzlü çocuun ad1n1 ben vereyim." Onlar da; "Olsun! Az1ndan ç1kan kutlu olsun, çocuun ad1n1 sen ver ihtiyar" dediler. "Söylemek benden, söz Tanr1'dan. Çocuun ad1 Manas olsun! Ulu ad1na lay1k bahad1r olsun! Belalârdan uzak dursun" dedi gözlerinde ate_i olan evliya dervi_ elindeki âsâs1n1 çocuun üzerine silkerek "Manas ok geçirmeyen kürklü ol ! Ok yeti_emeyen atl1 ol! Sana dokunanlar1 k1l1çtan geçir, kar_1na dü_man ç1karsa belini büküp öcünü al! Seninle tutu_an yenemesin, sana dokunana aman verme! Yaln1z ba_1na bozkurt ol, k1rk ki_iye bedel ol! Ad1n1 _imdilik sakla." dedi. Oradakiler "Dediin olsun. Tanr1m versin!" diye uultuyla güney 1_11n1n girdii tüneke bakarak Gök Tanr1'y1 s11nd1lar. Ç1y1rd1 Han1m, çocuuna ad veren adama elindeki ipek kuma_la alt1n1 vereyim diye dü_ünürken beyaz sakall1 dervi_ bir anda gözden kayboluverdi. Onu d1_arda olanlar da görmemi_lerdi. Manas Manas olunca, ad1 san1 duyulunca, yurtta ona muhatap ç1kmad1. Küçücük Manas, ba1r1nca dadaki kayberen ürkerdi, ormandaki kaplanlar kaçard1. Manas bebekliinde alamay1 bilmiyordu, yaramazl1k yapard1, istese oban1n oca1ndaki ate_ten yal1n ayak geçerdi. 0çinden geçilmez çam orman1nda tek ba_1na dola_1rd1. Ev kadar ta_lar1 dadan yuvarlard1. Onbe_ ya_1ndaki çocuun elini s1k1p alat1yordu. Çocukca1z üç ya_1na geldiinde Çong Cindi diye biliniyordu. Delikanl1larla e_it oldu, devenin kuyruk sokumu kemiini tek eliyle birle_tirir, Gök öküzün boynuzunu k1rard1. Onunla görü_meye kimse ç1kamazd1. Çong Cindi henüz dört ya_1na geldiinde s1k s1k dövü_meye ba_lad1. Kara aac1 yerden köküyle beraber kopard1. Can1yla yar1_1p, gücüyle kap1_t1, suya bassa dalmad1, ate_e bassa yanmad1. Arslan gibi heybetli oldu, belal1 Cindi diye adland1r1ld1. Çong Cindi be_ ya_1na geldii zaman, henüz küçükken marifetini millete gösterdi, öküz kadar ta_lar1 kald1rd1, y1lan1n ba_1n1 1s1rd1, bir tulum k1m1z1 bir seferde içti. Genç Manas alt1 ya_1na geldiinde uzun boylu delikanl1 oldu, yiitlerle denk oldu. Çong Cindi ad1n1 b1rakt1, kendi ad1yla çar1lmas1n1 istedi. Manas, yedi ya_1nda k1r1p dökmeye ba_lad1. Can dostlar1 ondan bezerek kaçt1lar. Delilii artt1, bir kuzunun eti ile doymada, onunla güre_ecek yiit kalmad1. Manas sekiz ya_1na girip erkeklik ça1na erince, her gün k1rlarda dola_t1. Ev yüzünü görmedi, kervan yolunda gelip geçen tüccar ve kervanc1lar1 soyup mal1n1 mülkünü çocuklara da1tt1. Avuldakiler "Cak1p Bay'1n bir tanesi laf dinlemez _1mar1k" diye dedikodu yapt11 halde hiç kimse kar_1s1na ç1kamazd1. Bir keresinde Manas, avuldan k1rk çocuu toplay1p, geni_ Altay'1n tepeli alanlar1nda karargâh kurup elence düzenledi. Elence k1vam1na geldiinde yukar1daki da tepesinde Kalmuk, T1rgot, Mool'un kudurmu_ seksen çocuu sallana sallana gelip avulun çocuklar1na büyüklük taslad1. "Serseri K1rg1zlar1n çocuklar1 elence düzenlemi_ler. Onlara elenmeyi gösterelim! Esen Han atam1z bunlar1n derisini yüzüp gözünü oyacak! Diye _1mard1lar. Onlar birine "Erkek isen yap" dedi. Manas. Kalmuk'un, Mool'un , genç çocuklar1 sava_ parolas1n1 söyleyip K1rg1zlar1 her yandan ku_att1lar, ba1r1p ça1rarak, kavga ç1kard1lar. Kaçan K1rg1z çocuklar1n1 küçük büyük demeden ölesiye dövdüler, epeydir bir kenarda duran Manas art1k "yeter" diye araya girdi. "Bu hakeme bak, kötü K1rg1z!" diye Kalmuk çocuklar1n1n ba_1 Manas'a denekle vurdu. Manas dayak yedikten sonra yerinde duramad1. Yerdeki denei al1p Kalmuk'lara öyle bir hareket yapt1 ki, denein dokunduu on iki çocuk öldü. Manas'1n heybetini gören Kalmuk çocuklar1 kö_e bucak kaçmaya ba_lad1lar. K1rg1z diye sava_ parolas1n1 söyleyen k1rk çocuk Kalmuklar1 kovalad1lar. Manas, Kalmuklara yeti_ip tam onlar1n cezas1n1 vermek üzereyken kar_1s1nda Cak1p Bay Peyda oldu. "Hey yaramaz!" diye Cak1p, Manas'a ba1rd1, "Kalmuklara bunu nas1l ödeyebilirim! Ba_1m1z1 yiyeceksin bu hareketinle, dur!" dedi. Manas k1rk çocuu pe_ine takarak hiçbir _ey olmam1_ gibi avula geldi. Ertesi gün Kalmuklara dokuzarl1 gruplar halinde hayvan götüren Akbalta _öyle dedi: "Avulumuzdaki Çong Cindi denen çocuk kavga ç1karm1_, onu cezas1n1 biz verelim, aya1na geldik, çocuklar1n i_i yüzünden birbirimize dü_man olmayal1m" diyerek Kalmuklar1n aya1na kapand1. Onun mal1n1 mülkünü alan, içkisini içen Kalmuklar _öyle dediler: "K1rg1zlar, sizin af dilemelerinize al1_t1k art1k.Çong Cindi'nize sahip ç1k1n!" "Tamam" dedi s1rr1 içinde saklayan Akbalta. O olaydan beri Cak1p olundan kayg1lan1yordu. Cak1p sonunda Han1m1na dan1_arak Manas'1 O_pur'a bir an önce vermek istedi. "Çocuu u_ak m1 yapacak, Hanzade mi yapacak, budala m1 yapacak kendisi bilsin. Onun eline verelim, hem Kalmuklar1n gözünden uzak dursun" diye at1na binerek yola koyuldu. Cak1p'1n bildii kadar1yla O_pur çobanlar1n ba_1 Tengir Bay'a tabi olan, töreleri iyi bilen, sözü bir özü bir insand1. O_pur, gençliinde dünyadan b1kt11 için halk1na geç kat1lm1_t1. O da1n tepesinde dü_üncelere dalm1_ bir halde ak_ama kadar otururdu. Gece boyu uyumasa bile gündüz yine halinden hiç bir _ey eksilmiyordu. Kolay kolay s1rr1n1 söylemezdi. Birçok dili biliyordu, Kara ku_ gibi ihtiyar gözükmesine ramen tekmeyle ta_ yaran, eliyle her_eyi k1rabilen ki_iydi. Yedi gecede Kalmuk ve Çin'e yaya olarak gidip gelirdi. O_pur, dadan seyrek olarak inerdi. Ömrünün büyük bir bölümünü ak karl1, mavi buzlu yükseklerde kuzular1n otlad11, kayberenlerin yay1ld11 yerlerde, koyunlar aras1nda geçirirdi. "O_pur Bay nerdesin?" dedi Cak1p yüksek sesle, "Sana bir kul getirdim." "Buraday1m Cak1p Bay." O_pur Ak çad1r1ndan ç1kt1, "A, oulunuzu a1l1ma al1p gelmi_siniz..." O_pur, Manas'a dikkatlice bakarak ona bir sar1 keçi yavrusunu kurban kesti. "O_purcuum, sen çok _ey bilirsin, söylemesem de bunu farkedebiliyorum.Bunu adam et. Seni Tanr1'ya, olumu sana emanet ediyorum." Çoban ba_1, Bay'1n sözünü dinledikten sonra cesaret bularak: "Bay1m, peki. Avuldaki Çege Bay ile oynas1n!" "Olumun gözünün ya_1na bakma!" Vur, döv! Yatt11 yer kara kulübe olsun, önü taar (kaba yünlü kuma_), keçe olsun! ^1martma" diyerek Cak1p evine döndü. Manas O_pur'un yan1nda kald1. Ertesi günü kara kulübede horlay1p uyumakta olan Manas'1 O_pur tan atmadan uyand1rd1. "Hey, Manas! Sen buraya uyumaya gelmedin. Çobans1n. Dediimi yapacaks1n, kalk! Normalde ölene kadar uyuyan uykusever Manas bugün hiç ses ç1karmadan gözünü açt1. "Söyle bana, nas1l insan olmak istersin?" dedi O_pur onu sorguya çekerek. "Bahad1r olmak istiyorum" dedi Manas rahatça. "Peki. Bahad1r olunca ne yapacaks1n? "Bahad1r olursam dü_manlar1m1 param parça edeceim." "Öyle mi! Niçin dü_manlar1n1 öldüreceksin?" Manas buna cevap veremedi. "Halk1m1 yamalay1p soyduu, öldürdüü için desene" dedi O_pur "Kan dökerek mi bahad1r olacaks1n?" "Bilmiyorum". "^imdi sözümü dinlersen bahad1r olacaks1n" dedi O_pur. Manas çobana "evet" i_areti yaparak ba_1n1 sallad1. O_pur, Manas'1 büyük nehirin akt11 geni_ dereye götürdü. "^imdi buradan öteki k1y1ya geçeceiz, yol bu" dedi O_pur. "At ile geçemez miyiz?" dedi Manas. "Bahad1rlar pek çok zorluklar1 ya_arlar. Bahad1r olmak istersen yaya geç" dedi, O_pur, Manas'a bak1p. Gerçekten Manas nehire elbiseleriyle girdi. Be_ ad1m gittikten sonra Manas bir ta_a tak1l1p kayarak dü_tü. Suda sürüklenmeye ba_lad1, suda boulmak üzereydi, iki gözü O_pur'da idi. O_pur, suda ak1p gitmekte olan Manas'1 takibederek, _a_madan nehir k1y1s1 boyunca gelmekte idi. Manas çaresizdi, nehir onu alm1_ götürüyordu. Nehirin k1vr1m1na geldiinde, Manas'1n gücü kalmam1_t1. O_pur, k1y1dan elini uzat1p onu nehirden ç1kard1. "Bahad1r olmak kolaym1ym1_" dedi O_pur gülümseyerek. "Bahad1r sava_ta dövü_ür, dü_manla sava_1r. Suda akmaz" dedi Manas k1zg1n halde. "Suda dövü_mek, yaya olarak nehir geçmek her an bahad1rlar1n ba_1na gelebilir" dedi O_pur. "Uykudan kalk1p, bir anda kara gücünle olman laz1m." O_pur, Manas'1 öteki k1y1ya geçirip ta_l1 dereyi gösterdi. "Bu deredeki ta_lar1 iki günde bir yere toplayacaks1n." Manas daha da sinirlendi. "Onunla sur mu yapaca1z?" dedi Manas tersleyerek. " Hay1r. Senin gücünü deneyeceiz" dedi O_pur. "Bunlar1 toplad1ktan sonra eve gidebilirsin." O_pur at1na binip Manas'1 derede b1rakarak gitti. Manas, burada iki gece kald1, bin bir zorlukla ev kadar ta_lar1 bir yere toplad1. Üçüncü gün O_pur geldi, toplanan ta_lar1 görüp Manas'1n omuzunu tuttu. "^imdi, senin gelecekte bahad1r olaca1n belli oldu, Manas". O_pur o zamandan beri Manas'1 rahat b1rakmad1. Onu yayladaki Süt-köl denen suyu çok souk olan derin göle; etraf1nda Kamçatka ördeklerinin bulunduu yere götürdü. Beline ip balay1p suya dald1rd1. Böylece Manas yüzmeyi örendi. Bu O_pur'un eziyetlerinin ba_lang1c1 idi. Ne olursa olsun, O_pur'un eziyetleri, Manas'1n ho_una gidiyordu. Dikkatlice canla ba_la O_pur'un söylediklerini, itiraz etmeden hemen yerine getiriyordu. Bahad1r olman1n kolay olmad11n1 art1k anlam1_t1 Manas. Bir ayda Manas yay1n nas1l yap1laca1n1, nas1l çekileceini örendi. 0ki ay sonra dayan1kl1 m1zrak yapman1n s1rr1n1 örendi. Üç ayda k1l1ç yapmay1 ve kullanmay1 örendi. Dört ayda erkek yar1_lar1 (at üzerinde yap1lan bir birini eyerden dü_ürme yar1_1) na al1_t1. Be_ ayda O_pur ile tutu_tu, kara gücü geldiinde Manas onu bir eliyle kald1rd1, bunu f1rsat bilen O_pur ayak çalmak suretiyle çocuu yere serdi. O_purun bilmedii _ey yoktu. Tibet ve Çin'den örenip geldii s1rr1, inein derisini as1p eliyle saplayarak delmeyi, bir denekte otuz ki_iyle tutu_may1, tekme atmay1 Manas'a öretti. Alt1 ay sonra o etine dolgun çocuk zay1flam1_t1, boyu uzay1p yaramazl11 kalmam1_t1. Vücudu kuvvetlenmi_ boz bir olan olmu_tu. Ondan sonra O_pur, Manas'a güvenerek onu Çege Bay'la beraber koyun gütmeye gönderdi. "Üzerine Kalmuk'un ta_1na tak!" dedi O_pur, "Yoksa Kalmuklar senin ayaklar1n1 ve kollar1n1 keser." "O_pur Aa! Kalmuk'un ta_1na tak1p ya_amaktansa ölürüm daha iyi" Manas buna gücenerek beyaz kalpa1n1, üstüne kementay (keçeden üst giyim=çapan) giydi ve yan1na k1l1c1n1 ald1. Manas on ya_1na geldiinde t1rmanmak için da, sava_mak için dü_man bulamad1. O dadaki çobanlardan k1rk çocuk bulup almak istedi. Bir s1cak yaz gününde, Manas ile Çege Bay daa koyunlar1 otlatmaya ç1km1_lard1. Tam kar_1daki kaya ta_1nda bir kurt, koyunlar1 aras1nda aksak beyaz kuzuyu yakalay1p güpegündüz parçalad1. Bunu gören Çege Bay'1n ödü koptu; ba1rmak için sesi dahi ç1kmad1, ard1ç aac1na ç1karak sakland1. "Hey, bu hangi köpek" dedi Manas. "Köpek deil, kurt" dedi ya_ça büyük olan Çege Bay. "Bizi de yiyecek. Saklan buraya." "Kurtsa ne varm1_. Bunun cierini söküp alaca1m" diye on ya_1ndaki Manas kurda sald1rd1. Kuyruundan yakalayacakt1 ama yeti_emedi. Kurt kaç1p gitmekte idi. Manas akan kan1 izinden onu takibetti. Kurt kayan1n önündeki kara maaraya girip sakland1. Manas da onun izinde maaraya girdi. Manas maaraya girince gördüklerine inanamad1, kö_ede iri yar1, _1k elbise giyen k1rk ki_i s1rayla oturmu_tu. Kanatl1 atlar1 vard1; gönülleri aç1k, yüzleri nurluydu. Onlar1n yan1nda O_pur'un aksak kuzusu meleyip duruyordu. Büyüklerden çekinen Manas onlara selam verdi: "Aalar, Kuzuyu kapan kurdu gördünüz mü?" dedi. "Gördük" dediler. Oturanlar birbirlerine bakarak gülümsediler. "O kurt i_te biziz. Biz k1rklar1z. " Manas'1n onlara pek inanmad11n1 gören k1rklardan biri bir anda kurt _ekline girdi. Manas da böylece inand1. "Biz k1rklar senin yolda_lar1n1z" dedi oturanlar1n büyüü, "Ne zaman zorda kal1rsan biz hemen yard1m1na ko_ar1z. Sana söz. " K1rklar Manas ile göüslerini birbirine dedirerek sözle_tiler. O esnada maaraya Çee Bay girdi. "Onun ad1 ne?" K1rklar1n büyüü. "Kadoo Bay'1n olu Çee Bay, çoban1m1z." "Bu çocuk sonra sana can yolda_ olacakt1r, ad1 Kütübi olsun" dediler ve k1rklar gözden kayboldular. Manas ile Çee Bay geri dönüp koyun kuzular1n1 sayd1lar, eksik ç1kmad1. Manas bu gördüklerini iyilie yordu. Deminki beyaz kuzuyu Çee Bay'la kesip k1zartarak yediler. Gündüz dadaki koyunlara sald1ran kurtlar1 gören çobanlar, ak_am üstü deredeki koyunlar1n1 say1p kontrol ettiler. A1ldaki koyunlar1n ve otlaktaki atlar1n hiçbiri eksilmemi_ti. O_pur'un koyunlar1na da bir _ey olmam1_t1. A1lda deminki aksak ak kuzu da vard1. O_pur, koyunlar1n1 güderek tepe boyunca gelirken deredeki çukurda Manas ba_ta olmak üzere k1rk çocuun elenmekte olduunu gördü. Çocuklar1n elenmesini seyretmek için attan inerek bir söüdün alt1nda oturdu. Çocuklar art1k büyümü_lerdi. Onlar durmadan ordo (Han1 karargah1n1 ele geçirmek için sava_1 temsil eder) oyunu oynuyorlard1. Sonra kazandaki etleri al1p yediler. Çocuklar1n aras1nda Manas Opol da1 gibi gözüküyordu, o bu görünü_üyle dierlerinden farkl1 idi. "Bahad1ra itaat edelim!" K1rk çocuk Manas'1n etraf1nda dönerek ona sayg1 gösterdi. Manas bununla yetinmeyerek, adetlerde olduu gibi somurtkan davrand1. Çocuklar1n kendisine beim demelerini salad1. Eti yedikten sonra Manas söüdün gölgesinde uykuya dald1. Bir zaman sonra üst taraftan Kara Malmuk'un seyisi Kancarkol, yolundan _a_m1_ köpek gibi bast1r1p geliyordu. Bu kafirin i_ini O_pur biliyordu. Bu adam Kalmuk ve Çin'de, Sibirya pars1 gibi emir dinleyen, insan1n ba_1n1 eliyle kesebilen, elini göüse saplasa hançer gibi giren, bu yüzden Kancarkol diye adland1r1lan belâl1 biriydi. O_pur, içinden f1rsat bulsam da Kancarkol ile yerde teketek dövü_sem diye dü_ünüyordu. Kancarkol, yol boyundaki çocuklar1 görünce köpek gibi f1rlay1p gelerek kamç1s1yla onlar1 kamç1lamaya ba_lad1. Çocuklar Taranç1 gibi saa sola da1ld1lar, baz1lar korktu. At üzerinde dövü_emeyen Kalmuk attan inip ku_att11 çocuklardan dördünü eliyle vurarak öldürdü. Sonra onlar1 toplay1p üzerlerine oturdu. Manas, çocuklar1n gürültüsünden uyand1. O Kancarkol'a doru heybetle, arslan gibi kükreyerek geldi. Onun gücünü farkeden Kancarkol da önceden tedbirini ald1. O_pur; "Ne yaz1k ki, Manas belki o tecrübeli kafire yenik dü_ebilir, ke_ke onun yerine ben olsam! Kancarkol, Manas'1 parçalarsa, Cak1p'a ne söyleyeceim." diye dü_ündü. Manas ile Kancarkol meydanda dönerek birbirini korkutmaya çal1_t1lar. Bir ara, Kancarkol eliyle Manas'a göz aç1p kapay1ncaya kadar vurmak istedi. Yiit Manas, kendini bir yana att11ndan, Kalmuk'1n eli söüde saplanm1_t1. Bir anda Manas aya1yla onun böbreine vurup, kald1rd1 ve kucaklayarak yere f1rlatt1. Kancarkol yere serildi. O_pur, Manas'tan emin olarak, çocuk, göreceini görmü_, öreneceini örenmi_, olgunla_m1_t1r, sa salimken Cak1p'1n eline teslim edeyim diye yola koyuldu. O_pur'u gören Ç1y1rd1, sevincinden ba1rd1. Heyacandan O_pur'a verebilecek hediye, giydirebilecek elbise bulamad1. "Sana kurban olay1m O_purcuum! Manas kuzum amam m1? 0ki y1ld1r onu görmedim. On çocuu varm1_ gibi ihtiyar onu görmeye gitmedi. Manas ad1ndan Kalmuklar1n, Çinlilerin haberi var m1? Almak istersen i_te hayvan! Para istiyorsan onu da senden esirgemem. Beslediim oul adam olacak m1?" Sözde hasis, derin dü_ünceli olan O_pur _öyle dedi: "Olumuz amand1r, kimseye yenilmez, güre_te, kimseye boyun emez biri oldu, k1vam1na geldi. Söyleyeceimi söyledim, vereceimi verdim. Art1k Kalmuklardan, Çinlilerden korkmaz oldu. Çocua ihtiyac1n1z varsa alabilirsiniz." Ertesi gün Cak1p Bay, Manas'1 al1p gelmek için O_pur'la beraber gitti. Cak1p olunun olgunla_t11n1 görüp sevindi. "Ya kurban olay1m kuzum, beri gel, konu_al1m. 0htiyar Kalmuk'u dövmü_sün. Çakma1yla b1ça1n1 alm1_s1n. ^imdi Kalmuklar bize felaket yad1rmaz m1? Ba_1n1za belâ olmayacaklar m1? Diye Cak1p alad1. "Ben onu ganimet ald1m. Ganimeti vermeyeceim." dedi. Manas dudaklar1n1 bükerek. "Ey baba! Ne zamana kadar böyle saklan1p ya_ayaca1z? Art1k kaçmayaca1m Kalmuk'tan, ölümde öte yok !" dedi. "Ya, yavrum, arkada_lar1na hayvan kesip yedirip israf etmi_sin." dedi Cak1p. "Ey baba k1zma. 0nsana, dünya ile hayvan bulunur. Bunca sahipsiz hayvan1 güdüp ne bulacaks1n1z. 0nsana birazc1k servet yetmiyor mu?" Cak1p, çocuunun söylediklerine kar_1l1k bulamad1. Manas'1n ak1l bulduunu, büyüdüünü gören Cak1p, içten memnun oldu. O_pur, elini Manas'1n omzuna koyup vedala_1rken sordu: "Manas, olgunluk ça1na geldin. ^imdi seni babana teslim ediyorum. Söyle bakay1m, benden ne örendin?" dedi O_pur. "Nas1l bahad1r olunaca1n1, nas1l sava_1laca1n1" dedi Manas. "Ho_lanmad11n herkesle sava_1r m1s1n?" dedi Manas. "Sald1r1rsa, evet!" "Manas sa kula1nla da, sol kula1nla da dinle. Sadece halk1na sald1ran dü_manla sava_acaks1n. Her zaman halk1n1 dü_üneceksin, sonra kendini. Bu, her yiidin parolas1d1r. Benim sana verecek vasiyetim budur." Manas nasihatini bitiren O_pur'un önünde diz çöktü. Cak1p Bay'la Manas sabah1n köründe yola koyuldular. Douda güne_ 1_1nlar1 bulutlara aksederken Bat1da ay henüz kaybolmam1_t1. Tepeleri beyaz karla örtülen dalar, kül rengine bürünmü_tü. Ku_ sürüleri dizi halinde göç etmeye ba_lam1_, yerde otlar sararm1_, _afak süzülmü_tü. Cak1p Bay da gök yavrular1n1 yeti_tiren ku_ gibi, boyu uzayan, at üzerinde marur oturan yiit olunu, dikkatle süzüp, daha önce "Ke_ke yan1mda bir olum olsayd1, hasretim kalmazd1." _eklindeki dileinin sonunda gerçekle_tiine _ükrederek, Han1m1na çabuk ula_mak için at1n dizginini silkti. Tör-Su nehrini geçip Ak-Ötek'e geldiinde uzaktan buram buram yükselen toz duman içinde, ürkmü_ at sürüsü göründü. Çak1p ürkmü_ atlar1n önünü kesip, damgalar1na bakarak onlar1 kendi atlar1 olduunu gördü. Cak1p bu s1cakta temiz atlar1 korkutarak süregelen yabanc1 Kalmuk'a sordu: "Hey, atlar1 nereye götürüyorsunuz?" Yer kapan Kalmuk, Cak1p'1n sözünü anlamadan atlar1, sövüp sayarak sürüp gitti. Atlar1n ard1ndan ko_an Iyman adl1 at çoban1, Cak1p'1 görüp ac1 ac1 alad1. "Kalmuklar bizi dövüp, yurdumuzu alarak, atlar1 sürüp götürüyorlar, bay1m." O s1rada Manas yeti_ip geldi, alayan at çoban1n1 görüp babas1na sordu: "Bu at çoban1n kim dövmü_, baba?" Cak1p doruyu söyledi. "Deminki Kalmuklar1n i_i yavrum. Alt1 grup Kalmuk yer dei_tirmi_. K1sa zaman önce otuz k1srakla, be_ at1 otlak ücreti olarak vermi_tin. Bunu az görüp atlar1 otlaktan kovmu_lar." Atlar1n ard1ndaki al donlu ata binen Kalmuk reisi Kortuk, Cak1p'1 tan1y1p kaba sesle ba1rd1: "Pis, vah_i K1rg1z! Otla1n sahibini bilmiyor musun?" Hayvanlar1na bir yer bulsayd1n? ^imdi sana göstereceim! Tohumunu göstereceim." diye Kalmukça sövüp, Cak1p'1 at1ndan indirip, kovalad1. "Ya baba, bunlar ne diyorlar?" diyen Manas halâ hiçbir _ey anlayamam1_t1. "Ey yavrum, çocuklar böyle sözleri anlamaz" dedi. Cak1p tela_lanarak. Bu s1rada kenarda duran Kalmuk, Cak1p'1 kamç1lad1. Bay1n sardava kalpa1 yere dü_üp çenesinden kan akt1. On Kalmuk Cak1p'a sald1rd1 onu fena dövdüler. Bunu gören Manas tahammül edemedi. At çoban1 Iyman'1n elindeki hu_ aac1ndan yap1lm1_ s1r11 (kement) kap1p kükreyen Kortuk'un üzerine f1rlatt1. Kalmuk'un ba_1 parçalanarak beyni s1r1a tak1l1 kald1. Bunu gören Kalmuklar atlar1n1n dizginlerini çektiler, _a_1rd1lar. Atlar1n1n üzerine yerle_erek Manas'1 yakalamaya yeltendiler. M1zrak ve k1l1çla sald1ran Kalmuklar, Manas'1 her taraftan ku_att1lar. Manas at1yla bir yana kaçarak s1r1kla onlar1 birer birer yere dü_ürdü. Kalmuklar1n yedisi yere dü_tü. Manas gök k1r at1n1n yorgun dü_mesine ramen ayaklar1yla onun böürlerine vurarak kaçan Kalmuklar1 inatla takibetti. Cak1p Manas'1n arkas1ndan ba1rarak gök k1r at1n dizginini tutmaya çal1_sa da ula_am1yordu. "Hey, yapma yavrum, dur!" diye al1yordu Cak1p, "Kendine gel! Arkana bak, vay-vay! Bu yapt11n nedir? Köklü kabilen mi ver senin? Ke_ke k1rk yolda_1n1 bekleseydin? Tek ba_1na Kalmuklar1 öldürüp bitirebilir misin? B1rak yavrum dur!..." Manas babas1na ac1y1p gök k1r at1n1n dizginin çekti. "Kurban olay1m sana yavrum. Bu Kalmuklar bundan sonra seni bo_ b1rakmazlar. Bakars1n yar1n Kortuk'u öldürdün diye, intikam almak isterler. Onlar "Kun" isterler. Manas at1n dizginini s1k1 tutup uslu duruyordu. "Kun ne demek baba?" "Olum birisini öldürdüün zaman, zarar gören taraf kun ister. Kunga bakarak (at, koyun, deve, inek) alt1n ve benzeri dünya k1ymetlerini al1r. Onu ödemezsek ba_ al1r veya ailemizden birisinin öldürülmesini isterler." "Kalmuklar Kortuun Kun'u için bizi esir al1p mal1m1z1 yama ederler mi?" Avula ula_maya az kald11nda, Manas dü_ünceye dalm1_t1, sonra Cak1p'1n yan1na yakla_arak: Ya baba sen beni çocuk mu san1yorsun? Büyüdün , ak1lland1n. Daha nereye büyüyeceksin? Dev gibi boyun var. Bana güveniyor musun? Güveniyorum. Ben senden bir _ey soraca1m, saklamadan doruyu söyler misin? O soraca1n soruya bal1, yavrum. Soru olunun babas1na sorabilecei bir sorudur. Cevap ise ak1ll1 bir baban1n büyümü_ oluna vermesi gereken dorulukta olmal1d1r, baba. O zaman sor olum. Bundan sonra sana gerçekleri söyleyeceim, senden hiçbir _ey gizlemeyeceim. Baba soyunu sopunu bilmeyen adam olmaz. Benim yedi göbek soyumu anlat. Ala-Too'dan Altay'a geli_imizden ba_layarak hepsini anlat. Oo, olum sen sormaz olsayd1n; ben de söz vermi_ olmasayd1m. Baban1n da çocuuna söyleyebilecei söz var, söyleyemeyecei söz var. Ama sen atalar1n1n geçmi_ini bilmek zorundas1n. Bunlar1 sen biraz daha büyüünce söylemeyi dü_ünüyordum. Sorman, büyüdüünün i_aretidir. Atalar1m1z1n geçmi_i nesilden nesile emanettir. Senin övünebilecein, gurur duyabilecein bir halk1n var. Soyun K1rg1z, sözünden dönmeyen, sava_ denince durmayan, cesur, ak1ll1 ve inatç1d1r. Dostunu dü_man1n1 bilen, namuslu, cesur, sava_ç1 ve k1rk kabileli, cennetlik bir halk1n vard1. Cak1p Bay, oluna, yedi göbek atas1n1 onlar1n kahramanl1klar1n1 masal gibi anlatarak büyük dedesi Nogoy Han'1n tarihine geldi. Büyük deden Nogoy'un yedi göbek atas1 hep hand1. Onlar1n hepsi arslan gibi güçlüydüler. Nogoy Han da onlardan eksik deildi. R1zk1n1 hiç kimse payla_mad1. Tac1n1 kimseye giydirmedi. Kom_ular1yla iyi geçindi. Dü_mana hakk1n1 yedirmedi. Nogoy, Han, ilkbaharda babalar1n1n eskiden izledii büyük yolu takip ederek Ala-Too'dan göç etti. Otlak aray1p Enesay, Altay, Ming-Suu (nehir) ya kadar giderek serinledi. Oraya eskiden yerle_mi_ bulunan k1rk K1rg1z kabilesiyle, oniki Türk soylu kabilelerle yaylay1 payla_t1lar, hayvan al1_ veri_inde bulundular, dünürle_tiler, adetleri beraber muhafaza ettiler, dü_mana kar_1 beraber sava_t1lar, güz gelince yüklerini, hayvanlar1n1 al1p göç ettiler. Ancak alt1 ay sonra Ala Too (Alada), Andican, Alay gibi 1l1k yerlere gelip k1_lad1lar. Dürüst deden Nogoy, Esen Han'la yap1lan sava_ta yüreine m1zrak sapland11 için can çeki_irken, oullar1na, halk1na ac1 ac1 alayarak _öyle vasiyette bulunmu_tu: "0yi niyetli yiitlerim, köklü halk1m, bizim dü_mana yenik dü_memizin sebebini _imdi anlad1n1z m1? Dü_mana askerimiz az olduu için boyun emedik. Halk birle_medi. 0çimizden çürüdük. Birlik ve beraberliimiz bozuldu. Töreden uzakla_t1k. Arzu ve hevesimiz kalmad1, bilgelerin sözünü ciddiye almad1k. Töreleri b1rakt1k, kötülere kand1k, küçükler büyüklere hürmet etmediler, çocuklar atalar1n1 bilmediler, kad1nlar kocalar1n1 dü_ünmediler. Tanr1y1 tan1mad1k. Böylece yurdumuzdan gayret, iman, haysiyet kuvvet gitti. Ak1ll1 önderlerinize ve memleketinize gerçekte kar_1 olan sizsiniz, Dü_mana kucak açan sizsiniz. Bundan ibret al1n1z! Bunu sonraki nesillere, çocuklar1n1za anlat1n1z..." Olum, Nogoy deden vefat ettii zaman hans1z kalan halk _a_1rd1, han hazinesi tüketildi, say1s1z hayvanlar1 talan edildi, yiit erkekler köle oldular, nârin belli, nazl1 gelinler, küçük k1zlar, cariye oldular. Böyle zilleti Tanr1m kimseye göstermesin, zaman1nda güçlü olan göçmen halk1n ba_1na felaket ve dert geldi. Ay batm1_ gibi oca1 söndü, ba_1 derde girdi. Pis Esen Han "Bu K1rg1zlara yard1m edenin kim olduunu anlayamad1m. Pek çok kez onlar1 soyup soana çevirdiysem de yine ba_1n1 kald1r1yor. Ba_lar1 bir araya gelirse tekrar dirilip kavga ç1karacak" diye dan1_man1n sözünü dinleyerek, yok edemediklerini da derelerine, kuru yataklara kum gibi da1tt1. K1rg1z çocuklar1n1 Çinlilerin, Kalmuklar1n atlar1na bak1c1 yapt1. Kar_1l1k gösteren K1rg1zlar1n dilini kestiler, eline çivi çakt1lar. Usta okçular1n gözlerini oydular, söz dinlemeyenin kula1na kur_un döktüler. Ata binip ku_ gibi dola_an halk _imdi güne_in dou_unu bat1_1n1 görememekte. Onlar tutsak oldular, dertlerini kimseye söyleyemediler, kuma akan su gibi tutunacak yer bulamadan, _a_1rd1lar. Çin Han1 Esen Han eline geçirdii göçmen Türk ve K1rg1z yiitleriyle "vah_iler" diye alay etti. Kalmuk, Mool ve T1rgotlardan muhaf1z koyup daa ve ata al1_m1_ halk1, gasbettikleri hayvanlara bak1c1 yapt1lar, onlar1 huduta yak1n yerle_tirip, Çin Seddi'nin önünde sald1ran dü_man1na kar_1 m1zrak kalkan1 olarak kulland1lar. Zavall1 halk bir deri bir kemik kalm1_t1. Kabahat halk1m1zdayd1. Onlar, y1llar sonra Altay'da ancak birle_ebildiler. 0_te _imdi sen dodun. Demin de söylediim gibi akl1n1 buldun, kuvvetle doldun. Yavrum, atalar1n, halk1 gözbebei gibi koruyup, onlara tünek olup, muska gibi saklay1p korudular. Atal11n gereini yerine getirdiler. Ben onlar kadar olamad1n. Ahvalim iyi gitmedi. Akl1m, kuvvetim kafi gelmedi. ^imdi senin zaman1n, senin yerine getirmen gereken _eyler var. Umudum sendedir. Halk1n senden beklediklerini gerçekle_tir. ^erefini koru. Korktuum _ey _udur; art1k s1rt1n1 dayayabilecein atalar1n, o kuvvetli K1rg1zlar yok. Etraf1nda toplan1n arkada_lar1n yok. Yaln1zs1n, yavru..." Gönlündekini söyledii için rahatlayan Cak1p, derin bir iç çekti. Manas dü_ündü. Manas akl1na sözle_tii k1rklar geldi. O anda kar_1s1nda ho_ bir ata binen, kara bir elbise giyen, görünü_ü muazzam, gök bayrakl1, gaza için var olan K1rklar peyda oldu. Onlar Manas'tan ba_ka kimseye görünmeden, sözleri duyulmadan dei_ik bir k1l1kla ç1kageldiler. Manas onlarla _akala_arak onlara Kortuk'u öldürdüünü söyledi. Cak1p Bay, olu sapasalam iken birdenbire hiçbir _ey yokken onun ileri geri konu_tuunu, bo_ubo_una kahkaha at1p ç1rp1nd11n1 görünce, çok korktu. Oluma cin çarpt1 diye ne yapaca1n1 _a_1rd1. O bu korkulu anda Han1m1 Ç1y1rd1'y1 hat1rlad1. "Han1ma çabuk ula_ay1m, 1ss1z yerlerde dola_t11 için Manas'1n delirdiini anlatay1m. Baks1n, yürei s1zlas1n." diye at1n1 kamç1lad1. Cak1p Bay, at1n1 balamadan, kimseye bakmadan, kamç1s1n1 sallayarak yürüdü. Gözlerinden ya_ dökülüyordu. Ba_1n1 edi. Dalg1n dalg1n yürüyordu. Ç1y1rd1'n1n çad1r1na felaket haberi getirdi. "Ey Han1m, bunu kimse bilmesin, tamam m1? Bizim 1_11m1z söndü. Gözümüz oyuldu. Hayat1m1z1 karanl1k bast1. Felâket geldi." Diye Cak1p dizlerine vurdu. "Ne diyorsun, dilin yans1n senin ihtiyar! Az1ndaki sözlerini köpee söyle. Yavrumun hâlini çabuk anlat! Ölüyorum, çabuk söyle..." Cak1p Manas'1n sararm1_ sahrada dola_1p delirdiini anlatt1. "Gözbebeim, bir tanemi sahrada niye yaln1z b1rakt1n? Hey deli ihtiyar, ben Bayku_ Ana oldum, çocua doyan sen oldun. Senin Manas'tan ba_ka kimin var? Atalar1nla beraber soyun kurusun, onlar1 niye böyle esirgiyorsun? Bana yavrumu göster. Yavrum, kuzum ne olursa olsun, at1n1 yedekleyerek onu eve getir, hadi! Olum sahraya b1rak1l1r m1, ba_ belas1, ihtiyar!" diye ba1rd1 Ç1y1rd1 gözlerinde ya_ dökerek. Ç1y1rd1'n1n dünyas1 karard1, o sanki ate_e dü_en sinek gibi k1vran1yordu. Bu âciz kullar aras1nda Ç1y1rd1 gibi ya_land11nda sahip olduu biricik olundan kötü haber al1p da üzülmeyen kad1n var m1d1r? Bu kad1nlar dünyas1nda, yavrusuna yard1m elini uzatmadan yuvas1n1 y1lan basan turgay gibi k1vranan bir ba_ka zavall1 var m1d1r? Cak1p, avuluna gelirken bir kötü haber daha ula_m1_t1. Kalmuklar Kortuk'un kan bedeli olarak yar1n Cak1p'1n avulunu herkesin gözü önünde yok etmek istiyormu_. Her_ey üstüste gelip Cak1p'1 s1k1_t1rd1. O, Akbalta'y1 ça1r1p onu dinledikten sonra kendine geldi. Cesaret bulup, s1rda_ ve kom_u Kazak, Nayman, Konguratlardan yard1m istemeye adam gönderdi. Zavall1 Ç1y1rd1, Kalmuklar gelmeden önce Manas'1 görmek istiyordu. Ne yapaca1n1 _a_1rm1_t1. Ç1y1rd1 ba_1ndaki büyük beyaz sar11n1 al1p, yerine kara ba_örtüsünü örttü. Belini s1k1 balad1, 1_1k saçan yüzü sarard1. Her zaman nazik idi, bu kez kocas1n1n hiç binmedii Boztaylak'1na binip, kocas1n1n engellemesine ramen "ölmü_se ben de öleyim, ya_1yorsa beraber geliriz" diye çöle doru yola koyuldu. Biricik olum Manas'la birlikte ben de 1ss1z çölde delireyim, terk-i dünya edip dola_ay1m. Biricik olumdan ayr1l1p ya_aman1n bir anlam1 yoktur diye al1yordu Ç1y1rd1. Iss1z çölde Ç1y1rd1'n1n etei rüzgarla savruluyor, at1n1n kuyruu ve yelesi dalgalan1yordu. O bir tepenin eteinde Manas'1 ar1yordu. Atlar1 otlatmakta olan Manas, annesi Ç1y1rd1'y1 görünce kar_1s1na ç1kt1. "Anne, sana ne oldu?" Ç1y1rd1 bir söz söylemeden at1n üzerinde Manas'a sar1larak gözlerini bo_altt1, yalvard1, alad1. "Kurban olay1m bir tanem! Gökteki güne_im! Sa m1s1n? Var M1s1n? "Ba_1n sa m1?" Ç1y1rd1 olunun sa salim olduunu görünce, kalbi rahatlad1, esenlik buldu, alamas1 kesildi, dünyaya yeniden gelmi_ gibi sevinerek yola ç1kmak için haz1rland1. Babas1n1n söylediklerini örenen Manas "Allah iyiliini versin senin baba" diye kahkaha ile güldü, ona itibar etmedi. Manas ile Ç1y1rd1'n1n önüne birden bire atlar1n1 yedee alan yedi Kalmuk ç1k1verdi. Onlar1n birisi Manas'1 tan1m1_t1, "Kortuk'u öldüren i_te o" diye ba1rmaya ba_lad1. Biri atlar1na bakt1, alt1s1 Manas'a vurmak için ellerini kald1rarak yakla_t1lar. "Ne olur, biricik oluma dokunmay1n! Beni üzmeyin!" diye Manas'1n önüne geçerek ba1rd1, Ç1y1rd1. "Anneciim, ne yap1yorsun?" dedi Manas önüne ç1karak. "Ee, bunlar alt1 ki_i deil mi. Altm1_1 gelse de bir _ey yapamaz, anneciim." Bu s1rada Kalmuklar Ç1y1rd1'n1n at1n1 dizginden tutarak götürdüler. "Hey çek elini dizginden! Gebereceksin!" dedi Manas hiddetlenerek. Kalmuklar söz dinlemeden at1 yedee ald1lar. Manas iki Kalmuk'u omuzlar1ndan tutup birbirine öyle bir çarpt1 ki, onlar o anda can verdiler. Buna gören Kalmuklar atlar1n1 b1rak1p kaçt1lar. Manas ile Ç1y1rd1 avula geldiinde Cak1p'1n b1y11 diken diken olmu_ neredeyse korkudan ödü patlam1_t1. Olunun sa salim olduunu görünce kalbi rahatlad1, _ükrederek beyaz tekeyi kesti, keyfi yerine geldi. "Tanr1n1n yazd11n1 görelim. Art1k K1rg1zlar epey güçlendiler. Kalmuklar mahvolsun. Olum Manas varken bir sava_1p görelim!..." Manas, Kalmuklar1n sald1raca1 gün hiçbir _eye ald1rmadan, güne_ douncaya kadar uyudu. "K1rg1zlar yiitlerimizi öldürdü, karde_imiz iseniz yard1ma gelin, K1rg1zlar1 keselim." Diye haber gönderdi Mançular, Altay Kalmuklar1na. Mançular ile Altay Kalmuklar1 karde_ gözüktüü halde birbirlerini çekemiyor, k1skan1yorlard1. Davet üzerine ancak dört yüz asker topland1. Altay ve Mançu Kalmuklar1ndan olu_an yedi yüz asker K1rg1zlara sald1r1p intikam almak için ellerine bayrak alarak yola ç1km1_t1. Aç gözlü Altayl1 Kalmuklar Cak1p'1n yolda otlamakta olan sekiz bin at1n1 görünce "suç i_leyenin, kan güdenin" diye sevinerek hiçbir _eyi umursamadan atlar1 al1p götürdüler. Yolun yar1s1nda Mançu askerleriyle Kalmuk askerleri atlar1 payla_mak için dövü_meye ba_lad1lar. Say1ca üstün olan Altayl1lar "Mançular1 keseceiz, kad1n ve k1zlar1n1 ganimet alaca1z" diye onlar1n avullar1na sald1rd1lar. Mançular kan1m1z1n son damlas1na kadar dövü_eceiz diye çoluk çocuk, kad1n k1z ellerine hançer al1p üç yüz askere yard1m ettiler, evlerini kale yaparak onlar1n can1n1 kurtard1lar. Mançular1n içinden genç olsa da ak1ll1 olan, Manas'1n öldürdüü kortuk'un olu kurnaz ^akul bir çare buldu: "Kendi horluumu görmektense dü_man1n horluunu göreyim, bo_ubo_una ölmektense bir _eyler yaparak öleyim" diye K1rg1zlar1n üzerine yürüdü. Kalmuklar1n atlar1n1 götürdüünü örenip sab1rs1zlanan Cak1p altm1_ ki_iyle birlikte yola ç1km1_t1. Kar_1s1na ^akum ç1k1p alad1 ve derdini anlat1p Cak1p'1n aya1na kapand1. "Kurban olay1m Bahad1r Cak1p, Altayl1lar avlumu yamal1yor. Otlaktaki hayvanlar1n1 almas1na engel olmu_tu, K1rg1zlara ac1d1n diye benim avulumu yok etmek istiyorlar. Bizi kurtar1n. A1l1ndan kalay1m, kom_un, akraban olay1m, ölen babam1n kan bedelinden vazgeçtim!" Bu s1rada arkas1ndan K1rg1zlar1n yard1m1na gelen K1z1k, Nayman, Uy_un, Alç1n, Arg1n ve Türklerden olu_an askerler: "Babas1 ölen olan1n avulunu yamalatmayal1m!; kurtaral1m! Diye sava_a giri_tiler. Birinci kez her kabileden olu_an yedi yüz seksen asker göü sarsarcas1na "Manas"_eklindeki sava_ parolas1n1 hayk1rarak hücumu geçtiler. Olgunla_an Manas gök m1zra1n1 eline al1p gök k1r at1na binip, m1zrak vurup ba1r1p dü_man1n can1n1 okudu, k1rklar1n koruduu Manas yolundakileri temizleyip ilerliyordu. Altayl1 Kalmuklar Manas'1n heybetine dayanamad1lar. Altayl1lar1n reisi ok ile gebertildikten sonra, atlar1na kamç1 vurarak kaçt1lar. Cak1p'1n iki gözü hep Manas'ta idi. Manas gazaba gelmi_ nara atarak Kalmuklar1n pe_inden alana ç1km1_t1. Cak1p, elindeki gök bayra1 Akbalta'ya verdi. Manas'1n arkas1ndan yeti_erek at1n1n dizginini tuttu. "Kurban olay1m kuzum, yeter dur! Kalmuklar1n bayra1 indirildi." Zaferden sonra Cak1p ve Akbalta, ba_ belas1 Mançular1n dediini yap1p istediimizi versinler diyerek avula geldiler. Mançulu Kalmuklar1n reisi Dögön isimli aksakal, itaatini bildirerek Cak1p ile Akbalta'n1n önünde diz çöktü: Mançulu Kalmuklar1n reisi Dögön isimli aksakal, itaatini bildirerek Cak1p ile Akbalta'n1n önünde diz çöktü: "K1rg1z karde_ler, önce birbirimize dü_man olmu_tuk. ^imdi huyunuzu, sava_ç1 olduunuzu, kahramanl11n1z1 gördük. Sizinle bir millet olal1m. Bizi akrabal1a kabul ettiniz." "0yi ise, uzaktaki akrabadan yak1ndaki kom_u iyidir. Art1k kimin kim olduunu örendik." Dedi Cak1p. Akbalta: "Aksakal hakl1d1r." Diyerek kabile reislerini, ileri gelenleri ak otaa davet ederek "^imdi Mançular ve Kalmuklarla akraba olduk. Yurdumuz bir, oca1m1z bir, yaylam1z bir, törelerimiz bir, takdirimiz bir oldu." dedi. Sava_ta ölen yüz kadar ki_inin çou Mançulardan ve Kalmuklardan idi. Dögön reis: "Bu ölenleri nas1l gömelim?" diye Akbalta'n1n getirdii ya_l1lara sordu. Kimseden ses ç1kmay1nca Manas akl1 verdi. "Eer uygun görürseniz, dediklerimi yaparsan1z, _öyle bilin karde_lerim. Altayl1 Kalmuklarla olan sava_ta her halktan yiitler öldüler. Onlar1n hepsini, yeni âdetlere göre, birlikte gömelim." "Ak1l ya_ta deil, ba_tat1r, Manas doru söyledi." dedi ihtiyarlar. Alanda büyük bir çukur kaz1p yiitleri at1 ve eyerleriyle birlikte gömdüler. Uzaktan büyük ta_lar1 öküze çektirerek getirdiler, bunlar1 kald1rarak diktiler. Kara ta_1n yüzüne: "Altay'1n _ahinleri, uçup gelip, bu 1_1kl1 alana beraber kondular." Diye yazd1rd1lar. K1rg1z, Kazak, Noygut, K1pçak,Türk, Arg1n, Mançu ve Kalmuk reisleri topland1lar. Cak1p'1n kambarbozlar1ndan ak boz k1sra1n1 getirip kurban kestiler, sonra ya_ayacaksak bir tepede ya_ayal1m, öleceksek bir çukura gömülelim diyerek and içtiler. Akbalta'n1n rehberlik ettii kabile reisleri, bilgiçler cenazenin ç1kt11 evlere girip taziyelerini bildirip ç1kt1lar. Cak1p Bay cömert davrand1. Para vererek kurtard11 atlar1ndan dört yüzünü Mançulardan babas1 ölen yetimlere ve cenaze ç1kan elere bölü_türüp verdi. O yerde babas1 ölen Macik, Mançu Kalmuklar1n1n beyi seçilerek babas1n1n yerini ald1. Dü_mana kar_1 beraber sava_an, bayra1 beraber tutan halklar1 Cak1p, avuluna getirip a1rlad1, bir gece misafir ettikten sonra ertesi gün, âdete göre at hediye etti, üzerlerine güzel elbise giydirdi, "Yeni akraba bulduk, yetmi_ aile idik, yedi yüz aile olduk, gerisini Tanr1dan dileyeyim." Dedi. Cak1p'1n avulu k1sa sürede _ehire dönü_tü. Mançu Kalmuklar1 toprakla ura_1rd1. Çad1rlara al1_amad1lar, topra1 hamur gibi yourup kerpiç yapt1lar. Ta_ toplad1lar, otlar1 kurutup duvar yapt1lar ve oraya kara _ehir diye ad verdiler. Dört bir yandan gelen kervanlar, bu _ehirden eksilmiyordu. Yava_ yava_ halk ticarete al1_t1. Manas, henüz hayattayken kara topra1n alt1na girmeyeyim, babalar1m gibi özgür ya_ayay1m diye kara _ehirden bir parça uzakta daa ç1karak K1rg1zlarla çad1rda ya_ad1. On bir ya_1n1 doldurduu zaman Manas, art1k çocuklarla oynamay1 b1rakt1; bozkurt oyunu da oynamad1, önceki yaramazl11n1 b1rak1p büyüklerle ordo at1_arak dokuz korgol oyununa (bir çe_it oyundur) ba_lad1. Ondan beri dokuz korgol oyunu Manas'tan kalm1_t1r denilmektedir. Çinlilerin, Kalmuklar1n, T1rgotlar1n aras1na gözcü gönderip onlar1n s1rr1n1 örenmeyi, orduyu nas1l kurmak gerektiini, saklanmay1, avul içine bekçi koyup dü_mana kar_1 silah yapmay1, silahlar1 gizleyip saklamay1, Manas'a ak1ll1 Akbalta öretti. Bir defas1nda Manas, can1 s1k1ld11 için yat1yordu; atlar1n doum zaman1 gelmi_ti. Manas atlara bir bakay1m diye Aymanboz at1na binerek da yolunu tuttu. Dev gibi muhte_em Aymanboz, daha sekizinci ya_1nda olmas1na ramen Manas bindiinde dimdik duruyordu. Dada, ta_k1nl1k etmekte olan çobanlara gidip dourmam1_ k1sra1 kesdi. Azemil suyunun kenar1na, dokuz yolun kav_a1na karargâh kurup can s1k1nt1lar1n1 gidermek istedi. Manas, karargahta a_1k oynuyordu; o s1rada kalabal1k bir kervan geldi. Kervan1n mahiyetinde Çinli, Kalmuk, T1rgot ve Sart vard1. Kervanba_1 olan Çinli ile Kalmuk, Sart ile T1rgot Manas'1 hiç umursamadan karargaha girdiler. "Hey, çek deveni" dediler kenarda duranlar, ba1rarak. Elenmekte olanlar da ba1rd1lar. Alt1 Çin muhaf1z1, boynuna ipek sar1l1, alt1n tak1l1 devesini yedee alm1_lard1. Han1n devesini sadece Kalmuk ve Çinliler deil herkes biliyordu. Onun olduu yerde kimse ona ç1t diyemezdi. Han'1n adam1 ile Han'1n devesine kar_1 gelenler ölümle cezaland1r1l1rd1. Arada Han1n adamlar1 yoktu, onlar develerinin dizginini tutup, söz dinlemeden Çince bir_eyler söyleyerek karargâh1 geçtiler. Bu esnada arslan Manas elindeki a_1kla bir kenardaki a_1a vurdu. A_1k s1çray1p uçarak, önündeki devenin aya1na ok gibi isabet etti, deve olduu yerde dü_tü. 0kinci a_1k öndeki e_ein aya1na sapland1 ve o da y1k1ld1. "Han1n devesini y1kt1. Bu K1rg1z1 yakalay1n." Diye ba1rd1 kervanba_1. Alt1 ki_i Manas'a yap1_t1. Onlara Manas'1n yiitleri engel oldular. 0ki taraf dövü_meye ba_lad1. Er Manas, Çinlilerin küstah kervanba_1n1 alt1n kemerinden tutarak kald1r1p yere att1; gösüne basarak ba_1n1 kopard1. Efendisinin öldüünü gören Çinli, Kalmuk ve Sartlar uslu bak1p durdular. "Bize dokunan bu muhaf1zlar1n cezas1 ölüm olsun, öldürün!" dedi Manas. Bunu duyan otuz çocuk, Çinli Kalmuklar1 öldürdüler. Kervandan on Sart sa kald1. "Bize k1ymay1n!" Biz Türk soyundan, üçümüz Uygurdan. Mal1m1z1 al1n! Bizde kabahat yok. Can1m1z1 ba1_lay1n..." dediler. Sartlar yalvararak a1zlar1ndan bal ak1tt1lar. "Eer Türk soyundan iseniz, s1rr1n1z1 söyleyin. Yoksa Çinli ve Kalmuklar gibi ba_1n1z1 kopar1r1m." Dedi manas k1l1c1n1 k1n1ndan ç1kar1p. Deveciye hizmet eden Sartlar ellerini kavu_turarak s1rlar1n1 söylediler. Çinliler ticaret yapmak için Türk illerinin dilini bilen pekçok Uyguru Ka_gâr'dan Terez'e mahsus getirmi_lerdi. Onlara y1llard1r Türk, K1rg1z, Kazak ve Nogoy ülkesine giden kervanlar1n develerini güttürmü_ler, tercümana ihtiyaçlar1 olduu zaman tercüman olarak kullanm1_lard1. Alt1 ay önce Kalmuk Han1 Alevke "Altay'daki K1rg1zlardan Manas ad1nda bir belâ ç1kt1. Alt1 ayda dört yüz Kalmuk askerinin ba_1n1 yedi. 0hmal edersek, Çin Hakanl11na sald1r1p bizi ejder gibi yutabilir. Asker toplay1p onu küçükken yok edelim. Asker ver." Diyerek Çin Han1ndan talepte bulundu. Esen Han, Alevke'ye: "Bu kurnaz Kalmuk'un, kom_usu olan bir avuç K1rg1z'a gücü yetmiyor, yahut bize durumu tam olarak anlatm1yor, K1rg1zlar1n mal1na, alt1n1na kondu herhalde. Alevke'ye güven olmaz." diyerek k1zd1. "Pis K1rg1zlardan manas diye ba_ka bir olan1 getirdiniz. Beni kand1rd1n1z." Diyen Esen Han titreyerek, Çong E_en'in Car Manas denen olunu yakalay1p getiren aç1k gözleri, sihirbazlar1 ve komutanlar1 öldürdü. Ba1rmas1ndan gök inledi. Alevke, mahsus bir kervan kurup dünyay1 gezen tüccarlar gibi giyinen muhaf1zlar1n1 K1rg1zlar1n durumunu, gücünü örenmeye gönderdi. Onlara eer gücünüz yeterse Manas'1 öldürün diye emretti. Kervan, yol bilen Sartlar1n k1lavuzluunda hiç durmadan be_ ay yürüyüp Altay'a var1nca, tam da Manas'1n kendisine rastlad1. Manas, ölen Çinli ve Kalmuklar1n silahlar1n1 ganimet al1p yiitlerine verdi. "K1rk be_ deveye yüklenen mal1 babam Cak1p, bilgiç Akbalta gelip hemen k1rg1zlara kat1lan Mançu Kalmuklar1na e_it derecede payla_t1r1p versin." Diye her tarafa sekiz haberci gönderdi. Ertesi sabah halk gelmeye ba_lad1. Ölenden hemen sonra Cak1p ve Akbalta geldi. Bu olup bitenler Cak1p'1 korkutmu_tu. "Eyvah, Manas yine mi kötü bir i_ yapt1. Bu çocuk beni ya_atmayacak!, Çocuun sesini duyduktan sonra ölseydim ke_ke. Dertli ba_1m gene dertten kurtulamad1. ^imdi ba_1m1 yedin, Çin Hakan1n1n hazinesini gasbeden sa kalmayacakt1r. Han'a dokunan iyilik görmez. Ba_1m1z derde girdi. Otuz y1l önce Esen Han'1n k1l1c1yla Altay'a sürüldüümüzü nas1l böyle çabuk unuttuk. Beni dinlersen olum, Sartlar1 yükleriyle birlikte yoluna b1rak." Bunu i_iten Akbalta _öyle dedi: "Oul olsa er olsun! Er olmasa yok olsun! Olan oldu. Öleni hayata döndüremezsin, Cak1p. Pekin denen be_ ayl1k yol. Çinliler gelinceye kadar bir çaresini görürüz. Öfkelenme, Cak1p'1n ganimeti yoksul halka payla_t1r." 0htiyar Akbalta cesaret verdikten sonra, Manas babas1na ilk defa kar_1 geldi. "Yaz1klar olsun babac11m, akl1n1z nerede kald1! Seni ecelden servet kurtarmaz. Servetin kurusun senin. Üzülme. Bo_una korkma! Korktuun için hor olmu_sun. Esen Han s1k1_t1r1rsa beni tutup ver. Çinli ile Kalmuk'tan korkup titreyerek ya_amaktansa at üzerinde ölürüm daha iyi." Manas'1n sözünü i_iten Cak1p, kan çekilmi_ gibi birdenbire durdu. "Akbalta aa, develeri herkese e_it payla_t1r1ver" dedi Manas. Akbalta k1rk be_ deveyi k1rk baba oullu K1rg1z'a Türklere, yeni akraba olmu_ iki yüz doksan haneli Mançu Kalmuuna e_it olarak payla_t1rd1. En sonra kemii k1r1lan deve Cak1p'a dü_tü. Cak1p deveyi kesti, yüklerini çözdü, gördü ki, içinde zümrüt, mücevher, beyaz inci ve ipek var. Dier k1rk devede çelik k1l1ç, lamba, buulum kuma_1, ipek, Çin ipei, patiska vard1, bunlar1 payla_an halk evlerine uyumaya gittiler. Manas kimsenin üzerine gitmedi, bir kuru_ bile almad1. " Bize kat1lmak isterseniz, biz yad1rgamay1z. Suçunuzu affettik" dedi. Akbalta on tüccara ev yapt1rd1, binmesi için at verdi, onlar1 evlendirip yerle_tirdiler. Ay dolmadan tüccarlardan hastal1kla olan biri gece bir at çalarak Kalmuklara kaçt1. Çin Han1 esen Han taraf1nda öldürülen Nogoy han'1n Orozdu ve Bay adl1 iki olu, opal da1na yerle_ip günlerini gün ettiler. Orozdu'nun on çocuu aras1nda birlik yoktu. Birbirlerine dü_man kesilmi_, birbirleriyle çeki_iyorlard1. Hayvanlar1 yamalama kavgas1 bitmemi_ti. Yeni ac1l1 aralar1 bozuktu. Seksen ya_1ndaki Orozdu çocuklar1n1n kavgas1ndan dolay1 çok üzgündü. Bay'1n Bakay ve Taylak ad1nda iki çocuu vard1. 0ki karde_ birbirleriyle iyi geçindikleri ak1ll1 davrand1klar1 için servete gark olmu_lard1. Orozdu'nun olu onlar1n hayvanlar1n1 ellerinden ald1. Onlara hakaret etti, fakat geri vermediinden dolay1, Bay çocuklar1yla beraber Ka_gârdan kaç1p, Yarkend'in ortas1ndaki _ehire geldi. Bir gün Bay, Bakay ad1ndaki ak1ll1 oluna dan1_t1: "Olum dinle. Akrabalar1n1n hali budur. Atlan1p baltay1 belime tak1p Altay'1 aramaya ç1kaca1m. Cak1p adl1 akrabam1zdan, o tarafa sürülen K1rg1zlar1n ya_ay1p ya_amad11n1 öreneceim, kendisi ula_masa, sözü ula_1r, ya öyle ya böyle haberi gelir. K1rg1zlar haysiyetli halkt1r. Tanr1 yard1m etmi_se bir araya gelmi_lerdir, yurt kurmu_lard1r diye dü_ünüyorum. Gidip dola_ay1m, yaln1z olsam da gideceim." On sekiz ya_1nda olmas1na ramen ak1lda olgunla_an Bakay, babas1n1n sözünü doru buldu. "Yak1nda bir rüya gördüm, baba. Aksakall1 dervi_ ko_arak gelip bana: Sana yolda_ olacak Manas arslan1m var. Arkada_1n1 bul, senin dayanaca1n adam odur" diye gözden kayboldu." "Rüya düzelmeden, i_ler yürümez. Rüyan rüya olarak kalmas1n, gerçekle_sin" diye Bakay Tanr1ya s11nd1. "Altaydan birini bulursan, haber gönderirsin baba. Ölmezsem arkandan gelirim!" Bakay, babas1n1n sözünü doru buldu, yetmi_ ya_1na dayanan Bay, han1m1 vefat ettikten sonra evlenmi_ti. Gençliim geride kald1, art1k beni ölüm bekliyor, sinek kadar kalan can1n neyini esirgeyeyim ki, kara ba_1m eerin terkisindedir diye belini balay1p yola koyundu. Üç günde vah_i çölde ark kaz1p, köprü yapmakta olan, kan1nca gibi kayna_an alt1n bir ki_iye rastlad1: yamaya ç1kan askerler gibiydiler. Nehiri ba_ka yöne çevirip, ark, köprü yaparak yolu ele geçirmi_lerdi. Neskara adl1 dev onlar1n reisi idi. Zavall1 Bay, ark1n yap1m1n1 yöneten Basankul adl1 adam1n yan1na gitti. Basankul onun at1n1 kesti, eline kazma verip ark kazd1rd1. 0ki gün hiçbir _ey yemeden çal1_t11 için bay1l1p dü_tü. Adamlar ihtiyar1 öldü sanarak onu ark1n kenar1ndaki söütün alt1na çekip toprakla üzerini geli_i güzel örttüler. Bay'1n _ans1 varm1_, çukurda yar1m gün kald1ktan sonra kendine geldi, etraf1na bak1p küçücük delikten d1_ar1dakileri gördü. Müthi_ yay1n1 ku_anan Neskara dev, kimseye gözükmeden, kimseye ku_kuland1rmadan ark kenar1na Bay'1n yatt11 yere gelip Çabdar at1yla konu_tu. Çabdar at1n insan gibi konu_an, sahibine ak1l öreten sihirli hayvan olduunu gördü. Bu konu_madan Çabdar1n insan1n bilmedii bir hileden de bahsettiini Bay duydu: "Bu yar1 yolda padi_ah1n köprüsünü bo_ bo_una ele geçirdin. ^imdi Esen Han'1n emrini yerine getirmeye bak. Senin yakalay1p gelecein Manas adl1 çocuk gün geçtikçe güçlenmektedir. Seni yok edecek olan odur. Onu küçükken yakalay1p yok et. Ark1 kazmakta olan alt1 bin ki_iyi doyurup, onlar1 alt1 bin ata bindir. Ellerine silah ver. Senin alt1 bin atl1, güçlü askerin olur. Sana kimse kar_1 koyamaz. Oraya gecikmeden var!" Neskara dev alt1 bin ki_iyi sürüp Altay'daki Cak1p Bay'1n atlar1n1 ele geçirmek, olunu yakalamak için harekete geçti. Çölde tozu dumana katarak yola koyuldu. Bay topraktan s1yr1l1p ç1kt1. Örtüdeki kat1r1 yakalay1p binerek gidenleri pe_lerinden takip etti. Bay alt1 gün yol gitti, insan yüzü görür müyüm, ya da açl1ktan 1ss1z da geçidinde, 1ss1z dalarda ölür müyüm diye yürürken Uluda1n kenar1na geldiinde beklenmedik bir yerden k1rat1n1 çekerek bir ki_i ç1ka geldi. Ya_l1 Bay atl1n1n selam1na Kalmukça cevap verdi. Aksakall1y1 gören Cak1p, at1n1 çekerek bu yabanc1ya tek gözüyle bakt1. "Var ol bahad1r" dedi aksakal kat1r1n1 çekerek. "Var olan aksakal" dedi. Cak1p sakal1n1 s1vazlayarak. "Olum! Ad1n san1n kimdir?" dedi ihtiyar. "Ad1m1 san1m1 sordunuz:0lk atam Buygur, devlet yöneten ki_idir. 0kincisi Babir Han, üçüncüsü Tüböy, dördüncüsü Kögöy. Kögöy'den Nogoy, Nogoy'dan ben oldum... Otuz y1ldan bire Altay'1n dalar1nda ya_ad1m. Ad1m Cak1p... "Ah, aman Tanr1m! Cak1p'1m sen misin? Cierim sa m1s1n?" diye Bay ç1l1k att1. "Ben Bay, aabeyinim." "Cakap attan kendini atarak kat1r üzerindeki ihtiyar1 kucaklay1p indirdi, gözlerinden ya_ döktü, alad1, alad1. Y1llard1r birbirinden ayr1 olan iki karde_ çölde alay1p dertle_tiler. Birbirine kavu_tuklar1na sevinen zavall1lar gözlerinden ya_ ak1t1p bir süre oturdular. "Cak1p1m, seni araya araya at1m ku_ kiraz1 gibi, bitim Torgay gibi oldu" dedi Bay. "Ah tövbe" diye Cak1p Tanr1'ya s11nda "O günleri Tanr1 haber verdii ya da ruhlardan i_aret geldii zaman uykum kaç1p, oturacak yer bulamad1m, kalbim yerinden oynad1, peri_an oldum, aabey hep seni dü_ündüm, rüyama girdin. Beklediime dedi, _imdi i_te rüyam gerçekle_ti. Güngörmü_ iki ihtiyar birbirine sar1l1p ba_lar1ndan geçenleri anlatt1lar. Sevindiler, bezdiimizde da1lsak da, ölmediimiz sürece görü_ecekmi_iz diye Tanr1n1n takdirine _a_1r1p, söylemeye söz bulamad1lar. "Kaç çocuun var Cak1b1m?" diye sordu Bay. "Bir tane." "Çocuunun ad1 nedir?" dedi Bay. "Ad1 Manas. On üç ya_1nda". "Ad veren bilerek vermi_, ad1 kutsal bir add1r. Atalar1m1z1n ruhu yard1mc1s1 olsun!" diye Bay Tanr1ya s11nd1. "^imdi akl1mdayken söyliyeyim. Manas'1 yakalay1p getirin diye Esen Han'1n gönderdii Neskara adl1 dev alt1 bin askerle geliyor. Bunu gözümle gördüm, kula1mla duydum." "O zaman yola ç1kal1m, Bay aabey." Cak1p'1n kalbi s1zlay1p kayas1 titredi, çabuk avul yolunu tuttu. Cak1p avula haber verdi. Neskara'n1n askerlerinin binlerce olduundan korkmaya ba_lad1. MANAS'IN ÇOCUKLUU (II. Bölüm) "Bu Çinli ve Kalmuklar1n askeri çokmu_. Bunlar bize sald1racaklarm1_. Neskara gördüünü diri yutan dev imi_. Bunlara at, k1z hediye edelim, hayvan ve alt1n haz1rlayal1m" dedi Cak1p. "Ey baba, dü_man1 gördüüm zaman böyle korkup duruyorsun. Yürein sökülüp al1nm1_ gibi. Art1k korkma! Can1n1 s1kma. Ya_ad11m halde halk1m1 nas1l onlara tutup vereyim. Kaderimde varsa oktan öleyim. Kara can1 esirgemeden mücadele edeyim. Bu kudurmu_ Kalmuklar1n yiitliini deneyeyim. Cezas1n1 vereyim" dedi manas. Manas'1n fikrini Akbalta destekledi, kom_u Türk kabilelerine, alt1 günlük mesafedeki Kazaklara haber gönderdi. Neskara'n1n aç kalan alt1 bin askeri yolunu _a_1r1p Cak1p'1n k1_la1 olan Keng-Aral'a geçerek yoldaki Moollar1n yurdunu bas1p, on bin at ele geçirmi_lerdi. Say1lar1 be_ yüze varmayan Moollar "nereden ç1kt1 bu haydutlar, ya sava_man1n yolunu bilmiyorlar, ya da küstahl1k ediyorlar" diye onlar1n pe_ine dü_tüler. "Hey, siz kimsiniz? Dü_man1n1z olan kim?" diyerek hayvanlar1n1 çald1ran Mool beyi Caysangbay at üzerinden ba1rd1. Dil bilen Sart Basangkul seslendi: "Hey, Cak1p Bay'1n avulu nerede? Onu ar1yoruz" "Hey, o Kulan yaylas1nda. Onlar için mi bizim hayvanlar1m1z1 soyup götürüyorsunuz? Onlar çöpünü yedirtmeyen kötü insanlard1r. Öç alacaksan1z onlardan al1n1z, hayvanlar1m1z1 geri verin." Atlar1 çok olan kurnaz ihtiyar Cak1p, olunu saklay1p, yolumuzu sap1tt1, hile yapt1, bunun atlar1n1 geri verip, Cak1p'1 yakalayal1m diye Neskara bir çare dü_ündü. "Hey, hayvanlar1na dokunmayaca1z. Buraya gel. Bize Cak1p'1n olu Manas'1 bul," diye Basangkul, Caysang'1 ça1rd1. "Bunca insan aras1nda yol bilen biri yok muydu? Yol bilmeden orda yönetilir mi? Hey, at ve avulumu yamalamasan bile Manas bahad1ra dokunmam." Basangkul, Caysang'1 yakalamak için onu kovalam1_t1. Mool'un okçusu yay ile Sart'1 dü_ürdü. Sanagkul'un öldüünü gören Neskara, Moollara sald1rd1. Çinlilerin askeri kalabal1k olduu için Caysang dayanamadan avuldan ç1k1p kaçt1. Neskara Moollar1n avulunu yamalad1. Erkeklerin ba_lar1n1 kesti, on be_ ya_1ndaki k1zlardan yüz otuzunu, kara ka_l1 güzel gelinlerden iki yüzünü seçip, ganimet olarak al1p develerini ba1rtarak, e_eklerini an1rtarak yola koyuldular. Cak1p haber verdikten sonra, davul çal1nd1, K1rg1zlar toplu olarak ayaa kalkt1. Cak1p'1n avuluna s11nan Altayl1 Türklerden, kat1lan her kabileden ordu kuruldu, Akbalta askerba_1 oldu. Manas'1n yönettii alt1 yüz ki_ilik ordu da geçidinin az1nda Neskara'n1n önünü kesti. Birden bire ç1kan toplu haldeki ordu, Neskara'n1n alt1 bin dörtyüz askerini _a_k1na çevirdi, onlar arkalar1na bile dönemeden ku_at1ld1. Manas'1n ordusu Kalmuk için Çin'in aras1ndaki hudutta Neskara'y1 yar1m gün tuttu, sonra Altayl1 Türkler, Kazak, Nayman, Mool, Uy_unlardan olu_an büyük bir ordu ile Manas'a yard1m etmek için geldiler. "Ya ölürüm, ya görürüm... Manas'1n ba_1n1 Esen Han'a ula_t1ray1m" diyen Neskara sinirlendi. "Ey, Neskara dev! Kanl1 gazan1n laneti, and1 vard1r. Oyunu kural1na göre oynayal1m. Teke tek ç1kal1m!" dedi. Kök Çologunu mahmuzlay1p ortaya ç1kan beyaz sakall1 Akbalta. Çinlilerden Dang-Dang adl1 pehlivan Ularboz at1n1 oynat1p, ucu pulat m1zra1n1 uzat1p, kazan kadar olan gürzünü eline al1p ortaya ç1kt1. K1rg1z taraf1ndan Mool'un yaman bahad1r1 olan Künös pehlivan gürzünü sürükleyip böürerek ortaya ç1kt1. 0ki bahad1r m1zrak oynat1p birbirlerine uçaktan sald1rd1lar. Taraflar birbirlerine üstün gelemeden dayan1_t1lar, m1zraklardan kendilerini çekemediler. Gürzlerini düzeltip kükre_ek vuru_tular. Gürzleri ellerinden ç1kt1ktan sonra onu almak için eildiler. Dang-Dang pehlivan at1n1n aya1 yere saplanan zavall1 Künös'ü ku_at1p yere vurup dü_ürdü. Künös öldü. "Kuvvetli devinizi öldürdüm. ^imdi eceli gelen ç1ks1n" diye Dang-Dang ensesindeki saçlar1 düümleyip at1n1 ortada oynatt1. Bunu gören yiit olan Kökçö Bahad1r ba1rarak meydana doru f1rlad1: "Hay, hay, olum bir dakika, dur!" diye Aydar Han olunun at1n1n dizginini tuttu, "sen daha küçüksün, pehlivan gücüne ermedin, on alt1 ya_1ndas1n vazgeç olum bu i_ten! Onu bana b1rak, kafire ben sald1ray1m." Kökçö babas1n1n sözünü k1ramad1, at1n1n ba_1n1 çevirip üzüntülü halde yerine döndü. Soylu Aydarhan, Altay Kazak halk1n1n hakiki bahad1r1 idi. Eline m1zra1n1 al1p at1n1 kamç1layarak Dang-Dang'a bütün gücüyle sald1rd1. Aydarhan, Dang-Dang'1n uzatt11 m1zra1na vurarak bu Çinli deve m1zra1n1 saplad1. Bu esnada Çinlilerden Küdöng adl1 pehlivan Aydar Han'a sald1rd1. Bakt1 ki, o can1n1 avucuna alm1_, h1rsa kap1lm1_, Aydarhan, Küdöng pehlivandan kaçt1. Bunu gören Manas, tahammül edemedi, elindeki bayra1 Akbalta'ya verip Akkula at1n1 dolu dizgin ko_turarak Küdöng'e yöneldi. Yeti_tii yerde Küdöng'ü kalpak gibi uçurup ezerek geçti. Onlar1n Irangsoo adl1 pehlivan1 Manas'a doru m1zrak f1rlatt1. Manas onu bir vuru_a devirdi. Yere dü_en, uçuruma ba_1 saplanan Irangsoo'ya m1zra1yla vurduunda, onun kanlar1 f1_k1rd1. Çinlilerin att11n1n vuran ni_anc1s1 Manas'a ok att1. Bunu gören Er Manas ikinci yay1 çekinceye kadar k1l1çla ^angmusar'1n kellesini uçurdu. Yaralanan at1n1 bir kenara çekerek amcas1 Bay'a verdi. Bay dua etti. Manas Manas olduktan, Manas ad1n1 ald1ktan beri ya_1 on üçe gelinceye kadar bunca dü_man1 yenmemi_ti. Bu kadar kan dökmemi_ti, bu kadar öfkelenmemi_ti, bu kadar dü_man1n hakk1ndan gelmemi_ti. Geleceim yere geldim, beklemediim _eylere ula_t1m diyerek _imdi Er manas gelmesini arz ettii Neskara'y1 bekledi. O zaman kar_1s1na ç1kan1 sa b1rakmayan, ya_1 on dokuzda olan Neskara, Türk oluna dü_man idi. Saçlar1 da1n1k, çak1r gözlü, yass1 burunluydu, burnun her delii on iki ^ibe, K1rk Mool girip oba kurabilecek kadar büyüktü. Dev Neskara, Çabdar'1 kamç1lad1. "Sen K1rg1z olu isen, bende Çinli oluyum, benim neyim eksikmi_, can1na okurum, kan1n1 içerim" diye Neskara da geçidini sarsacak _ekilde ba1r1p hakaret yad1rarak hücum etti "sen önce Maceslerle sava_1p _1marm1_s1n. ^imdi Neskara'n1n yiitliini bir gör." "Piç kafir. Seni cehenneme göndereceim, K1rg1zlar1 yok etmek mi istiyorsun yok edecek bahad1r sen misin! Oyaca1m gözünü, sökeceim ödünü", diye Er manas Ak-kulas1n1 kamç1lad1. Manas'1 gizli kötülüklerden koruyan gökte bulutlar1 açarak uçan Alp Kara Ku_ idi. Ejder gibi, büyüyen, arslan gibi heybetli Er Manas dövü_meyi örenmi_ti, gittikçe kuvvetleniyordu. Manas'1n heybetinden korkan elli dev kaç1p ç1karken, Neskara sinek kadar can1ndan umudunu kesip, at1n1 kamç1layarak askerlerinin etraf1nda dola_t1ktan sonra kaçt1. Gökyeleli Manas "kaçan1 kad1nlar bile yener, halin bu muydu Neskara, sana dünyan1n kaç bucak olduunu göstereyim" diyerek beyaz m1zra1n1 s1k1ca tutup ard1ndan f1rlatt1. Çabdar _eytan gibi uçan hayvan idi, alt1 bir askerli alt1 defa dola_t1ktan sonra kaçt1. Manas, Ak-kula'y1 seke seke ko_turup kaçan Neskara'y1 yakalamak için pe_inden gitti. Kaçan Neskara, kendi kendine söylüyordu: "Dünya kurusun. Esen Han'1n beni kand1r1p ölüme gönderdiini niye anlamad1m? Çinlilerin kutsal kitab1ndaki "Manas hiçbir dü_mana yenilmez" sözüne niye inanmad1m? Muhatab1mla dövü_medim, yediim a_ oldu mu?" Neskara askerlerinden uzakla_arak kara yola girdi, o Pekin'e doru kaçarken gözleri ate_ gibi k1zard1, tüyleri ördek gibi uzad1. Ak-kula ile ko_makta olan Manas ad1l er yiit arkas1ndan yeti_ip alt1n kemerin kenar1na, omuzuna s1rl1 m1zra1n1 vurdu. S1rl1 m1zrak devin omuzuna saplanm1_ olduu halde sallana gidiyordu. Neskara at1n1 yukar1 çekti, yorgun dü_en ak-kula yoku_ta Manas'1 üzerinde uçuyordu. Çok dei_ik olan yürük Çabdar ak bulutlu göün alt1nda biten otlar1n üzerinde uçuyordu. Yeri dibine girsen de sonunda sana ula_aca1m diye Manas inatla kovalayarak gidiyordu. Manas da s1rt1na geldiinde, babas1 Cak1p Tuuçunak'1 ko_turup, uçan ku_ gibi h1zla ona yeti_ti. Dur olum, dur! - diye Cak1p yalvararak arkas1ndan ko_tu. Çin askeri Neskara kaçt1ktan sonra, önderleri öldükten sonra yenildiklerini kabul ettiler. Bo_una çabalama, Manas nefes ald1 ve ordusunun yan1na döndü Neskara'n1n ordusu, Manas1n hükmü alt1na girdi, bayraklar1 indirildi. Moollar1n Neskara'n1n askerinin içindeki 400 civar1ndaki Sart'1n mal1n1 mülkünü zaptettiklerini duyan Manas çok k1zd1. Ey Moollar! Sizi teke mi çarpt1? Ya da akl1n1z1 m1 kaybettiniz? Para göz mü oldunuz? Esirlerin mal1n1 alarak durumunuzun düzeleceini mi san1yorsunuz? Bunu görenler ne diyecekler? Mallar1n1 mülklerini geri veriniz. Biz alm1_t1k! - diye suçlanarak utand1 yiit Umöt. Kinin varsa, mertçe, yiitçe sava_arak yenin, mala mülke aldanmay1n, dünya perest olmay1n. Mal toplamak er i_i deil! K1zg1nl11 yat1_mam1_ manas ba1rd1. Mal laz1msa benden al1n. 0stediiniz kadar alabilirsiniz. Mool önderleri görü_tükten sonra Cak1p'1n yan1na geldiler. Manas, mertlik edip, bizi ölümden kurtard1. Ona tabi oluyoruz ve bizi akl1yla yendi. Doru söz söyledi ve hatam1z1 yüzümüze vurdu. Mool yiitleri ak gönüllüdür. Dü_manlardan çok çektik. Dost kim, dü_man kim, akraba kimmi_ örendik, gözümüz aç1ld1. Siz atalar1nda töresi, gelenei olan milletsiniz. Altay'da yolunu _a_1ran bir avuç Moolu, kanatlar1n1z1n alt1na al1n1z. Elinizin alt1nda, hizmetinizde olal1m. "Kendiniz iyi niyetle isteyerek gelirseniz sizi yad1rgamay1z. Akraba olmaktan kaçmay1z" dedi Manas liyakat1yla, "yediimiz tu ayn1, içtiimiz su ayn1 olacakt1r. Göün alt1ndaki topraklar1 da1tmayal1m, geni_letelim. Bir halk olal1m." Cak1p, Tanr1'ya s11n1p, ak bozk1sra1 kestirdi. . Neskarad'dan kalan ganimeti Manas ne yapacak diye kalabal1k halk ak_ama kadar merakla beklediler. Manas, Neskara'n1n askerleri aras1ndaki k1zlara, kad1nlara, ihtiyar ve koca kar1lara, çoluk çocuu dokunan, mal mülkü yamalayanlar1 kalabal1k halk1n önünde idam ettirdi. Onlar1n atlar1n1, e_yalar1n1n yama edilen halka e_it olarak bölü_türüp verdi. Alt1 bin üç yüz Çinli askerin silahlar1n1, atlar1n1 ganimet olarak al1p onlar1 serbest b1rakt1. "Han1n1z ba_1n1 al1p kaçt1. Sizin can1n1za zarar gelmeyecektir, gideceim derseniz i_te yol, kalaca1m derseniz i_te yurt. Sizi dövmeyiz, size sövmeyiz. Bize kat1l1p tebaam1z olursunuz." Askerlerin yar1s1 "kendi yerimize döneceiz" dediler. Manas onlara _öyle dedi: "Esen Han'a söyleyin. Göün alt1nda ya_1yorsak bir gün görü_ürüz. O zaman bahad1rlar gibi konu_uruz." Üç bin alt1 yüz Çinli asker diz çökerek yalvard1: "Manas bahad1r, sen Alevke ile Esen Han'1n korktuu kadar bir yiitmi_sin. Biz seni takdir ettik. Bizi kabilene al, kabilene girelim." Avul reisi Akbalta K1rg1zlara kat1lan Çinlilere ba_1n1 sokabilecei yer, binebilecei at, yiyebilecei yemek verdi. Moollar ba_lar1ndan pek çok kötülük geçmi_ görmü_ geçirmi_ ama ruhunu kaybetmemi_, çileli bir halk idi. Onlar1n Kuldur adl1 reisi Manas'1n önüne geldi. "Bundan sonra kökümüz bir parolam1z ayn1 oldu Manas. Genç olsan da kahramanl11na diyeceimiz yok, yeti_mi_sin. Sen yaln1z Cak1p'a ya da K1rg1zlara deil, Altay'daki bizim gibi ufak, da1n1k halklara da gereklisin. Erkein yan1nda disiplinli bir ordunun bulunmas1 laz1m. Yaln1z aaç, göze çarpmaz. Uygun görürsen her kabile reisi k1rk aileden k1rk oulu ç1kar1p sana can yolda_1 olarak verelim. Sen kendine yak1_an u_aklar1 hizmetine al. Onlar her i_te senin yan1nda olsun, ölümde beraber iman bir olsun, onlar senin kölelerindir. Onlar kuvvetli olursa sen ç1nar gibi olursun! Aabeyim Künös pehlivan1n intikam1n1 Neskara'dan ald1n. Sadece Çegambay ad1nda bir _1mar1k olum var. O senin yolda_lar1ndan, u_aklar1ndan biri olsun. Yan1na al!" Cak1p avuluna kat1lan Altay Türkleri, Kangayl1klar, Mool, Alç1n, Uy_un Arg1n, Kazark Noygut kabilelerinin reisleri Kuldur'un sözünü hakl1 bulup, Manas'a can yolda_1 vermek istediler. Büyük küçük bir araya gelip antla_t1lar. Manas olgunla_1p ya_1 on dörde ula_t11nda, köpeini koyuverdi, ku_unu sal1verdi, sabahtan ak_ama kadar Altay'1 dola_t1, öte tarafta Opol da1, Kangay'a kadar tepeleri a_1p, nehirlerden geçip, ormanlar1 dola_t1, avc1l1a kendini verip yolda_lar1yla on onbe_ gün kaybolurdu. Bir keresinde Manas'1n yedi yolda_1yla beraber kaybolu_unun üzerinden onbir gün geçmi_ken Cak1p'1n gönlü dayanamayarak "onlar1n haberini duyan kimse yok, bu oula ne oldu, yaramazl1k edip Kalmuklarla tutu_up ba_1 derde mi girdi acaba? Niye böyle gecikti?" diye yollara bakt1. Kuru geçide geldiinde kar_1s1na gökdemirden z1rh giyinmi_ elinde m1zrak tutan, beline k1l1ç ku_anm1_, omuzuna tüfek asm1_ bir sürü asker ç1k1p Cak1p'1 ortaya ald1lar. "Babas1n1n ad1 Cak1p, onun olu Manas'1 biliyormusun? Bize k1lavuzluk edip onun avlunu götür" dediler. Bunlar1n dost olmad11n1 sezen Cak1p _a_alamadan onlara sordu: "Adetimize göre büyüklere selam verilir, ad1, san1 söylenir. Bu adeti bilmiyorsunuz, nerelisiniz?" "Konu_ma, ihtiyar. Önce sen kendini anlat?" diye askerler onu ku_att1lar " Ad1m Berdike. Babam Türktür. Atalar1m1zdan beri Altayl1y1z. Cak1p'la dü_man1z. O Manas'1 yakalay1p götürseniz bizim için de iyi olurdu. O bize gün göstermiyor," dedi Cak1p "kendiniz hangi tebaadans1n1z?" Anlad1k ki, Esen Han on bir askeri seçerek göndermi_ti. Kalmuklar, Çinliler bu K1rg1zlarla dövü_sek daa, bir de çöle kaç1p gidiyorlar, bir _ey yapam1yoruz, ba_ka çare bulal1m demi_ler. Hakan Çin'in, Çin-Maçin'in her yerinden becerikli pehlivanlardan on bir yiidi deneyip seçmi_ler. Esen Han _öyle demi_: Manas'1 bile bile zehirleyip öldürün! Ya da balayarak canl1 getirin! Aksi halde geri gelmeyin!". Askerler efendimizin gönderdii adamlar1z, elçiyiz diye yola ç1km1_lard1. Cak1p, askerleri ba_ka bir yola gönderip, kendi avuluna ko_tu. Cak1p gördüklerini anlatt1, dan1_man1 Berdike, avul reisi Akbalta, karde_i Bay ve ileri gelenlere ak1l dan1_t1. "Bu Çinli, Kalmuklar onu sa b1rakmayacak, Manas'a kin besliyorlar. Bir çare dü_ündüm. ^u anda Türk oullar1 ile K1rg1zlar1n kabilesi büyüdü. Dü_manlar y1prand1lar. Avuldaki birisine para ve hayvan verelim. Kan bedelini ödeyelim, kabul ederse, Manas i_te budur diye Çinli ve Kalmuk elçilerini yakalatal1m. Böylece huzura kavu_al1m!" Bu sözü i_iten bay, Cak1p'a derhal kar_1 ç1kt1. "Sözlerine dikkat et, cierim! Babalar1m1z hayvan satsa da can satmam1_t1r. Bin insan nas1l olur da olunu pul paraya satar. Bugün K1rg1z'1n ba_1na k1yamet kopar1p felaket yad1ran dü_man yok. ^a_1rma. Alt1 bir dü_mana kar_1 koyan Manas'a bu on bir asker ne imi_? Cak1p'1n akl1 kar1_1p dururken, k1rm1z1 perçemli on bir asker Manas'1 ortalar1na alm1_ olarak geldiler. Manas ise onlara hiç ald1rmadan marur duruyordu. Bunu gören Cak1p bay1ld1, can1 man1 kalmad1. Konu_amad1. "Babam1 sorarsan1z i_te bu ki_i" diye, Manas, askerlere Cak1p'1 gösterdi. "Hey, biraz önce bizi yoldan sapt1ran odur, yakalay1n! Diyen askerler Cak1p'1 gösterdiler "Piçin ba_1na deri giydirin" dört asker vakit kaybetmeden Cak1p'1 yakalad1lar. Cak1p'1n sözünü dinlemeyen askerler, onun ellerini balad1lar. "Ey askerler, ne yap1yorsunuz? Yeter! Han1n adam1 iseniz terbiyeli olun! Söz dinlemeden ona ne yap1yorsunuz? Beni k1zd1rmay1n!" diye Manas babas1n1 kurtarmak istedi, askerler ba1r1p ça1rd1lar. "Onun kendisini balay1n" diyen askerler Manas'a hücum ettiler. Manas öyle hiddetlendi ki, gözlerinden ate_ ç1kararak dördünü birden yakalay1p gömlek gibi sallad1, kald1r1p yere vurdu, kendine as1lan alt1s1n1 yere y1kt1, ikisini bir eliyle birle_tirerek tuttu. "Söz dinlemediniz, bunu hakettiniz. Han1n1z erkekse gelsin, gücünü göstersin, ondan korkacak kimse yok. Gidip bunu söyleyin." Manas yar1 canl1 kalan askerlerden k1rm1z1 perçemlerini kopar1p kendilerini sal1verdi. Manas'1n yan1nda duran delikanl1lar onlarla alay ederek askerlerin atlar1n1n kuyruklar1n1, yelelerini kestiler. Cak1p Bay oca1n1 yeniledi. 0kinci Han1m1 Bakdöölöt bir olan dourdu, "Manas"1m1n dayansa da1, eilse direi olsun" diye ad1n1 Abike koydu. Cak1p Bay oca1n1 yeniledi. 0kinci Han1m1 Bakdöölöt bir olan dourdu, "Manas"1m1n dayansa da1, eilse direi olsun" diye ad1n1 Abike koydu. Cak1p Bay'1n sadece hayvanlar1 deil, soyu da çoald1, avulu geni_ledi, otla1 uzad1. Kom_usu Kalmuk, T1rgot, Moollar ile yerleri payla_t1, hudutlar1 salamla_t1rd1, ta_ koyup üzerine yaz1 yazd1rd1, ka1da mühür bast1rd1, herkes kendi yerine sahip oldu. Altaydaki yüksek dalar1n etekleri çok güzel yerler idi. Kuzeyinde Alt1n Köl güneyinde Barköl olup buralarda kayberen ku_u çok bulunurdu. Bahad1r Manas avlanmaya ç1kt1. Yan1nda k1rk boz olan vard1. Bir o kadar da yolda_ buldu. Av ku_unu beraberinde götürdü, can1 s1k1l1rsa ceylan avlamak için yay da ald1, karaku_lar1 da vurup, gönlünce elenmek istedi. Manas ve arkada_lar1 Çarkastan'1n çukuruna çad1r dikip keçe evi kurdular, boz olanlar atlar1n1 oynat1p yar1_ düzenlediler. Köpeklerini b1rakt1lar, yay çektiler, ku_lar1n1 sal1verdiler, sungur ku_u oyunu oynad1lar, kurt, tilki, mavi tilki avlad1lar. Güre_ düzenlediler, ip çekme oyunu düzenleyip yar1_t1lar. Laf laf1 açt1, çocuklar1n birisi büyük adam gibi konu_maya ba_lad1. "Biz de elimize m1zrak al1p, k1l1ç tutup dövü_tük. Yiitliimiz kalmam1_sa gençliimiz de bitmi_ demektir. Arkada_lar art1k kendimizden bir bey veya Han seçip kendimize ba_ yapmaya ne dersiniz? Ona itaat edip, dediini yerine getirelim, böyle birlik olmazsak olmaz!" dedi Çegebay. "Hanginiz bunu desteklersiniz?" "Hey, Çegebay'1n dedii doru" diye boz olanlar bu teklifi birden kabul ettiler. "Han seçelim. Onu süsleyelim, töreler göre muamele edelim, f1rsat gelmi_tir. Geciktirmeyelim." "Öyleyse kimi seçelim? ^art1 nas1l olsun?" dedi Aydarkan olu Er-Kökçö. 0yi dü_ünceli, sözü geçen Salamat olu Aynakul Han seçimini yönetti. "Bana kal1rsa, bir _art koymak laz1m. Hepinize _öyle bir _art koyuyorum: Kim Han olmak istiyorsa onun bindii at1 derhal kurban keselim. Tamam m1? Hadi cesur olan ç1ks1n?" Biraz önce yaygara eden çocuklar1n hiçbirisi ben at1m1 kurban keseyim diyerek öne ç1kmad1. "Hepiniz zengin çocuklar1s1n1z. ^u kadarc1k bir i_e de yaramazs1n1z. Han olacak kimse için bir at1n laf1 m1 olur? Baban1z1n olu deilmisiniz!" diye Aynakul ta_1 gediine koydu. "Hani, erkek olan kim?" Çocuklar suskun dururken Aynakul "Han olup at1n1 kesebilir misin?" diye Mançu'dan ^akundu'ya, O_pur'un olu Nazarbek'e Askar'1n olu Cabak1'ya, Aydarkan'1n olu Kökçö'ye, Karakoco olu Kaldar'a Anzar'1n olu Koyon'a sordu, hiçbiri at1n1 vermeye yana_mad1. Sonunda Aynakul, çocuklar1n en küçüü olan on be_ ya_1ndaki Manas'a sordu. "Cak1p Bay'1n olu Manas be sen ne dersin" "At1n1 kesip Han olmak, halk1m1z1n adeti deildir. Eer can1n1z et yemek istiyorsa Ak-Kulan'1 keseyim. Bunu sizden esirgemeyeceim, at1 buraya getirin." Bunu duyan Çegebay yaygara etti. "Ak-kula zay1flam1_, kemii kalm1_. Bir lokma et ç1kmaz, onu kurtlar da yemez. Cak1p Bay'1n semiz k1sra1n1 ben kullan1yordum. Manas verirse onu keselim." "O zaman k1sra1 kurban keselim " dedi Manas. Çocuklar Manas'1n önünde boz k1sra1 kurban kestiler. Etini büyük kazana koydular. Manas'1 teeltinin üzerine ç1kard1lar, on eyeri bir araya toplay1p, alt1n taht1n diye onu oturttular, yan1na gök bayrak diktiler. "Han1m1z Manas" diye ba1rd1lar. "Han1m1z1 Tanr1 korusun!" "Var ol Manas!" "Geni_ bozk1r1n kurdu ol, Manas." Çocuklar ba1r1p Çarkastan'1 sarst1lar. "Han'a destek olal1m! Manas'a u_ak olal1m! Sözünü dinlemeyenler Altay'dan gitsin, Kalmuklara gitsin!" diye s1raya geçip ba_lar1n1 eip duran çocuklar1 gören Manas kahkahay1 bast1. O Han kaidesini yerine getirdi. "Kendiniz beni, kaçsam da Han yapt1n1z. ^imdi söylediim söz söz olsun, hepinize kolay gelsin! Yar1n Altaydan öteye geçeceiz. Kalmuklara kadar yollar1 yoklayal1m. 0yi yerleri bulal1m. Büyükleri rahats1z etmeyelim. Yolun durumunu görelim." Ondan beri Manas'1n bir dedii iki olmad1. Ertesi gün seksen delikanl1 Altay'1 a_arak yol yürüdü. Güzel yerleri gördüler. Manas iki çocuu Kalmuk ve Çin taraflar1na bak1p gelsinler diye bir günlük yola gönderdi, tepelere nöbetçi koydu. Gürleyerek akan Urkul nehri boyunca üç yol kav_a1nda, katmer katmer ormanda, üzerinde bir yuva bulunan bir ç1nar1n dibinde alt1 gün vaziyeti yoklad1lar. Yedinci gün Manas'1n gönderdii çocuklar geri dönüp malumat verdiler. Esen Han'1n yük yükleyen k1rk be_ deveden olu_an kervan1, alt1 _ive, on Uygur, on Kalmuk mahiyetinde gelmekteydi. Dokuz yüz asker Nuuker adl1 bir bahad1r1n yönetiminde arkas1nda geliyordu. Nuuker, bir gruba rastlad11nda asker olsa öldürün, çocuklar ise sürüp gelin diye denenmi_ yüz askeri gönderdi. Alana s1madan co_arak akan Urkul nehrinin k1y1s1na geldiler. Nehirden geçemeyen askerler k1y1da _a_1r1p çocuklar1n alay1na maruz kald1lar. "Göreceksiniz, nehirden geçersek gözünüzü ç1karaca1z" diye ba1rd1lar. Sonunda bir haberci, Nuuker'e gelip "Nehir kabarm1_t1r, insan geçebilecek gibi deil" dedi. Askerba_1 emir verdi: "Ölen suda temizlenir, diri kalan o k1y1ya ç1ks1n." Suya giren yüz ki_inin yirmisi boulup gitti, geri kalan sekseni sürüklenerek 1slak halde Manas'a ula_t1lar. Askerlerin, büzülmü_, ü_ümekten titreyen halini gören çocuklar at üzerinde k1s k1s gülmeye ba_lad1lar. "Nereden gelip nereye gidiyorsunuz? K1l1c1 niye ta_1yorsunuz?" dedi asker ba_1 patlayarak. "Görmüyor musunuz? Elimizde ku_, taz1, belimizde k1l1ç ku_anarak avlanan çocuklar1z. Ya siz kimsiniz?" dedi Manas. "Çin Hakan1n1n halk1y1z. Askerba_1 Nuuker sizi sürüp getirmeye gönderdi." "Ee, Nuuker'in bahad1rlar1 aç1k söyleyin. Kiminle dövü_meye geldiniz. Kiminle dost olmaya gidiyorsunuz?" "Öff, bizim dosttan çok dü_man1m1z vard1r. Dü_man1n kim olduunu Nuuker anlat1r." "O zaman söz ve töre bilmeyen imi_siniz" dedi Manas kamç1s1yla yere vurarak. "Hey, bu _1maran K1rg1z1n sözü zehir imi_" diye askerba_1 Manas'a at1larak "önce onu götürün." "Ey, beni sürüp götürecek olan sen misin?" Manas keskin k1l1c1yla hiç tereddüt etmeden askerin ba_1n1 kesti. Seksen asker birden Manas'a sald1rd1. Manas k1p1rdamadan kenarda durdu. Askerleri, çocuklar imha ettiler. Manas sanki hiçbir _ey olmam1_, hiçbir_ey görmemi_ gibi seksen çocukla beraber kald11 yere gelip rahat bir _ekilde geceledi. Yüz askerden bir haber alamayan Nuuker ordusunu sürerken kara nehire rastlad1. Manas ve arkada_lar1 nehirin öteki k1y1s1nda durup Nuuker'in askerlerini sayd1lar. "Orman1n her yerine ate_ yakal1m. Askerlerimizi çok gösterelim." Manas her tarafta alev alev ate_ yakt1rd1. Ertesi gün Nuuker, kavak ve söüt kestirip sal yapt1rd1, adamlar1n1 suya sürdü. Dört salla suya girenler birbirlerine çarp1p pek çou suda bouldu. Nuuker'in askerleri Manas'1 ku_att1lar. "Siz hangi halk1n çocuklar1s1n1z?" "Hey, ecdad1m1z Türktür. Atam1z Tüböy Han'd1r. Dedem Nogoy, babam Cak1p't1r. Ad1m Manas" dedi. Manas rahat bir _ekilde. "Elinin körü, K1rg1zlar, bizim arad11m1z sizsiniz!". K1mkar adl1 pehlivan k1l1c1n1 ç1kar1p ba1rarak geldi. "Bu dü_manla dövü_mek kolay deil, onlara dokunmadan sa salimken eve dönmeyelim mi" dedi Kökçö. "Hey, ak1ls1z, Kökçö cierim. Eceli gelmeyen ölmez. Han taht üzerinde ölmez. Askerin çokluundan korkma. Saçma sapan konu_ma! Atlanal1m Manas haz1rlan1p tek ba_1na ç1kmak üzereyken Aynakul önünü kesti. "Manas! Ey sen Hans1n! Han rahat durur!" Bu esnada Manastan küfür i_iten Kökçö, K1mkar denen askerle dövü_üyordu. Kökçö m1zra1yla K1mkar'1 Kök kat1rdan devirdi. Bolcong adl1 bahad1r beklenmedik bir anda Kökçö'ye vurmak üzereyken bahad1r Manas onu yayla gebertti. Bunu gören Nuuker, tahammül edemedi, at1n1 kamç1layarak Manas'a doru geldi. Manas da korkmadan at1na vurarak Nuuker'e doru geldi. "Hey, sana söylemedim mi Han Manas, sen seviyeni korumadan niye dü_manla dövü_eceksin ki. Dur! Onu bize b1rak" dedi Kökçe _a_1rarak. Bu s1rada Kökçö'ye dorudan sald1ran Nuuker, nârâ atarak onu attan tutup indirdi. Elindeki Kökçö'yü ta_a vurmak üzereyken, Manas Ak-kulas1n1 kamç1layarak yeti_ip geldi ve Nuuker'i omuzundan tutup yukar1ya dimdik kald1rd1. Kökçö, Nuuker'in elinde, Nuuker Manas'1n elinde dimdik dikilerek gidiyordu. Nuuker'i at1n yelesine koyup bakt1 ki, Kökçö'nün eli Nuuker'in böürüne yap1_1p kalm1_t1. Manas Nuuker'in ba_1n1 kopard11nda çocuklar Manas diye hayk1rarak gev_eyip kalan askerlere sald1rd1lar. Dalar da Manas, Manas diye hayk1rd1. Ormanlar da Manas, Manas diye seslendi. Ayd1ng köl'ün kenar1. Göl, mavi buz gibi parl1yordu, bulutlara deen muhte_em sivri dalar1n göçü geliyordu. Ak Otadan ç1k1nca göklere doru yükselen Ulu da1n, güne_ 1_11nda k1rm1z1 renk alan çarp1k tepeleri, ate_ gibi k1zarm1_ bulutlar, mavimsi dalar gözüküyordu. Gökyüzünde ufak parçalara ayr1lan, köpük gibi köpüren, _ekilden _ekile giren bulutlar vard1. Bu ya_am1n ulu gününde, güne_ da arkas1ndan ç1kt11nda, Altaydaki K1rg1z Cak1p'1n avulunda zurna ve davul çal1nd1. Tek davul çal1n1rsa, kötü haberin i_areti diye halk tele_lan1r, korkudan ödü kopard1. Zurnan1n çal1nmas1, iyiliin i_areti idi. Sabah erkenden çal1n1n yulafl1 zurna sesi da1 ne_elendiriyordu. Bugün Cak1p'1n avulunda büyük i_ler vard1. Obadaki tepeye Kâ_gar hal1s1 konmu_ Noygut, Totu ve Sartlardan haber geldi. Ölene doru yurt reisleri gelecektir" dedi. Akbalta'n1n yard1mc1lar1 "Türk karde_lerimizin hepsi gelecek." Güne_ tünekten kö_edeki keçe yüzüne dü_tüünde, haberdar edilen salabetli avu reisleri, beyzadeleri Cak1p'1n beyaz evine gelip topland1lar. "Ey milletim, hepimizin çektii s1k1nt1y1 anlatmak istiyorum. Tanr1 yard1m ettii için beli bükülen halk1m1z yeniden belini düzeltip kuvvetlendi. Köklerimiz yay1ld1, dallar1m1z tomurcuk balad1. Az da olsa askerimiz var. Bize sata_anlara gücümüzü gösterdik. ^imdi etraf1m1zda dü_man var. Bak1p durmayal1m. Uyan1k olal1m. Kendimizi muhafaza edelim. Babam1z Nogoy gibi bir gün felakete kalmayal1m. Eskiden babalar1m1z1n saray1, Han1, bayra1 vard1. Halk1n kuvveti, Han1 olmas1 gerekir. Eer uygun görürseniz halka sahip ç1kacak, ülküsü olan birini Han yapt1m" dedi Akbalta. "Aferin size. Çok hakl1s1n1z." "Bilge gibi konu_tun. Han soyundans1n, Akbalta". "Ya_a Akbalta" diye ba1rd1 millet. Gürültü kesildikten sonra aksakallar sohbete ba_lad1lar. "Kalan sözü aksakal1m1z Berdike söylesin" dedi Akbalta halka hitaben. Avulun en ak1ll1s1 olan Berdike aksakal1n1 s1vazlayarak gelenlere bakt1. "Altay'1n kabile reislerinin tamam1 ve Türkler bir araya geldik. Alt1 _ehir halk1 hep bir araday1z. Hangi erkein erkei, bahad1r1n bahad1r1, yiidin yiidi, akl1yla yol bulan, sözüyle s1r çözen, k1l1c1yla dü_man kesen ben han olaca1m diye meydana ç1kacak"? Kalabal1k kar_1s1na "Han olacak i_te benim" demeye cesaret eden, bileklerini s1vazlay1p göüs geren kimse ç1kmad1. Halk bekledi, aksakallar yere bakt1lar, yiitler suskun suskun durdular. "Bugünkü ufak dallar1m1z yar1n ç1nar olacakt1r. Bu yavrular aras1ndan Han olacak kimse yok mu?" dedi Berdike çukurlarda oynayan, dalarda dola_an çocuklara bakarak. Çocuklar1n içinde Salamat'1n olu Aynakul söz söylemede usta idi; kalabal1k halka doru çevrildi: "Millet, atalar, geçende seksen çocuk avlanmaya ç1kt11m1za, boz k1sra1 kesip Manas'1 kendimize Han yapm1_t1k. Bizim seçiimiz han size yarayacak m1, bunu bilmediimiz için suskun duruyorduk." "Bu yaramaz1n söylediini duydunuz mu millet?" dedi Berdike ne_eli bir _ekilde "Gençlerin gözü iyi, niyetleri sabah güne_i kadar temiz. Tanr1m çocuklar1n dilediini ver, halk1n dilediini ver, K1rg1z1n dileini ver!" Akbalta deve gibi ç1rp1n1p, han1m1 dourmu_ gibi sevinip aç1ld1: "Hey millet, gencinizle ya_l1n1zla burdas1n1z, söyleyeceinizi _imdi söyleyin! Gönlünüzde bir _ey kalmas1n. "Derken arslan Manas, Opol da1 gibi heybetli _ekilde yere basa basa ortaya geldi. "K1srak kesip Han seçmek çocuklar1n i_idir. Bütün halka Han olmak ba_kad1r. Türk evlatlar1 her milletin önderleri ve ak1ll1lar1 i_te buradas1n1z, benden ba_kas1n1 han seçiniz." Manas iki yan1na ba1r1p ça1r1rken daha kuvvetli daha muhte_em görünüyordu. Etraf1na bak1n1p aksakal Berdike'nin kar_1s1na geldi. Berdike alt1 kulaç beyaz keçeyi yere yayarak koydu. "Bizim dediimiz uygun ise, emrettiimiz yerine getirilirse, Han1 böyle seçelim." Akbalta ile Berdike Cak1p Bay'1 beyaz keçeye oturttular." ^imde bulduk Han1m1z Cak1p olsun" diye beyaz keçenin üzerindeki Cak1p'1 kald1rmaya kalkt1lar. "Hey, durun bir dakika, millet! B1rak1n!" Cak1p beyaz keçeyi kald1ranlar1 durdurdu "Millet, hürmetinize sevindim. Benim gibi bir ihtiyar1 b1rak1p, _u tek olum Manas'1 Han yap1n1z!" Cak1p gözlerinden ya_ döküp, alayarak durdu. "Bizi Altay'da halk yapan Cak1p't1r, bizi Altay'da arslan yapan Manas't1r!" Halk ba1ra ça1ra Manas'1 da beyaz keçeye getirdi "Baba oul Han olsun!" Ç1rp1n1p duran kalabal1k içinden ayr1l1p ç1kan aksakallar, bilgiçler vay vay demelerine bakmadan Cak1p ile Manas'1 beyaz keçeye koyup kald1rd1lar. "Hey millet, sözümü dinleyin!" yedi ad1m at1ld11nda Cak1p halk1 durdurdu, "Gökte bir ay, bir güne_ olur, bu Tanr1n1n kudretidir. Halk1n ba_1nda bir han, bir bayrak olur. Bu atalar1n âdetidir. Han1n1z i_te Manas! Onu tutunuz!". Cak1p beyaz keçeden indi, Hanl1a Manas'1 aday göstermesine halk da raz1 oldu. "Manas!" "Manas! Biz seni Tanr1dan dileyerek ald1k!" "Ya_a Manas!" Beyaz keçeyi Manas'la beraber kald1r1p ta_1yanlara kalabal1k halk yar1larak yol açt1lar, kalabal11 dokuz kez dönünceye kadar diz çöktürüp durdular. Kambar Boz'un hay1rl1 kurban içinde seçilen atlar1ndan k1rm1z1 k1srak Manas'1n önünde kesildiinde halk sükunet içindeydi. Manas ba_1na kenarlar1 alt1nla süslenen, tepesi büyük Halk kalpa1n1 giyip Toruçaar'a bindiinde halk uulduyordu. "Maksad1m1za erdik. Sonuna kadar han ol Manas!" "Han Manas'1 Tanr1 korusun! Bin y1l ya_as1n!" "Ba_kalara perçem, kar_1 ç1kana ok olsun!" Bu hay1rla dilekler göü sarst1. Nogoy Han'dan miras kalan mavi bayra1 Cak1p otuz y1l derilere sararak yüklerinin aras1nda saklam1_t1. ^imdi onu al1p ç1k1p diree çekti. Cak1p Bay, olum Manas han oldu diye doksan k1srak kesip dokuz gün düün düzenledi. Manas, Bay ile dan1_1p, delikanl1lar1 göndererek Kâ_gar taraf1ndan Bakay'1 getirtti. Kaplan Bakay da gibi kocaman biriydi, kaplan gibi bak1_lar1 vard1, boynu boan1n boynu gibi, butlar1 bura butu gibi idi. Gök tulpar (kanatl1 at) a benzeyen bir ata binmi_ti, mavi elbise giymi_ti. Sa omuzunda her _eyi alt1 ay önceden haber veren, bilmedii _eyleri bildiren, duymad11 _eyleri duyuran melek vard1, aç1k gözlü, tecrübeli, _irin sözlü, hiçbir _eyden çekinmeyen ak1ll1 bir adamd1. Manas Kalmuk ve Çin'i dola_arak dilini, s1rr1n1, âdetlerini örenen, sözü kesen bilge Bakay'1 han dan1_man1 yapt1. "Uurum Manas, seni görmek arzusuyla on y1l arad1m. ^imdi seni buldum, ba_ka arzum yoktur. Manas karde_im, sana hediye olarak candost Ac1bay'1 buldum, dostluunuz takdir ediyorum" dedi Bakay. Arg1n'1n Han1 Ac1bay babas1na dar1larak saray1n1 terketmi_ti. Kendisi gibi arslan yürekli birini ar1yordu, Manas'1n yiitliini i_itmi_ti. Bahad1r1 rüyas1nda görüp, arslana arkada_ olaca1m diyerek at boroyun kazarak, kula1 duyduu, gözü gördüü yerleri aralay1p sonunda Bakay'a rastlanm1_t1. Ak1ll1 Bakay erkein kanat1 erkekle ç1kar diye siyah elbise giyen, koyu al renkli ata binen Ac1bay'1 han Manas'a can arkada_1 olmaya lay1k görüp pe_ine al1p getirmi_ti. Ac1bay çatal sakall1, k1rm1z1 yüzlü, uzun boylu, geni_ omuzlu, yiit görünü_lü, geni_ göüslü, yass1 dilli, yenilmez söz ustas1, yetmi_ dil bilen, kara dilin kayraan, Han kar_1s1nda susmayan azizlerden biri idi. Bakay Manas'a _öyle dedi: "Etraf1m1za bak. Geçmi_ babalar1n1n yolunu ören. Hanl11 keskin k1l1çla, m1zrakla muhafaza et. Yerini gösünle geni_let. Halk1n1 ak1lla yiitliinle yönet." Sükunetle, oturanlar1 seyreden heybetli Bakay yine konu_maya ba_lad1: "Manas! Sana bir ak1l vereyim. Senin dokuz atan Han olmu_tur. Dokuzunun da yan1nda k1rk arkada_1 vard1. O adeti muhafaza et. Ormana bakan k1rk boz olan ve dierleri içerisinden deneyerek k1rk arkada_ seç!". Han manas, böylece ak1ll1lara ve bilgelere dan1_arak iyilerin iyisinden, bahad1r1n bahad1r1ndan k1rk yiit seçti. K1rk yiide ba_ka kabilelerden Mool Caysang'1, Kuldurdan Çal1bay'1 Mançudan Macik'1 , Kangayl1 Keldikey'i, Dangg1t'tan gelen Kay1p Han'1, Daal1ktan Munar'1, yine Altayl1lar1n hepsinden; Alç1n, Uy_un Nayman, Abak, K1rg1z, K1pçak, Noygut, Nogoy, Özbek, Totu, Nabat, And1canl1, Kazak, Karakalpak, Döölös toplad1. K1rk yiide ba_ olarak kaplan tabiatl1, kurt gözlü, kal1n kemikli, geni_ göüslü, a1rba_l1, tatl1 sözlü K1rg1l tayin edildi. K1rk yiit, Han Manas'1n etraf1nda dola_1p durdu. Manas gökten inen, dü_mana korku veren alt1 k1l1c1 arkada_lar1na hediye etti. Dayan1kl1 olan zülfikar1 kendisi ald1. Hay1rl1 dilek için kambarboz'un atlar1ndan k1srak ald1r1p k1rk yiidin _erefine kurban kestirdi. Han Manas dedesi Nogoy'dan kalan keskin bulat k1l1c1n1 ald1rd1. Ota dedii zaman yakan, onu sallayan1 ans1z1n öldüren daa vurulduu zaman ta_lar1 kesen, bele doru vurulduu zaman ba_ kesen, gecede k1n1ndan ç1kar1ld11 zaman ate_ gibi k1zaran, dü_mana doru salland11 zaman k1rk yedi ar_1n uzayan k1l1c1; Açalbars'1 Bakay'1n eline verdi, k1rk yiit diz üstünde oturarak ant içtiler. "Han1m1z Manas!" Han ile can1m1z beraberdir. Eer Hana kar_1 suç i_lesek, niyetimiz bozulsa üzerimizden yüce Tanr1 cezam1z1 versin! Can1m1z1 i_te bu k1l1ç als1n!" Her bir yiit albars k1l1c1 öperek kan1n1 dedirdi. Manas'1n salabatl1 k1rk yiidinin hepsi bahad1r diye adland1r1ld1. Her birine at ota tahsis edildi, u_ak verildi. K1rk yiidin atlar1n1 aln1na muska tak1ld1. Er Manas iki dizgin bir yular1 elinde tutup, talihsiz k1rg1z1n oca1n1 düzeltti, birbirinden kopanlar1 birle_tirdi, çevresini geni_letti, Kalmuk ve Mool'u e_it seviyeye getirdi. Evvelki zavall1 millet art1k dertlerinden kurtulup, beyaz kalpa1n1 giyip, s1k1nt1lar1n1 çözüp, "Tanr1m, Han Manas'1 koru" diye can1 huzur içinde üzüntüsüz ya_amaya ba_lad1. Manas, dokuz y1l benzeri bulunmayan han oldu. Manas tahta oturduktan sonra halk1 muhtaçl1ktan kurtuldu, bahad1r1 çoald1. Altay, Kazak, Türk, Uygur, Mool ve kom_u kabileler aras1nda itibar sahibi oldu. K1rg1zlar onlardan k1z ald1lar, onlara k1zlar1n1 verdiler, onlar1 ata bindirdiler, onlarla mal mülk dei_tirdiler, kervan kurup ticaret yapt1lar. Manas'1n tarlas1 (topra1) Altay'dan Ka_gar'a, Ka_gar'dan Tibet'e, Tibet'ten Samarkand'a ula_t1. Manas'1n saltanat1n1, Kalmuk Han1 olan yalanc1 Alevke, Çin Han1 olan kurnaz Esen Han, Mançu Han1 Neskara çekemediler. Çok eski kinini, üç kez gönderdii ordusundan ayr1l1p kald11n1 hat1rlad1lar. Sava_ açmaya gücü yetmedii için "Bekleyin de görün K1rg1zlar" diyerek uygun bir haberin gelmesini beklediler. Kendi aralar1nda anla_1p "Türkleri iple bomaktansa, onlar1 birbirine dü_ürmek laz1m" diyerek çare arad1lar. Kalmuk ve Çin'in rahip, sofi kalender ve dervi_leri casusluk yaparak avullar1 dola_t1lar. Ka_gar, Mool, Samarkand'a giden kervan K1rg1z elinden geçerdi, bunlar1n çou Alevke ile Esen Han'1n mahsus gönderdii adamlar idi. Kurnaz Esen Han, birbirine yak1n bulunan Türkleri, Uygur ve Kalmuklar1 K1rg1zlara kar_1 k1_k1rtt1. Manas'1n gücünü, gazab1n1 bilen kom_ular1 ba_kald1rd1lar, dü_man olmaktan vazgeçebildi. Çukura dü_en ay1 gibi ç1rp1nd1. Altay'daki dü_manlar1n durumunu iyi bilen Manas, Çin ve Kalmuklar1n hareketini sezerek Kalmuk ile K1rg1z s1n1r1na gece gündüz nöbetçi koyup ordusunu haz1r durumda tuttu. Bahad1r Manas sefere ç1karken çok daha heybetli gözükürdü, cebe giyerdi. Kurulup otururda, kula1 kalkan gibiydi, gözleri ate_li idi, kapakl1 ve büyük idi, öfkeli hali vard1. Görünü_üne gelince bir bakars1n kaplana, bir bakars1n arslana benzerdi. Akl1n1n ve gücünün mükemmel olduu bir ya_ta idi. HAN MANAS'IN ZAFERLER0 Kalmuk han1 Alevke Dangu _ehrinin hükümdar1 Kay1p Dang1'1 saraya ça1rd1. "Kay1p Dang, Kara ^ehir'in han1 Manas'1n sonu geldi. ^ehiri T1rgot, Mangullar yapm1_t1r. 0çtii suyunu üç gün kesip ondan sonra zehir koydur. Halk1n1 öldür, kap1s1n1 gece açt1r. Ard1ndan ordu girecek." Diye emretti Alevke. Kay1p Dang, bunu kabul etti, _ehir yöneticilerini ça1r1p ertesi gün Kara_ehir'in suyunu kestirmek için gizlice adam gönderdi. Alevke'nin emrini duyan Kay1p Dang'1n rahipleri ak_amleyin bu haberi Manas'a ula_t1r1p kar_1l11nda alt1n ald1lar. Manas gün geçmeden Kara_ehir'in suyuna zehir koyacak olan Kalmuk ve hain Mool' u öldürdü. O gün Dangu _ehrine süratle ak1n yapt1lar, kad1nlar, çocuklar ve ya_l1lar _ehirden kaçt1lar. Kay1p Dang'1n k1z1 Karaberk, k1rk k1z arkada_1yla halk aras1nda kal1p dü_mana direndi ve pek çok yiitleri atlar1ndan devirdi. Karaberk, Makay'1 da yaralam1_t1. Manas, ni_anc1 k1z1n yapt1klar1n1 duyup onu canl1 yakalat1p getirtti. Manas han k1z1n1n güzelliini gördükten sonra, onu öldürmeden, onunla evlenmek istedi. K1z babas1n1n öldüünü örendikten sonra "Manas'a varmak deil, babam1n intikam1n1 almak istiyorum." Diye tehdit etti: "K1z naz1 ile sevilir." Diyen Manas, Karaberk'in kar_1 koyu_undan, kahramanl11ndan memnun oldu. Ele geçen Kay1p Dang'1 k1z1n1n yan1na getirdiler, Kay1p Dang ile Manas bar1_t1. Üç kahraman dost oldu. Buday ekmeini çinediler, el tutu_tular, çubuk k1rd1lar, ellerinden, kan ç1kard1lar. "Ekmek kutsald1r. Buday gibi temiz niyetle ya_ayal1m! Birbirimize kötü niyette bulunursak çubuk gibi k1r1lal1m! Dü_man1m1za beraber sald1ral1m. Dü_manla_sak kan1m1z aks1n!" diye bahad1rlar Tanr1n1n huzurunda anla_t1lar. Kay1p Dang büyük bir düün düzenledi. Bay, Akbalta, Berdike, Bakay ba_ta olmak üzere Dangu _ehrinde âdetler gereince ba_ dünür olarak geldiler. Han Manas _an1na yak1_1r bir _ekilde Karaberk ile evlendi. Kay1p Dang, âdetlere göre Türk ustalar1na k1z1 Karaberk için on iki katl1 ev yapt1r1p, içerisini türlü türlü e_yalarla süsledi. Bu evin güzelliini ozan Caysang yar1m gün methederek bitirememi_tir. Tanr1n1n ulu gününde Cak1p avuldan altm1_ ak1ll1y1 bir araya toplad1, aksakall1larla kurultay düzenledi. Bu yine ne diyecek acaba diye Bay'1n sözünü dinlediler. 0htiyarlar k1srak kesip, tören olan eve yerle_tiler. Az1nda sözü var, dilinde bal1 var Cak1p _öyle dedi: "Görmü_ geçirmi_ ihtiyarlar, size söyleyecek derdim var. Görmediimizi gördük içmediimizi içtik. Dola_t1k. Gördük ki Altay kutsal yer imi_. Ba_1bo_ dola_m1_t1k, _imdi canland1k; kurumu_tuk, _imdi ye_erdik. Ama dünyalar1m1z çoal1yor. Kalm1k ve Çinliler bize gün göstermeyecektir. Halimi iyi iken yer arayal1m. Uygun görürseniz, hepimiz Altay'dan Ala Da ve And1can taraflar1na göç edelim. Avulun büyüü Berdike bu sözü beenmedi. "Hayvanlar1na yer dar geldii için böyle söylüyorsun herhalde, Dü_manlar art1k y1pran1p bizden korkmaya ba_lad1lar. ^imdi nereye kaçaca1z? Kazand11m1z mal1 mülkü niye savural1m?" 0htiyarlar1n sükûnetini Bay yiit bozdu: "Cak1p'1n dedii dorudur. Korumak isteyeni korurum", buyurmu_ Tanr1m, 1ss1z bucaks1z s1n1r1 olan Çin'in askerlerinin hesab1 yok. Altay'daki K1rg1z'1n ordusu kuvvetli deildir. Bir gün gelip bizi yok etmesin! Douda Sar1 Arka, Kuzey tarafta 0dil, Nura Su (nehir)yu, Opol da1 var. Oralar annemizin babam1z1n büyüdüü yerdir. Bu taraflara bir bakal1m." Bu s1rada Kambar'1n olu Aydarkan _öyle dedi: "Ba_1m1za bir _ey geldii yok, niye göç edelim diye söyleniyorsunuz? Yoksa Çinliler mi geliyor? Veya Kangay m1 geliyor? Domak var, ölmek var. Nereye gidersek gidelim ecelimiz gelmi_se öleceiz. Aln1m1za yaz1lan1 görelim." "Vay dünya! göbek kan1m1z damlayan topraktan iyi ne var!" dedi Bay. Manas _öyle dedi: "Milletim, dü_man1n gölgesinden korkup k1z1_mayal1m. Beni han yapt1n1z, han1n sözünü dinleyiniz! Babalar1m1z dü_mana kan1n1 verse de topraklar1n1 vermi_ deildir. Çinliler topraklar1m1z1 elimizden ald1lar. Topraklar1m1z1 geri alal1m. Bunu yapamazsak K1rg1z olmayal1m. ^erefimizi koruyarak, intikam1m1z1, topraklar1m1z1 ald1ktan sonra Ala Da'a göç edelim." Manas'1n sözünü herkes beendi. Be_ gün sonra Manas'1n kar_1s1na muhtelif boylardan kurulmu_ sekiz yüz bin ki_ilik ordu geldi, bayraklar1 dalgalan1yor, z1rhlar1 parl1yordu. Manas ilk seferini Altay'daki büyük hana kar_1, yani K1rg1zlarla defalarca sald1r1p topraklar1n1 zapteden Tekes Han'a yapt1. Han Manas, Tekes Han'a mektup gönderdi: "Tekes Han, K1rg1zdan ald11n topraklar1 geri ver, yiitlerinin kan bedelini öde, otuz y1ldan beri ald11n vergileri geri ver, aksi halde, yüzyüze gel!" Mektubu alan Tekes Han öfkelendi: "Sürgündeki bir avuç K1rg1zdan ç1kan nas1l bahad1r imi_, Manas?" Tekes Han, Kuyas ad1ndaki kurnaz adam1na Doudaki K1rg1zlar1 gözleyiniz, dü_man1 görürseniz haber veriniz diye onu casuslua gönderdi. Tekes, dü_mana kar_1 tedbir almaya çal1_1rken yedi gün sonra casuslar gelerek: "K1rg1zlar bizden önce harekete geçmi_." dediler. ^a_k1na dönen Tekes: "Kuyasc11m bir çare bul!" diye yalvard1. "Ele geçiremediimiz K1rg1z kendisi geliyormu_. Eceli gelmi_ demek, gelsin bakal1m!" dedi Kuyas ald1r1_ etmeden. Kuyas gece yola koyulup K1rg1zlar1n sald1raca1 tarafa var1p sihir yapt1, geni_ da deresindeki otlar, çi (bir çe_it bitki), kuray (bitki), söüt ve kavaklar1n hepsini insan _ekline getirip gayet çok asker varm1_ gibi gösterdi. Ertesi gün Kuyaz gelip Tekes'in gönlünü avuttu. "Gayet çok asker haz1rlad1m. Huduta yerle_tirdim. Git gör?" . Tekes huduta gelip bakt1 ki dü_mana kar_1 topuzlar1n1 eline alan, k1l1çlar1n1 haz1r tutan tamam1 pehlivanlardan olu_an say1s1z asker var. Tekes Kuyas'1n hünerinden memnun olup, bununla kar_1la_an K1rg1zlar ölecektir diye kom_u hanlara haber vermeden, yard1m talep etmeden rahat yatt1. Dördüncü gün Manas büyük ordusuyla Tekes'in topraklar1na geldi. Orduba_1 Aydarkul Tekes'in say1s1z askerleriyle kar_1la_t11na _a_1r1p, Bahad1r Manas'a geldi. "Buca Kalmuk askerine gücümüz yetmez. Felaket olur. Çekilelim." Dedi baz1 korkak binba_1lar. "Kaçarak ensemize ak yemektense kar_1la_1p ölelim." Diye sinirlenen Manas gidip bakmak için tek ba_1na yürüdü. Bahad1r'1 yaln1z b1rakmamak için Bakay da yürüdü. Yolda Bakay _öyle dedi: Manas, onlar1n kar_1s1na ben varay1m, ben gidip bakay1m. Kalmuklar yakalasa beni yakalas1n, sen kurtulursun. Onlara göründükten sonra kaçal1m, s1rr1n1 bilelim." Bakay, dü_mana gözükerek yürüdü. S1raya dizilen Kalmuk askerleri k1m1ldamad1lar. Bakay buna _a_1rd1. Bakay m1zra1n1 uzatsa onlar da hepsi birden m1zraklar1n1 uzatt1lar. Bakay eline k1l1ç alsan, kalabal1k asker de ayn1 hareketi yapt1. Ba1rsa ba1rd1lar. Bunun hile olduunu örenen Bakay, rahat bir _ekilde gelip durumu Manas'a bildirdi. "Manas benim bildiimi bildin mi, duyduumu duydun mu, bu bir hileymi_. Kalmuk'un sihirbaz1 sihir yap1p yerdeki otlar1, çi, kavak ve söütleri asker yapm1_" dedi Bakay gülüp "bunlar1 dövü_erek yenemeyiz. Bu Çinlilerin bilmedii hile yok." K1rg1zlar büyülü askerlerle dövü_meden askerlerin aya1na alabildiince barut koyup ate_ledi. Barut, alandaki kalabal1k askerleri, kam1_, çi ile beraber yakt1. Manas'1n askerlerinin saray1n1 ku_att11na sinirlenen Tekes Han yan1ndaki sihirbaz kuyas'1 öldürüp, kendisi de canl1 ele geçmek istemiyerek kalbine hançer saplay1p intihar etti. Manas, Tekes han'1n halk1n1, binlerce askerini saraya toplay1p _öyle emretti: "Gök bayrakl1 yiitler! Gök Tanr1n1n çocuklar1! Tekes Han'1n askerlerine dokunmay1n1z! Kalmuk askerleri halk1m1za isteyerek hücum etmi_ deildir. Bunlar1n halk1n1, mal1n1 mülkünü talan etmeyiniz! Eer kim Kalmuk'un Tekes'in halk1na kötülük ederse cezas1 ölümdür!" Manas Aydarkan'1 yan1na alarak askerlerini kontrol etti. "Bu Kalmuklar1n nesine ac1yal1m? Bize ac1mayan1n günah1 yok mu? Diyerek askerlerin içerisinde Manas'a küsenler oldu. Han Manas, Tekes Han'1n halk1n1 tamam1n1 Tötön'ün geçidine ça1rtt1. Toplanan Kalmuklara Manas _öyle dedi: "Ey, millet! Ba_1n1za dert geldi. Bizi küstüren, tahkir eden han1n1z ile onun mahiyetleri öldü. Hanl1a al1_m1_ halk idiniz. Hans1z, ba_s1z gününüz karanl1kt1r, huzurunuz olmayacakt1r. ^imdi kendi isteinizle kendinize han seçiniz, bayra1n1z1 kendiniz ta_1y1n1z." Manas'1n sözünü halk beendi. Beyaz saçl1, gözlerinden ate_ saçan aksakal Manas'a döndü." Genç olsan da erkek imi_sin, k1lavuz imi_sin! Senin gibi evlad1 olan halk ölmez" diye, Kalmuk putlar1na yalvard1 dua okudu. Kalmuklar aksakalas11nd1lar. Han aday1 için birkaç be, bahad1r ve Dang'1n ad1 okundu. Ama kimse ben han olaca1m diye ç1kmad1. "Bir halktan bir han ç1kmazsa, o halk1 Tanr1 lanetmi_ demektir" dedi Bakay "0htiyar olsa da han yap1n1z." Karaça isimli ya_1 seksene gelen ihtiyar1 halk s1k1_t1rd1. "Ben ya_land1m, yoruldum. Gençlerden yap1n1z!" dedi Karaça diz çöküp. "Ya_l1 olsan da ak1l senden ç1kar. Kalmuklar ya_l1lar1na sayg1l1d1r." Karaça tereddüt etti yan1na Saykal isimli k1z1 i_ve yaparak yeti_ip geldi. K1z çubuk gibi ince belli, erkeksi giyinen, k1z1l ka_, düme ba_, süt gibi beyaz vücutlu, horoz gibi boynu olan, yuttuu boaz1ndan gözüken güzel biriydi. Saykal K1z, babas1na _öyle dedi: "Baba, nas1ls1n1z? Ölen Tekes'in elbisesini nas1l al1rs1n1z? Hükümdarl1a hevesinizi mi vard1? Bu davran1_1n1z olmad1." Karaça "çocuum da tasvip etmedi" diyerek durdu. "Ey, millet!" Dedi Karaça "Ben size han buldum. Temir Han'1n olu Teyi_, han olmaya lay1k, on sekiz ya_1nda bir olan Teyi_'i han yap1n1z!" Karaça, ba1r1rken toplanan kalabal1k "Teyi_ Han!" diye putlar1na s11nd1lar. Han Manas bundan memnun olmad1. Teyi_'i beyaz keçeye oturtup han adetince her taraftan tutup kald1rtt1. Tekes'in, nak1_lar1 alt1ndan olan k1z1l sanca1 çekildi ve hanl11 ilan edildi. Temir han'1n en küçük olu Teyi_ Han, babas1n1n 1ss1z yerdeki bembeyaz inci gibi güzel olan _ehrinin idaresini ele ald1ktan sonra yedi atas1ndan beri görülmeyen büyük bir _ölen düzenledi. Kalmuklar, bu defa Altaylara, Kagayara ve Mançurya'daki Türk kabilelerine K1rg1zlara, Moolllara ve pek çok halka cidden kendilerini göstermek istediler. "Tür kabilelerinden neyimiz eksikmi_? K1rg1zlar çok _ölen düzenlediler. Biz de douda bir gürültü koparal1m" dediler Kalmuklar1n gençleri ve ihtiyarlar1. Teyi_ Han, K1rg1zlar için at yar1_1 tertip etti. Yar1_an k1rk ata ödül olarak deve verdiler k1srak kestiler, k1m1z yapt1lar. Halk iki tarafa bölünüp güre_ yapt1; dövü_ düzenledi. En güçlü, en dayan1kl1 olanlar ödül ald1lar. ^ölen k1vam1na geldiinde, kalabal1k ço_tuunda sar1 beyaz ata binen, düme saçl1, on yedi ya_1ndaki Kalmuk k1z1 Saykal, meydana ç1kt1. "Saykal, Saykal!" diyerek Kalmuklar ba1r1_1p putlar1na s11nd1lar "Gök Tanr1 sana denk gelecek insanolunu yaratmam1_t1r." diye ba1rd1lar. K1z olmas1na ramen, dokuz kulaç m1zrak tutup, sava_ silahlar1n1 ku_an1p, yürük at1na binip, bayrakl1 m1zrak alan Saykal, bahad1rlara yak1_an heybeti ile duruyordu. Ku_luk vakti oldu, ölen oldu, ölenden sonra oldu, erkekler çevirilmi_ olarak durdular. Saykal ile tutu_maya kimse ç1kmad1. Bu i_i eceli gelen denemezse, ba_ka insan deneyecek gibi deildi. K1rg1zlar Tekes'in yan1nda pehlivanl11yla bahad1rl11 bir arada olan Saykal'a kar_1 koyan insan1n olmad11n1 duymu_lard1. "Bunca erkek aras1nda bir _erefli erkek yok mu? Erkek kad1ndan kaçar m1? Diye hayk1rd1 Saykal, "^erefimi kazand1m! Ödülümü veriniz!" Kad1n1n sözünü duyduunda han olduunu unutup, gururuna yediremedi er Manas, kad1nla dövü_türdünüz. Erkek deilsiniz! ". Manas yamurunu dökecek bulut gibi kükreyerek, heybetle sava_ silahlar1n1 ku_an1p, s1rl1 m1zra1n1 uzat1p, Aksarg1l'a kamç1y1 vurarak Saykal k1z1n önünü kesti. Er manas güzel, geni_ al1nl1, yay1k göüslü, uzunca, oyuk burunlu, cad1 gözlü Saykal'1 görünce akl1 da1l1p ate_li kalbi oynamaya ba_lad1, "Öldürmeyim, deerli bende imi_, benim alaca1m k1z imi_" diye dü_ünüp omuzuna m1zra1 ihtiyatla uzatt1. Haddini bilmeyen k1z dövü_meye devam etti. Bahad1r1n m1zra1na vurup, alt1n eyerin hakk1 diye kalbine ni_an eyleyip gösüne m1zrak vurdu. Sendeleyen Manas'1n gözlerinden ate_ s1çrad1, bindii at1 da bir yana eerek kendini düzeltti. 0kinci kar_1la_mada k1z, Saykal ba1rarak, gelip yiide doru m1zrak vurdu. M1zra1n ucu Manas'1n sa koltuunda girip arkas1ndan ç1kt1. 0ki dev m1zraklar1n1 b1rak1p böür böüre tutu_up erkek güre_ine geçtiler. Saplanan m1zra1n arkas1ndan sallan1p durmas1na bakmayan Er Manas utanarak Saykal ile dövü_meye devam etti. Sa taraf1na gelen Saykal kuvvetli Manas'1 gösünden ald11nda arslan çoktan gev_emi_ti. "Kad1n1 yenemeyip de alaya m1 al1nay1m?" diye öfkelenen ER Mana baltas1n1 eline al1p Saykal'1n üzerine vurdu. K1z kalkanlar1yla kar_1 koyup Manas'1 _a_1rtt1. K1z Saykal, kaplan Manas'1n sa omuzuna vurdu, kamç1yla vurup onu at üzerinden devirmek istedi. Bu kadarla da yetinmedi, Akbalta'n1n arslanlar1ndan biri olan Çubak at1n1, ok gibi h1zl1 ko_turarak ortaya geldi, "Hey bu engi_ (birbiri at üzerinde çekmek ve eyerden dü_ürmeye çal1_mak) deil, dövü_tür" diye Saykal'1n bindii at1n ba_1na vurdu. Saykal'1n at1 ürküp bir yana sapt11nda Çubak, Manas'1n sol omuzundan dorulttu. Akbalta ok gibi h1zl1 bir _ekilde ortaya geldi. "Kavga ç1kacak, bahad1rlar durun!" Bu esnada Kalmuk'un Dogo adl1 bahad1r1 ç1k1p Akbalta'ya sald1rd1. "Pis K1rg1zlar, bir k1za bahad1r1n1z Manas rezil oldu. Bur ki_iye kar_1 nas1l ikiniz girersiniz!" "0ki yiit mücadeleye ç1km1_t1r. Yenip yenilme ba_kad1r. Oyunu bozma!" Çubak, Dogo'ya elini kald1r1p, at1n1 itti. Kazaklardan Aydarkan, K1rg1zlardan Bakay ç1k1p beklenmedik olaylar meydana gelmesin diye araya hakem soktular. Teyi_ hakem oldu. Hakem oyunu durdurdu, direnenlere sert davrand1. Bahad1r Manas üzerine saplanan m1zra1n ucundaki k1llar1 temizleyip etinden çekip ç1kard1. Yiidin yan k1sm1nda aç1lan yaradan kan ak1yordu. Bu Manas'1n gücüne gitmi_ti. Bin çe_it otun ba_1 birle_tirilerek yap1lan Orcemin adl1 ilac1n1 yara üzerine örttü, akan kan durdu, gözleri aç1ld1. Öfkelendiinde önüne ç1kan1 y1k1p k1ran Manas, ate_lenip Aksarg1l at1n1 oynat1p arkas1ndan toz duman b1rak1p tekrar meydana ç1kt1. Bunu gören k1z Saykal da hiçbir _eyden korkmayan erkek gibi, di_i arslan gibi hayk1rd1. Niye güzelliine kap1l1p kurtard1m ki kad1n1. Dü_mana ac1yan kendisi yaralan1r, diye kendini k1zarak m1zrak uzatt1 Manas. 0ki dev, ard1 ard1na tutu_tu. Üçüncü kez tutu_mada Saykal at1n sar1s1na gitti. Manas, at1n1n sendelendiine bakmadan Saykal'a m1zrak savurdu. Saykal _a_1rd1. Bir yana çevirilerek kendi adamlar1n1n aras1na kaçt1. Manas, Aksarg1l at1n1 ko_turup pe_ine dü_tü. Manas babas1n1n himayesine s11nan Saykal'a ula_amad1. Askerleri yar1p giremedi, at1n1 oynat1p "Bahad1r1n1z1 ç1kar1n1z!" diye Kalmuklar1n kar_1s1na gelip ba1rd1. Teyi_, Aydarkan ellerini kavu_turarak öfkeli Manas'a geldiler. "Bahad1r Manas, ödül senindir! Manas Karargahâ gel!" Manas, onlara çok sinirlendi: "Ödülün bana hiç gerei yok. Kad1n1 yenmeden milletin yüzüne nas1l bakar1m" Bahad1r Manas, Bakay'1 Teyi_'i ve Aydarkan'1 alarak Karaça'ya geldi. Gördü ki, Saykal K1z, sava_ elbisesini ç1kar1p, saçlar1n1n çözüp, yaras1na ilaç sürüyordu kuvvetten dü_mü_tü. "Bahad1r, sonunda _eref senindir!" diye kabile reisleri, _öleni yönetenler Manas'1n önüne ç1kt1lar. Ölümden kaçan kurnaz Manas, kimseye yol vermedi, inad1ndan vazgeçmedi, kimseyi dinlemedi, gök bayra1 elinde idi. "Saykal'a yenilmeden ya da onu yenmeden, dönmeyeceim! Onu ç1kar1n! ^erefinizi kurtar1n!" Karaça Bay çok zeki, haz1r cevap salam bir ki_i idi: Bahad1r1n1z uygun görürse, benim demek istediim, Saykal'1n at1n1 Er Manas'a verelim. Han Manas'1 teskin edelim." Saykal'1n sar1 at1n1 getiren ihtiyar _öyle dedi: "Er Manas! Erkeksen ba1_lay1c1 ol! At1m1z sana hediye, ba_1m1z takdimdir! Bizi affet! Ödül senindir! ^eref senindir! K1zmaman1 diliyoruz, Bahad1r!" Bu münasip sözü dinleyen Manas, keyfi yerine gelip kamç1s1n1 b1rakt1 ve _öyle dedi: "Söylediinize uydum. Hediyenizi gördüm. Hediye büyüklere yak1_1r. Onu ihtiyar Karaça Bay'a verdim." "Oh, sevgili Manas konu_tu" dedi halk ba1rarak. "Yerin geni_lesin, kabilen çoals1n" dedi ihtiyar Karaça, Sar1 at1n dizginini tutup. Ondan sonra K1z Saykal, Manas'1n gözüne gözükmedi, arslan Manas, iyi niyetle geçenki tutu_may1 unutup, k1z1n kahramanl11ndan memnun olup içinde "Tanr1 k1smet eylese al1nacak kad1n imi_" diyerek Karaça'n1n evine s1k s1k bak1p, K1z Saykal'1 kalabal1k içinde izledi. ^ölen bitmek üzereyken ko_an atlar geldi. Yar1_1 Manas'1n Akkulas1 kaz1nd1. Manas Akkula'n1n kazand11 ödülü dört kabile halk1na bölü_türüp verdi. Alt1 günlük _ölen bittikten sonra Manas kalabal1k askeriyle atlan1p Aral'a geldi, yorulan askerler mola verip dinlendiler. Kara-Köl denen bu harikulade yeri, Orgo Han yönetiyordu. Orgo Han Türk kabileleriyle pek fazla sava_m1_ biri deildi. Bu defa haberci kötü haberle gelir. "Altayl1 h1rs1z K1rg1zlar _imdi ba_ kald1r1p boyun een kabileleri kendilerine katarak ordu kurdular, Turgout, Mool, Uygur ve Kalmular'1 sel gibi kaplay1p Pekin'e yürüyorlar, Gafil yatan Kalmuklar'a "K1rg1zlar1n yolunu kesiniz. Tedbir al1n1z" diye haber geldi. Orgo Han sur üzerinde davul çald1rd1. Adamlar1ndan civardaki yöneticilere, valilere ve komutanlara mektup gönderdi, onlar1 haberdar edip asker toplad1. Zaten kalabal1k olan Kalmuklar1n askerlerinin say1s1 yedi yüz bine ula_t1. "K1rg1zlar1n bizimki kadar askeri yoktur. Onlar1 art1k durdurunuz" dedi binba_1lar1. Orgo Han'1n ordusu saraydan bir parça uzakta, gelecek olan K1rg1z ordusunun önünü kesip kar_1la_may1 beklediler. Sel gibi gelmekte olan Manas'1n ordusu gözüktü. Nihayet iki taraf1n askerleri birbirleriyle burun buruna gelerek durdular. Orgo Han, taraf1ndan Atan denen pehlivan ç1kt1. O iki gözü ensesinde, ba_1 keçe evi gibi, iki ka_1 h1rsl1 kara köpek gibi, boyu üç kulaç, hergün bir inei midesine indiren, can1 s1k1ld11nda iki yüz pehlivan1 bir araya balay1p kald1ran dev idi. "Pehlivan Atan1m, k1rg1zlar1n Manas denen pehlivan1yla ancak sen kar_1la_abilirsin. Sadece sana güveniyorum! Onun hakk1ndan gel." "K1rg1z da kim oluyormu_? Güne_im dedii yeryüzünde benden ba_ka pehlivan var m1 acaba? Parça parça ederim Manas'1 diyerek, pehlivan Atan yan1na kalkan ald1. O masmavi demirden doru geldi. Orgo Han'1n askerleri iki tarafa bölünüp Atan'a hürmeti için tezahürat yaparak yol açt1lar. Bu esnada Orgo Han'1n askerlerinin içinden kamburla_an küçücük bir ihtiyar s1yr1l1p ç1karak pehlivan Atan'1n önünü kesti. "Hey, bu kar1nca m1, insan m1? Yoksa ayaa tak1l1p ölecek bir _ey mi? Dur yolunda!" diye at1n1n dizgininden tutan ihtiyara pehlivan Atan sevindi. 0htiyar nazlan1p inat ederek Atan'a yol vermedi. Bu esnada h1rslanan Atan benim gücümü halk görsün diye eilerek ihtiyar1 almak istedi. Atan'1n bindii Dankara adl1 at, t1ks1r1p ürkerek ihtiyara hiç yakla_mad1. Pehlivan Atan, at1n1 tepip kamç1layarak ihtiyara ula_t1 ve onu omuzundan tutup ald1. Bu s1rada deminki ihtiyar k1yamet kopard1. Pehlivan Atan'1n belinden tutup, attan yolup alarak kald1r1p yere att1. Gösünden bast1. Atan'1n ba_1n1 otu yolmu_ gibi kopard1. 0htiyar sakin halde maral s1fatl1 Dankara'ya binip K1rg1zlara doru gitti. Kalmuklar, deminki ihtiyar insan m1d1r, cin midir diye _a_1r1p kald1lar. "Ya_a be pehlivan Pöyü_! Kalmuklara göreceini gösterdin!" dediler Manas'1n askerleri, ona yol vererek. Bakt1lar ki deminki ihtiyar, K1rg1zlar1n Köyü_ isimli sihirbaz yiidi imi_. O sabah erkenden k1l1k dei_tirerek Kalmuklar1n aras1na girip casusluk yap1yordu. Sonunda bir çareyle Altan'1 yenerek dönmü_tü. Kendine gelen Kalmuklar, Orgo Han'1n yan1na gelerek konu_tuktan sonra davul çald1r1p askerlerini K1rg1zlar1n üzerine sevkettiler. K1yas1ya dövü_ ba_lad1. Kalkanlar parçalan1r kanlar döküldü, oklar v1zlay1p, yer sars1ld1, büyük bir gürültü koptu. Er Manas, Orgo Han'a vurup onu yar1 canl1 halde b1rakt1. Bayra1 devrildi, Han öldü. Hans1z sava_maya cesaret edemeyen Kalmuk askerleri kaçt1lar. Er manas, Orgo Han'1n kaçan askerlerini takip etmedi. Manas'1n gönlünde ac1 vard1, çünkü onun da pekçok askeri ölmü_tü. O, dövü_ten sonra kanlar1n döküldüü bu yerleri görmek istemedi. Bu kez Manas Bakay'1n pe_inden d1_ar1ya ç1kt1. Di_edi_ sava_an iki taraf1n kayb1 e_it say1da idi. Sava_ alan1 yamur gibi akm1_ olan insan kan1yla toprak k1rm1z1 çamur haline gelmi_, ark olup ak1yordu. Yerden ç1kan toz dumandan, gökteki güne_ gözükmüyordu. Cesetler da gibi olmu_tu. Eceli gelen yiitler ölmü_tü, di_leri ç1k1k olan atlar uzan1p yat1yordu. Toprakta eyer, k1r1lm1_ m1zrak, saps1z balta, k1ns1z k1l1ç, Kalmuk K1rg1z kar1_1k çamur gibi yourulup yat1yorlard1. Manas bu manzaray1 gözden geçirirken nice nice gençler gözüne ili_ti. O hemen buradan uzakla_mak istedi. Onu öldürmeyi bahad1rl1k diye dü_ünmüyordu. Manas yedekte götürdüü at1n1 sal1verip Bakay'1n yan1na geldi, hiç alamayan zavall1 yiit, gözleri ya_la dolarak ba_1n1 aabeyinin omuzuna koyup kemikleri s1zlayarak ac1 ac1 alad1. "Aabey, bu katliamdan, bu dövü_ten ne zaman kurtuluruz?" diye sendeledi manas'1n gözleri keder doluydu. Görmü_ geçirmi_, ata bindii zaman yolcu, dövü_tüü zaman asker olan Bakay, böyle manzaray1 binlerce defa görmü_ olacak ki, hiç _a_madan Bahad1r Manas'a _öyle dedi: "Er Manas, halk1n1n ba_1n1 kurtard11n zaman, halk1n özgür ya_ad11 zaman sava_tan kurtulursun." Bahad1r Manas, yüzüne souk su serpilmi_ gibi k1vr1ld1. Bilgiç Bakay konu_maya devam etti: "Yenmek, dü_man1 öldürmek demek deildir. Yenmek halk1n kurtulmas1 demektir. Halk1 kurtarmak erkein i_idir. Tanr1 bunu herkesin aln1na yazm1_ deildir. Nadiren birilerine yazar. Senin aln1na i_te bu yaz1lm1_t1r. Ne zaman halk1n1 murad1na erdirirsen, o zaman görevini yerine getirmi_ olursun. Seni bunun için Tanr1dan istedi halk. Alama! Sen erkeksin, bahad1rs1n! Erkekler milletinin oca1n1 m1zrak ve k1l1c1n ucuyla geni_letir. Halk bahad1rl11, k1lavuzluu ile alt1n s1r1k olup destekler." Ertesi sabah Han Manas sava_ta ölen yiitlerini, silahlar1yla birlikte bir çukura gömdürdü. Her birinin ba_1na bir ta_ koymu_tu, ta_lar Opol da1 gibi birikti. C1rgalang'1n boyunda, C1luu-Su'yun suyunda Han Manas yiitler kuvvetine dolsun, atlar dinlensin, yaral1lar iyile_sin diye üç gün üç gece mola verdi. Gökte yar1m ay kal1p çoban y1ld1z1 parlarken, tan yeri aar1rken, Manas Han'1n karagah1na Orgo Han'1n hatunu Samankul ham1n önce hiç giymedii K1rg1z sar11n1 giyip, iki çocuunu yan1na al1p, saraydan birbirine benzeyen on boz at1 seçip, dan1_man1 Iraman'1 tercüman1 yaparak araba dolusu k1z1l ipek kuma_ ve deerli hediyelerle geldi. K1rg1zlar1n adetince, olu Karatay'1 öne ç1kar1p Iraman'1n oluna _ark1 söyletti ve böylece debdebeyle kaideyi yerine getirdi. Samankul Han1m, Han Manas'1n önünde _öyle söyledi: "Bu hayatta siyah ile beyaz, gündüz ile gece, kötülük ile iyilik hep beraberdir, Han1m! Kocam ölüp, dul kalm1_ olsam da olum dün Han taht1na oturdu. Eksik olamay1n, kaide bilen Hans1n1z. Ben bahts1z1 öldürmek istersen i_te buraday1m. Ba_1m kar_1l11nda bu küçücük iki olumun can1n1 ba1_laman1 dilemeye geldim, Manas." Han Manas, iyi niyetli, itinal1 konu_an kad1ndan memnun kald1. "Bir kad1n Han önüne sayg1yla gelirse, onu ba1_lamak vard1r, hatun. 0ki olunuz yan1n1zda yard1mc1 olsun! ^ehriniz huzur içinde, yönetim sizin elinizde olsun." Iraman'1n olu Bahad1r, Manas'1n yiitliini, mertliini, Samankul Hatun'a söylediklerini överek _ark1 söyledi. Manas _ark1c1y1 beendi. "Hatun, eer uygun görürseniz, bu oul bizi sabah ak_am elendirsin" dedi Manas ekleyerek. "Tamam, olur, bahad1r!" dedi Samankul gönlü rahatlayarak. O _ehrine dönüp, olu, Karatay'1 be yaparak ona taç giydirdi. Iraman'1n olu ise Bahad1r Manas'1n k1rk yiidinden biri oldu. Karatay ad1 unutulup yerine Irç1 olan diye adland1r1ld1. Opol da1n1n içinde, otuz nehrin k1y1s1nda, 1ss1z bir yerde bulunan surlu _ehri Akun, k1rk be_ sene han olarak yönetmi_ti. Dokuz yolun kav_a1ndaki bu _ehre her halktan gelen kervanlar eksilmezdi. Ticaret geli_ip halk zenginle_mi_ti. ^ehir refah içindeydi. Akunbe_im'in Kalmuk ve Çin'de sayg1nl11 vard1. Tekes Han ile Orgon Han, karde_ gibiydiler. Yedikleri içtikleri bir, Askerleri bir idi. Birbirlerine destek ve yard1mc1 olarak ya_1yorlard1. Bunu bilen Manas, Tekes Han'dan sonra Orol Han, rahat durmayacak, bir felaket ba_latacak diye Akun Han taraf1na dil bilen adamlar1n1n gönderip yol ahval1n1 ve dü_man1n hareketini örendi. Akun be_ alt1 gün önce yola nöbetçi koyup, asker toplay1p, a_a1daki Kalmuk ve Çinlilere mektup yaz1p mühürleyerek habercisiyle göndermi_ti. Kurnaz ihtiyar, bundan dört ay önce Tekes Han'a _öyle demi_ti: "K1rg1zlardan kötülük gelecektir. Esen Han'dan asker al1p sava_a erken davranal1m." Ama, "kendi ordumuz K1rg1zlar1 durduracak, onlara dersini verecektir" diye inat etmi_ Tekes Han. Akun Han, oullar1, kad1n ve k1zlar1, kocakar1 ve ihtiyarlar1 _ehirden ç1kar1p, a_a1ya gönderdi. Surdan belli bir mesafedeki müsait bir yerde k1rg1z ordusunu bekledi. Baltan1n sap1na benzeyen b1y1klar1, doru ayg1r1n yelesi gibi örgüsü, gösünde z1rh, ba_1na mifer, saç1nda tak1, elinde topuz, yan1nda kalkan, koynunda yelek olan sert belli bahad1rlar1, pehlivanlar1 toplad1. Manas aksakall1lar1, ak1ll1lar1, k1rk yiidini ve komutanlar1n1 bir araya getirip dan1_t1. "Tekes Han ve Orgo Han'1 daima bize kar_1 k1_k1rtan Akun Han'd1r. Keng Çüy'den Altayl1lar1 kovup, topraklar1na sahiplenmi_ti. O topraklar1 geri alal1m." Manas, alt1 yiidi ile yollara bak1p geldikten sonra _öyle dedi: "Binba_1, bölüklere ayr1l1p ayr1 yar1 yürüyelim. Bo_una k1r1lmayal1m." Bölüklerin ba_1na Kökçö, Urbu ve K1rg1l seçildi. Manas, idaresi alt1ndaki ordusunu çukur ya da düzlüklere yakla_t1rmadan, da geçidinden deil, da s1rt1ndan geçerek, kimsenin yürümedii yollardan gününden evvel Akun Han'1n _ehrine ula_t1. Akun Han'1n büyük ordusu dü_man1n önünü kesmek için çoktan tedbir alm1_t1. Sava_, erkek dövü_üyle ba_lad1. Nice erkeklerin kan1 akt1, nice yiitlerin kellesi uçtu. Er Manas, Kalmuk bahad1r1 Tulus ile kar_1la_t1. Tulus yaygara eden gürültücü biriydi: "Arslan1n deil, Tanr1 olan1n gelsin K1rg1z!" Dersini verip kökünü kurutaca1m, göe bakt1r1p inleteceim! Son sözünü söyleyiver, Tulus'un kahramanl11n1 anlat halk1na" diye ba1rd1. "Ba_a bela Tulus'un m1zrak kullanmada usta olduunu duymu_tum. Ona Manas'tan ba_kas1 mukavemet edemez" dedi Bakay, Akbalta'ya dan1_arak. "Bahad1r, ona kendin git" dedi Akbalta. K1z Saykal ile yap1lan kar_1la_madan sonra Manas'1 dövü_lerde pi_sin, Han oldum diye bahad1rl11 unutmas1n" diye dü_ünüyordu Akbalta. Tulus gök demirden z1rh giyinmi_ti, dei_ik bir kalkan1 vard1, eline gök m1zra1n1, öküzün beli gibi yay1n1 ald1. Kaplan gibi heybetle at1n1 mahmuzlad1. Manas, Akkula at1n1 binip, butuna ayakkab1s1n1 geçirdi, belinde k1l1c1 sallan1p, baltas1 parl1yordu. O ak sungur ku_u gibi ba1rarak alana girdi. "Manas denen sen misin? Ba_1n1 koparaca1m! Ecelini ben getireceim! Ezerim seni!" diye hayk1rarak Tulus gürzü Manas'a vurdu. Çevik er Manas Tulus'un vurduu gürze, kalkan1yla kar_1 koydu. Öfkelenen Manas yaygarac1 bahad1r Tulus'un, Açalbars ile sa elini kesti, kaçmak isterken de baltas1yla vurdu. Kalmuk ve Çinlilerin on iki pehlivan1 sinirlenip hayk1rarak Manas'1 ku_att1lar. Her iki taraf1n askerleri alana girdiler. K1yas1ya dövü_ ve öldürü_ iki gün iki gece sürdü. K1rg1zlar Akun Han'1n askerlerini toz dumana katarak sonunda yok ettiler. Yenildiin anlayan Akun Han, askerlerini, karargâh1na b1rak1p kaçt1. Manas, Akkula at1na kamç1 vurup Akun Han'1n pe_inden gitti. Beyaz al1nl1, sivri kulakl1, kas1rga gibi h1zl1 ko_an Akkula, Akun Han'1n at1na yeti_ti. Bahad1r Manas, yeti_ir yeti_mez m1zrak savurdu. Arkas1ndan yeti_en k1rk yiidin biri olan Aynakul, Akun Han'1n ba_1n1 k1l1çla uçurup s1rl1 m1zra1n1n ucuna geçirdi ve han'1n merakla bekleyen ordusunun kar_1s1na gelip f1rlatt1. "K1rg1zlarla dövü_mek isteyen dü_man1n sonu i_te budur" diye hayk1rd1 Aynakul. Askerler tamamen teslim oldu. "Bizim dü_man1m1z Akun Han idi! Zafer ve _eref bizimdir! Yeter! 0htiyarlara dokunmay1n1z. Manas askerlerini Akun Han'1n _ehrine sokmad1, mal1na mülküne dokundurmad1" Bahad1r Manas'1n hedefi Alevke idi. "Elinin körü, Alevke! Bir an gelir, Tanr1m ele verir. Atalar1m1n intikam1n1 al1r1m. And1can'1 kurtar1r1m. Dünyay1 ba_1na y1kar1m" diye kin besliyordu. Altay'a, mavi bayrakl1 kalabal1k ordu girdi. Çal1nan zurna dalar1 sars1yordu. Bu bahad1r Manas'1n avuluna zaferle döndüünün ihti_am1, i_areti idi. Er Manas Altay'da güne_ 1_1ldarken, beyaz çad1r1n arkas1ndaki tepeye oturup dan1_man1 Akbalta'ya dan1_t1. "Gözbebeim, üstad1m Akbalta amca, Ala-Da'a göç edelim deyip duruyorsun. Sen görmü_sün, ama ben görmedim babalar1m1n topraklar1n1. Ala Da'da Kalmuk var, durumu bilmeden nas1l göç ederiz? Bunca halk1n sorumluluunu kim ta_1yacak..." "Olum, Manas! " Söylediin doru, hakl1s1n. Altay'a geldikten beri Ala-Da'daki K1rg1zlar1n ya_ay1p ya_amad11 hakk1nda bir haber alamad1k, ya da gidip aramad1k" dedi. Akbalta, beyaz sakal1n1n s1vazlay1p kaz yavrusu gibi öterek "Bana müsaade et, ben Ala-da'a gidip dola_1p yolun sa1n1 solunu örenip geleyim." "Yol uzak, a_1lmas1 zor, amca, yorulacaks1n1z. Genç olsayd1n1z, diyeceim bir _ey yoktu. Oraya ben varay1m. Yerin durumunu göreyim. Göç edeceimiz yolu bileyim. Kalabal1k halk1m1 aramadan hep Kalmuklarla sava_arak m1 ya_ayaca1m? Atalar1m1n topraklar1n1 göreyim, dier K1rg1zlar1 bulay1m. Görmesem de Ala-Da'a hasretim var." Akbalta Manas'1n söylediklerini doru buldu. "Ala-Da'a gidersen, alimlerden örendik, bilgiçlere sorduk; Katagan'1n han1 amcan dan1_mend Ko_oy'a git. K1rg1zlar1n aziz aslan1 budur. Alevkeye ba_1n1 vermeyen Ala-Da'daki K1rg1zlar1 birle_tiren, kimseye ba1ml1 kalmayan, sur yap1p yiitleriyle birlikte dü_man1n can1na okuyan Er Ko_oy'a git, ona ak1l dan1_! Tek güvenebilecek insan odur, sana yolda_ olacak erkek odur! Biz Altay'dan gidelim. Bu Altay bize uygun deil, Çinliler bize dü_mand1r." "Yan1ma fazla yiit al1rsam Kalmuklar bunu farkeder ve ben yokken halk aras1ndan karga_a yarat1rlar. Ava ç1km1_ gibi gözükeyim. Kutubiy komutan olarak kals1n!" diye belini balad1 Manas, "Oralar sakin ise, yer varsa, ben döndükten sonra Ala Da'a göç edelim." Altay'da _afak henüz sökmü_ken uçan ku_larla birlikte ak bulutlar da sanki Manas'1 yolcu ediyordu. Er Manas, Ala-Da yolunu tutup gökteki y1ld1zlar1 seyrederek düz yol ile gidiyordu. Gök yeleli bozkurt Manas yan1na erzak alm1_t1, iyi yerlere dikkat ediyordu, kabileleri, ormanlar1, küçük tepeleri dola_1p, s1ra halinde uzanan dalar1, geçitleri a_t1, ta_lara bast1, yorulan Arg1mak at1n1n üzerinde oturup çe_it çe_it otlar aras1ndan geçerek ince yaprakl1, bilek kadar otlu, maral1 koyun kadar olan bereketli Kark1ra'ya rastlad1. Kark1ra'y1 geçtikten sonra, yüksek dalar1n ortas1ndaki gözya_1 gibi temiz, bin p1nar akan Is1k-Köl'ü gördü. Bahad1r Manas attan inip marur duran Ala-da'a, mübarek Is1k-Köl'e doya doya bakt1, dizlenip topra1 öptü, topraa az1n1 dedirerek Tanr1ya s11nd1. "Kutsal Tanr1, vatan1 görmeyi nasibettiin için sana _ükürler olsun! Ala Da1m bana güç ver! Is1k-Kölüm hasiyetli güç ve temizlik ver. Atalar1m1n kusurunu gidereyim, dü_manlar1 kovup ç1karay1m, halk1m1 kendi topraklar1na toplayay1m. Huzurunda yemin ederim..." Bahad1r Manas gölde yüzünü y1kad1, oynay1p yüzen bal1klar1 seyretti, sevincinden gözleri doldu: "Ah, can1m Is1k-Köl arad11m yer sen deil misin! Buraya insan yerle_mez mi böyle ho_ yer, böyle ho_ göl nerede bulunur ki?" Manas'1n vücudu gev_eyip, kendini gökte uçan ku_lar gibi, süzülen beyaz bulutlar gibi özgür ve keyifli hissetti. Eyvah, eer buralar dar olmasayd1, tam K1rg1zlar1n k1smetine yaz1lan yer imi_ diye, bu yerlere sahiplenen atalar1na _ükretti. Ama bu topraklar1n _imdiye kadar Kalmuklar1n elinde kald11na eseflendi. Akbalta'n1n gösterdii ak1l1 hat1rlay1p, onun tarif ettii yol ile aziz Ko_oy amcamla görü_eyim diye tepeleri çukurlar1 a_1p, rüzgarlar yar1_arak gidiyordu. Ak1ll1 Ko_oy ya_l1l1a boyun emedi. O kadar dayan1kl1 idi ki, halâ delikanl1 gibi gözüküyordu. Önceki karakterinden, yiitliinden, dürüstlüünden hiçbir _ey kaybetmemi_ti. Gayretinden taviz vermemi_ti. Onunla yar1 ya_taki dostlar1 ise gözlerinde çapak olu_up, kuvvetten dü_mü_, yerinden kalkamaz, ata binemez hale gelmi_lerdi. Evlerinin dibinde oturup havlayan köpeklere, böüren öküzlere, dola_an atlara bak1yorlard1, hiç konu_madan! Ak_ama kadar bükülüp otururlard1. Ak_amleyin gelinlerinin yemeini beklerlerdi, bunam1_lard1. O Ko_o_ Han'1n, sallanan beyaz sakal1 alt1n kemerine ula_m1_t1, gözleri keskin, karaku_ gibi uyan1kt1, hikmetli sözleri kaideye uygun _ekilde söylerdi, yemeini nezaketli yerdi, zihni aç1kt1. Onun ad1n1 duyanlar ona "Ko_oy Han", "Ko_ay Ata", "Han Ata" diye diz çöküp sayg1 gösterirdi. Han Ko_oy epeydir ocaktaki ate_e bak1yordu. Bir anda yan cebindeki kurt a_11n1 eline al1p ay1 derisine att1. A_11n pozisyonu iyiliini gösteriyordu. Bahad1r Ko_oy, Manas'1n geleceini evliya gibi bildi. At-Ba_1n1, Geç-Töbösünü yerli yerine yerle_tiren büyük kalesini ta_tan yapt1ran, _ehir kuran, yedi bölgedeki K1rg1zlar1 düzeltip halk yapan, e_siz yiit, ak1ll1, kula1 delik, keskin bak1_l1 Er Ko_oy, han1m1na gece gördüü rüyay1 yorumlatt1. Ko_oy han'1n han1m1 beyinin kiminle kar_1la_aca1n1 önceden söyleyebilen kad1n idi. Han Ko_oy'un söyledii böyle idi: "Gece bir rüya gördüm. Rüyamda hançer k1l1c1m1 douya doru sallam1_t1m, o taraftaki kara da ikiye ayr1ld1. Bu nas1l rüyad1r? Elinde alt1n ba1 var bir kara ku_ alm1_1m. Onu dünyan1n dört buca1na b1rakm1_1m. Ona yard1m eden kimse yoktu. O bir arslan1 avlad1. Bütün canl1 varl1klar1 öldürüyordu. Pekçok K1rg1z onun gölgesine s11nm1_t1. Bu nedir? Bu rüyam1 yor, han1m!" Han1m1 rüyay1 _öyle yordu: "Bay1m, k1n1ndan çektiin k1l1c1n Douyu yakmas1, Altay'a sürülen Cak1p'1n yaln1z olu Manas'1n gelmekte olduun i_arettir. Cesaretine cesaret katacak, sana el, yaka olacak, Bahad1r Ko_oy amcam diye aleme han olacakm1_! B1rakt11n karaku_ kahraman Manas deil mi? Aç1lan etein kapanacak, kopan balar1n ulanacak, sönen ate_in yanacak, ölen ruhun dirilecekmi_!" Han1m1n sözü bitmek üzereyken, d1_ar1dan Kutunay denen nöbetçi tela_ içinde Ko_oy'a haber getirdi. "Sevgili Han Ko_oy, insandan daha dei_ik alp gördüm, böyle insan olur mu, kar_1s1na ç1kan ya_ar m1? Benzeri görülmemi_ bir adam geliyor. Boyu da kadar var! Böyle bir yiit görmedim. Kara benekli kaplan gibi at1l1yor. Kuyruksuz gök yeleli arslan gibi sald1r1yor." Bu haberi duyan han Ko_oy, sanki han1m1 olan dourmu_ gibi sevindi. "Tanr1m gönderdi! H1z1r1n yard1m ettii halk imi_iz. Atalar1m1z1n nesli Ala Da'a geliyor, onu görecek günler de varm1_!" kahraman Ko_oy, acele at1na binip misafiri kar_1lamaya ç1kt1. Ko_oy amca el ayas1n1 aln1na yakla_t1r1p a_a1daki yola bakt1, ki doru benekli tulpar (at) a binen, ok geçirmeyen elbise giyen, da1n yar1s1 kadar kocaman bir arslan geliyordu. O, arslan Manas'1n ta kendisiydi. "Tanr1m kaybettiklerimiz bulundu, bir avuç kadar K1rg1z1n _erefi böylece korunmu_ oldu!" diye alad1 Ko_oy, gözlerinden ya_ ak1tarak. Arslan Manas, görünen askerlere doru hiç sallanmadan h1zl1 bir halde geldi. Er Ko_oy ok geçirmeyen elbise giyip koyu doru at1na binmi_ti. Uzun b1y11 sarkm1_, patlak gözü çoban y1ld1z1 gibi parl1yordu. Kulaklar1 kalkan gibiydi. Sava_ silahlar1n1 ku_an1p bileine alt1n çerçeveli baltas1n1 takarak Opal da1 gibi kurulmu_ duruyordu. O Manas'1n kar_1s1na ç1k1p selam verdi. "Cak1p Bay'1n biricii, olum Manas sa m1s1n? Ç1nardan kalan ufak dal1m, atadan kalan evlad1m Manas var m1s1n?" Er Ko_oy kuca1n1 açarak yavrusuna sar1lan ku_ gibi Manas'1 bar1na bast1. Alayan Ko_oy'un gözya_lar1 kara yamur gibi ak1yordu. Bahad1r Manas, _öyle dedi: "Aksakall1m Ko_oy amca, tedbirli üstad, evliya, yukar1 çekersen desteimsin a_a1 çekersen dayangac1ms1n, yürürsem ayd1n yolumsun arkamda _anl1 ordumsun! Er amcam Ko_oy, sa m1s1n?" Er Manas, Ko_oy'un karargah1na geldiinde ko_a ko_a halk ona selam vererek ba1rd1lar, sevindiler: "Manas" diye ç1l1klar att1lar. Bahad1r Ko_oy, dua ederek kurban olarak k1srak, ay boynuzlu inek kesti. Ko_oy'un kalesinde büyük _ölen oldu. Er Ko_oy ile Bahad1r Manas gece boyunca uyumad1lar, birbirlerine ba_lar1ndan geçenleri anlatt1lar. Hiçbir _ey saklamadan yüreklerindeki s1k1nt1lar1 ç1kar1p bo_ald1lar. Han Ko_oy, Altay'a giden K1rg1zlar1n haberini ald1ktan sonra, ne yapaca1n1 _a_1rd1. Gülse mi, alasa m1, bunu bilemedi, zavall1 Ko_oy! Er Ko_oy amca, Manas'a _öyle dedi: "Olum Manas benim yerimi sorarsan, Mediyan'1n çölünde, Evliyan1n geçtii yerde, Baabedin denen anneden dodum. Deden Nogoy Han öldüünde, Kalmuk ve Çinliler, K1rg1zlar1 kamç1ya göre taksim ettiinde, can1m1 terkilere balay1p, ku_a1m1 ku_and1m. Çevik k1rk yiidi yan1ma al1p kalabal1k Kalmuk ile tekba_1ma sava_t1m. Nice erkekler, öldüler, k1rk yiidim de öldü. Ben yetmi_ yerden yaraland1m. Akrabalar1m1n hayaleti bile gözükmedi. Bitkin halde dola_t1m. Sonunda kimsenin bulunmad11 bir daa ç1k1p kurtuldum. Çeç-Töbö'de beslendim, yer edindim. Ba_1bo_ dola_anlar1 toplay1p bir yere yerle_tirdim! Çayla1 eiterek onu al1c1 ku_ yapt1m, muhtelif kabilelere mensup kimseleri toplay1p canland1rd1m! Akrabalar1m az olsa da çevrem salamd1. Peygambere benzeyen Kataganl1, ak sakall1 Han Ko_oy olu Manas diye söylüyordu, evliya gibi konu_uyordu: "Terk-i dünya olup dola_1rken, K1rg1zlar fedakâr, canl1, ileri görü_lü bir millettir, bu milletten bir yiit ç1kacakt1r diye umutlan1p seni bekledim..." Kahraman, ak1ll1 Ko_oy amca, olum Manas diye söylüyordu, anlaml1 konu_uyordu. "Olum, ne zaman Altay'dan göç edip kendi yerine geleceksin? Az1c1k halk1na ne zaman direk olacaks1n? Tek ba_1na kalan, sahipsiz kalan milletine ne zaman sahip ç1kacaks1n? Gel Is1k-Kölü'nü bul, kulun (tay)lar seni bekliyor, k1rk kabile K1rg1z1n ayaa kald1r." Manas _öyle dedi: "Özlediim yiit amca, evliya s1fatl1 imi_siniz. Sizi görünce can1ma can kat1ld1. Atalar1m1n Kark1ras1n1, Is1k-Köl'ü, Ala-Da'1 gördüm. Hasret giderip rahatlad1m. Ala-da'1 yer edinen, yaln1z k1l1ç ku_anan, Kalmuk Çinlilerle sava_1p yer kap1_1p ya_ayan gayretli K1rg1zlar1 gördüm. Etkilendim, Cesaretim artt1, hasretim bitti. ^imdi Ko_oy baba, Altay'da bir grup K1rg1z kald1. Çinliler çok, K1rg1z az. Kalabal1k Çinlilere tek ba_1ma sald1rd1m. Çinlilerin öcü kald1, ben onlara varay1m." Bunu i_iten Ko_oy amca üzüldü, gözlerinden ya_ döküldü: "Arslan1m Manas, sözümü dinle! Koynu geni_ Ala-Da'1 babalar1n1n topra1 Tekes, Alay, Andican, Yedi-Su'yu zaman1 geldiinde görürsün. Çinliler asker gönderip Altay'daki halk1na zulmetmesin! Neslimizi kurutmas1n! Olum bir an önce geri dön! K1rg1zlar1 toplay1p Ala-Da'a göç! Ölmezsem, fazla geç kalmadan ard1ndan gelirim, seni arar1m, yer ye_il otla kapland11nda, halk yerle_tiinde, yaz geldiinde kar_1na ç1k1veririm. Nöbetçilerden haber geldi, Çinli Esen Han, K1rg1zlar1 keseceim diye haz1rlan1yormu_... Acele et, olum acele et!" "Ko_oy amca, dilein cana kuvvet olsun! Sözlerin dü_mana ok olsun!" diye Tanr1ya s11nd1 Manas. 0nsanlar1 iyi anlayan Han Ko_oy ad1 ulu Manas'a dikkatle bak1p onu denedi : Alt1n ile gümü_ün, Tozundan yarat1lm1_ gibi. Gök ile yerin, Direinden yarat1lm1_ gibi. Ay ile güne_in, I_11ndan yarat1lm1_ gibi. Alt1 kal1n kara yerin, Dayand11 direkten, Ay 1_11 alt1ndaki 1rma1n, Dalgas1ndan, yarat1lm1_ gibi. Havadaki bulutun, Gölgesinden yarat1lm1_ gibi. Gökteki ay ve güne_in, I_11ndan yarat1lm1_ gibi. "Er Manasla kimsenin ba_a ç1kamayaca1 belli. Hasetçiden nazar, kötü niyetten dil demesin." Dedi tecrübeli Ko_oy memnun olarak. "Kar_1na kimse ç1kmas1n, pe_ine dü_man dü_mesin! Kar_1na ç1kan dü_man mert olsun!" dedi. Adet üzerine Han Ko_oy iyi yolculuk dileyerek. O, yere ve suya s11narak, Tanr1ya Manas için hay1r dua etti. "Geldiin yoldan gitme! Geçtiin suyu tekrar geçme! Uyuyan ulu dalar1n üzerinde uçarak yuvana ula_!" dediler bah_1lar davul çal1p s1çrayarak. Er Manas Altay'daki K1rg1zlar koklayarak kuvvet bulsun diye atalar1n1n yerinden bir avuç toprak al1p mam1r otuyla birlikte beline balad1 ve Ko_oy ile vedala_1p Altay'a doru hareket etti. S1rt üstü yatan büyük bahad1rlar gibi uzanan Ala-da sanki Manas'1 uurluyordu. Çin han1 Esen Han'1n alt1n saray1n1n kulübelerinde ate_ yak1l1p, davullar çal1nd11nda tüm _ehir yank1land1, bir günlük mesafede bulunan yerlere kadar haber gitti. Han vezirleri, dan1_manlar1, komutanlar1, büyükleri, ileri görü_leri Esen Han'1n saray1na tela_la topland1lar. Esen Han kahrolarak _öyle yarl1 verdi: "Bu piç kaçak K1rg1zlara devleri, büyücüleri kaç kere gönderdik. Ne sa dönen oldu, ne ganimet ile döner oldu. Yak1nda rahipler K1rg1zlar1n tek bahad1r1 olan Manas'1n Ala-daa göç etmek için yer görmeyi gittiini haber verdiler. F1rsat gelmi_tir. K1rg1zlar1 soyup soana çevirmenizi emrediyorum. Halk1 yok olunca, Manas'1n kökü kesilecektir. Yaln1z aaç ç1nar olmaz. Binba_1 Coloy bahad1ra ok i_lemez z1rh giydireceim. Orduba_1 yine Mançu Neskara olacak. Dan1_man1n1z büyücü Karacay olacak. Öcümü alacak bahad1rlar1m, öleceksiniz K1rg1zlarla çarp1_arak ölün! Onlar1 yenemezseniz Çin seddini geri döneyim demeyin!" Alemi altüst eden Coloy adl1 bahad1r, han1n1n önünde eilip diz çöktü. O bir oturu_ta yirmi okkadan fazla buday yiyip hiçbir _ey yememi_ gibi kalkan ev kadar kocaman biri idi. "Ulu gökyüzü alt1nda e_siz olan merhametli Esen Han! Huzurunuza K1rg1zlar1 yok etmeden gelmeyeceiz. Manas'1n ba_1n1 al1p geleceiz!" dedi. Coloy, askerleriyle yemin ederek. Ok i_lemez, yumruk kadar dümesi olan z1rh giyen, kuzgun gibi uçan ata binen, çelik ba_ Kalmuklar1n han Coloy'u az1ndan duman gözlerinden alev ç1kararak ordusunu harekete geçirdi. Bu biçimsiz kafirin boyu posu _öyleydi: saçlar1 da1n1k, hemen yutacak gibi h1rsl1, kudurmu_ domuz gibi, ka_lar1 yanm1_ orman gibi, hergele çoban1n giydii deri çizmelerine benzeyen kal1n dudakl1, geni_ k1sa boylu, kal1n yanakl1 geni_ omuzlu bir boan1n etine doymayan acayip pehlivan biri idi. Coloy'un pe_inde at oyuncusu, yürük atl1 kavgac1 pehlivan, iri yar1 Neskara, onun pe_inde papaan kuyruklar1yla süslenmi_ koyu doru kat1r1na binen Döödür Alp, onun pe_inde k1rm1z1 kolsuz kürk giyen, sanca1n alt1nda duran okumu_, ni_anc1 Karacoy, K1rg1zlar1n kökünü kurutmaya geliyordu. Say1s1z ordunun içinde ate_ten çekinmeyen devler, pehlivanlar vard1, bir bölümü süvari, bir bölümü yaya olan, karg1 ile silahlanm1_ askerler, m1zrakç1lar, kurnaz yayc1lar, baltac1lar, kementçiler, çok say1da ni_anc1, büyücü, yakar1_ç1 olup, yeri salland1rarak geliyorlard1. Çin han1 Esen Han'1n askerlerinin gelmekte olduunu Altay'daki K1rg1zlar iki gün evvel örendiler. Ala-Da'a, Ko_oy'a giden Manas'tan haber gelmedii için tela_a kap1lan Akbalta, iki Kutubiy birbirine dan1_arak gündüz dinlenmeden gece uyumadan avulu Bin Su'dan geçirdiler. Çam ormanlar1n1 dola_t1lar. Ulu da'a göç ettirdiler. Kuvvetli yiitler ise dü_man1n önünü engellediler. Kutibiy Oralma da1n1n burnunda durup dü_manlar1 gözetliyordu. Aman Allah1m, kara kurt gibi çok say1da asker tozu dumana kat1p, yeri göü sarsarak sel gibi ta_1p ak sancakla ak1n ak1n geliyordu. Kutubiy ye_il sahradan bulduu Telk1z1l at1n1 sadan soldan kamç1layarak K1rg1zlara geldi ve vahim haberi ula_t1rd1. Bu arada : "Size ejderhan1n aya1na basmay1n, Çinlilere dokunmay1n diye söylemi_tim. ^imdi beni derde soktunuz.. sonunda bunu göreceksiniz. Akbalta, sürekli Manas'1 _1mart1p yapaca1n bu muydu! Hani senin bizi Çinlilerden kurtaracak Manas'1n? O ba_1bo_un nerede olduu belli deil! Kahrolas1 hay1rs1z Akbalta!" dedi Cak1p hiddetlenerek. Akbalta yerinden f1rlay1p _öyle dedi: "Olsa olsa ölürüz, Cak1p. Ölmeyen kim var? Dö_ekte yatarak ölmektense, sava_arak ölmek daha iyi deil mi? Ölümden korkan onurlu mudur? Dertli ba_1m1z yere girinceye kadar, Kara Hitay Mançu ile çarp1_mayal1m m1 yani! Manas bizi Kalmuklara ezdirecek biri deil. O ya bunu bilmiyordur, ya da buraya ula_am1yordur. Kalmuklara boyun eeceimize çarp1_arak ölelim! Gayrete gelin millet!" "Dü_man1n önünü keselim!" dedi Bozkurt Kutubiy hayk1r1p, K1rg1z1 dü_mana b1rak1p arslana nas1l cevap vereceim diye gülümsedi, aç arslan gibi gerilip, demir m1zra1n1 eline ald1." "Manas" parolas1n1 hayk1rarak tek ba_1na dü_manlara sald1rd1. Saa sola bakmadan, can1n1 di_ine takarak dü_manla burunburuna geldi, m1zra1n